Seçimler geride kalmış, yeni dönem şekillendirilmeye çalışılıyor olmasına rağmen, hala içeride seçim kapmayası devam ediyormuşçasına iktidar kanadı, özellikle yandaşları muhalefeti suçlamaya devam ediyor. Sanki böylece iç ve dış sorunlardan toplumun dikkati başka yöne çekilmeye çalışılıyor. İşin üzüntü veren yanı ise karşılıklı laf yarışında hiçbir ölçü yok. Bir yandan iktidar kanadı tarafından CHP terör örgütü ile işbirliği halinde olmakla, HDP’nin barajı aşmasını sağlamakla suçlanıyor, öbür yandan da Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın seçilmesinin ardından niçin tebrik etmediği sorusuna, “Diktatör tebrik edilir mi?” karşılığını veriyor. İki tarafta da sanki bir seçime girilmedi, ortaya çıkan sonuç da seçmenin verdiği oylarla belirlenmemiş gibi bir hava estiriliyor. Kısacası, karşılıklı olarak kendilerine verilmemiş oylar ya teröre destek olarak ya da bir diktatöre verilmiş gibi takdim ediliyor. Belli ki insaf ölçüleri bir kenara bırakılmış. Bunun da ötesinde bir takım parti ve kişisel çıkarlar ülkenin çıkarlarının önüne geçmiş. Bu havadan biran evvel kurtulmak durumundayız. Çünkü bu yaklaşım bazı siyasilerin kendilerini emniyet ve yargının yerine koydukları görüntüsü veriyor. Bu ülkede bir anayasa ve yasalar varsa bu anayasa da halkın oyları ile kabul edilmiş ise bir partinin mensuplarına verilen oyların terör örgütüne yarıyor olarak nitelendirilmesi, öbür taraftan yine halkın oyları ile seçilmiş bir Cumhurbaşkanının diktatörlük ile suçlanması demokratik sisteme inançsızlığı gündeme getirir. O zaman insana, ‘Mademki seçimlerin sonunda ortaya çıkacak seçmen iradesini kabul etmeyecektin o seçimlere neden girdin?’ diye sormazlar mı? Aksi halde bir yandan seçime girecek, ardından verilen oyların bir terör örgütüne verildiği ileri sürülecek olursa kimsenin kimseye güveni kalmaz. Kaldı ki, gerçekten bir parti ile terör örgütünün ilişkisi varsa gereğinin yapılmasını engelleyen nedir? Mevcut anayasa ve yasalar engelliyorsa Meclis’te gereken düzenlemenin yapılması çok mu zor?
Öte yandan bir seçim yapılmış ve bu seçimde başkanlık için 6 aday yarışmış ve sonunda birisi seçilmiş ise bu seçilmiş kişinin diktatör olarak nitelendirilmesini sağlıklı bir yaklaşım olarak nitelendirmek mümkün olabilir mi?
Özetle partiler mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde milletvekili ve başkan adaylarını belirleme haklarını kullanmış iken bazı bazı partilerin siyasiler tarafından terörist olarak suçlanmasından vazgeçilmesi şart. Öbür yandan da yine seçmenin oyları ile seçilmiş Cumhurbaşkanını diktatör ilan etmek yanlışının da terk edilmesi gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece ülkenin çıkarlarına zarar, bir takım iç ve dış düşmanlara destek verilmiş olur.
Tüm bunları dile getirirken mevcut yapının eleştirilecek yanı olmadığını belirtiyor değilim. İktidar sahiplerinin gündeme getirdikleri pek çok düzenlemeyi kendi çıkarlarına göre ayarladıkları da bir gerçek. Bir yandan ittifakları hukuki bir zemine kendileri kavuşturmuş iken öbür yandan kendileri ile birlikte hareket etmeyenleri kamuoyu önünde suçlu ilan etmeleri, bu partiler seçime girme ve 600 milletvekili adayını belirleme hakkına sahiplerken cumhurbaşkanı adaylarını belirleyememeleri ve adaylarını belirleyebilmek için 100 bin imza toplanması zorunluluğunu, hala yüzde 10 barajının korunuyor olmasını eleştirmek mümkündür. Yani daha bunun gibi pek çok düzenleme bazı partiler tarafından yanlış bulunabilir ve bunların düzeltilmesini istemek kadar doğal bir hak yoktur. Ancak, seçimler bitmiş iken hala ortamı gerginleştirmenin anlamı yoktur.