Resmen ve fiilen seçim dönemine girildi. Girildi ama iktidar ve anamuhelefet partilerinin millete sundukları ortada ciddi bir programları yok. Sadece milletin duygularına seslenerek taraftar bulmaya, seçmen sayılarını artırmaya çalışıyorlar. AKP mağdurları oynayarak bu seçimlerde kendilerinin eskisinden çok daha güçlü olarak Meclise gönderilmesini istiyor,CHPise bildik hayali tehlikelerle toplumun bir kesimini korkutarak yanına çekmeye, diğer sol partileri tasfiyeye çalışıyor. Kısacası, karşılıklı duygu istismarından başka şimdilik görünen birşey yok. Aslında bundan sonra da CHPnin ortaya ciddi bir toplumsal program koymasını beklemek yanlış olur. Zaman zaman belirttiğim gibi aslında gerek dış politika gerek ekonomik uygulamalar bakımından CHP ile AKP arasında ciddi bir fark yok. Söz gelimi seçim kararı alınmasının hemen ardından CHPGenel Başkanı Baykal, "AB yolundan Türkiyeyi kimse döndüremeyecek, yapılması gerekenler kesinlikle yapılacak" demek suretiyle belli çevrelere mesaj verirken, AB konusunda şimdiye kadar AKPye karşı çıkar gibi görünen açıklamalar yapmış olsalar da netice itibariyle kendilerinin de ABden yana olduklarını vurgulamış oluyordu. ABD ile ilişkiler konusunda da çok farklı bir yaklaşıma sahip olmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Söz gelimi ABDyi dış politikamızın merkezi olmaktan çıkartacak bir teklifleri şimdiye kadar olmadı. Zaman zaman ABD ve ABye karşı çıkış şeklindeki açıklamalar göstermelik olmaktan öte gitmiyor.
Dış politikanın yanında ekonomik politiklar açısından CHPnin IMFile ilişkileri kesecekleri, ülkemizi kendi kaynakları ile kalkındıracaklarına dair bir açıklama geldi mi Hatırlayan var mı Bizim Anamuhalet ile AKP arasındaki çekişme ve tartışmaları zaman zaman Horoz Dövüşüne benzetmemizin sebebi işte bu temel politikalardaki benzerlikleri daha doğrusu aynılıklarıdır. Aynı oldukları halde farklıymış gibi davranarak toplumun bir kesimin oyunu AKP diğer kesiminin oyunu ise CHP almanın gayreti içindedir. Bu anlayış ve yaklaşım toplumu iki kutuplu hale getirmenin ötesinde ülkemizin ve insanımızın meselelerine çözüm getirmekten çok uzaktır. Çünkü, şimdiye kadar uygulanmakta olan politikalar insanımızın derdine derman olmadığı gibi her geçen gün dertler katlanarak artmıştır
Özellikle AKPnin mağdurları oynayarak daha önce 376 milletvekili ile Meclise gelmiş olmasına rağmen millete verdiği sözleri yerine getirmemiş olmasını unutturmaya çalışması karşısında insanın ister istemez aklına, "Tek başınıza Anayasayı değiştirecek çoğunlukla iktidara geldiğiniz halde niçin harekete geçmediniz. Son gün yaptığınız değişiklikleri daha önceden yapmadınız Mesela Cumhurbaşkanı seçimini Mecliste gerçekleştirebilseydiniz halkın seçmesini öngören değişikliği aklınıza getirecek miydiniz" soruları geliyor. Bu bakımdan belli ki AKPnin Cumhurbaşkanını halka seçtirmek gibi bir düşüncesi yokken Mecliste başarısız olunca, karşı atağa geçmek durumunda kalmıştır Halbuki partilerin plan ve programları süreklilik arzeder. Bir parti gerçekten Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin ülkemiz için hayırlı olacağına inanıyorsa bunu ilk fırsatta yapardı. Bu yapılmadı. Seçim meydanlarında IMF programlarına mutlaka sosyal bir muhteva kazandıracaklarını söyleyenler iktidar olduktan sonra işin bu boyutunu unutmayı tercih ettiler ve adeta IMFnin hazırlayıp verdiği programların tatbikçisi ve takipçisi oldular.
Şimdi ise halktan geçmişte yapmadıklarını yapabilmek için daha çok oy ve milletvekili istendiğine şahit oluyoruz. İlk miting bunun sinyalini veriyordu.
Netice olarak diyoruz ki, halka sunacak programları olmayan sadece kamplaşmalardan medet uman AKP ve CHPnin millete söyleyeceği fazla bir şey yoktur. Bu bakımdan Mecliste tablo değişmek durumundadır. Görünen o ki değişecektir de. Hatta öylesine değişecektir ki, bu değişim karşısında AKPve CHP neye uğradıklarını anlayamayacaklardır. Bu sonucu gece yarısı muhtırası da değiştiremeyecektir.