Kuşkusuz bu seçimlerin en yüksek tonajlı ve sloganik
nitelikteki tartışma konusu, Kaynak meselesi. Muhalefet partilerinin asgari
ücreti belli oranda artırma söylemlerine, çiftçiye mazotun 1,5 liraya kadar
düşürüleceği vaatlerine, iktidar partisi, Kaynak yok, hazineyi biz doldurduk,
siz boşaltmaya mı çalışıyorsunuz şeklinde bir karşı duruş sergiliyor. Kaynak
tartışmaları demişken, bu bağlamda en sert tartışmaların yaşandığı dönemin
Milli Görüş Lideri efsane Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın Refah-Yol
döneminde yaşandığını hatırlatmak isteriz. O günlerde bugünkü gibi Vereceğiz,
yapacağız diye vaat edenlerden farklı bir şekilde Refah-Yol Hükümeti ve
Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, işçilere, memurlara, yüzde 100 e yakın
artışlar sağlamıştı. Dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz ın bu artışlara verdiği
ilk tepki, Kaynak nerede sorusu olmuştu. Hocamızın ifadesiyle, At sahibine
göre kişnemiş, devlete yüzde 120 ile borç veren emperyal tefecilerin,
bankaların hortumları kesilmiş ve havuz sistemi devreye sokularak verimli,
kaynak üreten kamu kurumları, borç içindekilere omuz vererek, bütçe tamamen
hizaya getirilmişti.
Geçtiğimiz günlerde yandaş bir tematik televizyon
ekranlarında, artık hafızalarımızdan bile silinmek üzere olan, Yağ kuyruğu,
şeker kuyruğu gibi görüntüler eşliğinde, unutma sloganlı ajitasyon yüklü bir
iktidar güzellemesine denk geldim. Demek istiyorlar ki, iktidar tablosunu
değiştirirseniz, şeker, yağ kuyruklarına geri dönersiniz Gülsek bir türlü,
ağlasak bir türlü.
Böyle bir şeyin vuku bulması, Amerika kıtasının yok olup,
yeniden keşfedilmesi gibi absürt bir durum olmaz mı
Liberal ve serbest ekonomi sisteminde, yağ kuyruğu, şeker
kuyruğu olur mu Her şey ortadayken, belki alım gücü olmadığı için insanlar,
bunları satın alamaz Ki, bugün insanların alım gücü, çok mu matah bir pozisyondadır
Deniliyor ki, kişi başına düşen milli gelir 10 bin doları aştı Dört kişilik
bir ailenin her bireyinin 10 bin dolardan kişi başı hesaplasanız 40 bin dolar
yapar. Peki, bugün toplumumuzda 40 bin dolarlık bir gelirle yaşayan
insanlarımızın refah payını gösteren bir argüman var mı Ya da millet bu geliri
alıyor da, bize açlık edebiyatı mı yapıyor Lütfen kimse kimseyi kandırmasın
Bugün, satın alma gücümüz hala yerlerde sürünüyor. Cebimize ay başı giren, iki
gün içinde eriyip gidiyor. Borçluyuz ve borçlu yaşamaya devam ediyoruz.
İnsanlar kredi kartlarına, kredilere, Mortgage lere mahkûm durumda. Çünkü başka
türlü çarklarını döndürebilme imkânları yok. Küçük esnaf sıkıntılı, KOBİ ler
zor durumda. 13 yıldır KOBİ lerin yapısal sorunlarının halledilmesi noktasında
en küçük bir adım bile atılmadı. Oysa bu ülkenin temel yapı taşını KOBİ ler
oluşturuyor. Kaynak, kaynak diyerek, asıl gerçeklerden bakışlarımızı
uzaklaştırmanın bir manası yok. Bu ülke zengin, bu ülke yer altı ve yerüstü
kaynaklarıyla dünyada herkesin gıpta, hayranlık ve kıskançlıkla baktığı bir
ülke. Sadece enerji konusunda sıkıntılarımız var, ama bu da yenilenebilir
kaynaklarla çözülemeyecek bir mesele değil.
Mesele, akaryakıt üzerinden yüzde 70 ÖTV alarak, bütçeye
hortum bağlamak, bayileri Deli Dumrul un vergi köprüsü gibi kullanmak değil.
Mesele, enerji üretimi noktasında daha fazla kafayı çalıştırıp bu ülkenin
kaynaklarını adaletli ve merhametli şekilde tabana yayabilmenin formülünü
bulabilmek. Hz. Ömer in (R.A.) adaleti, merhametinden geliyordu Hz. Ömer
(R.A.), vicdan sahibi olduğundan, gecenin belli bir bölümüne kadar kullandığı
mumu söndürüp, gecenin diğer yarısında devlet işleri yapmadığı için kendi şahsi
mumunu yakıyordu.
400 verin de kime verirseniz verin! diyenler, acaba kime
ne istiyorlar ve kimin cebinden harcayıp istiyorlar Adalet ve merhamet
kardeşim! Yaygarayla hakikatin vicdanını örtemezsiniz!