Seçim sistemi bu ülkede deneme tahtasına döndürülmüştür. Herkes kendi düşüncesine göre sistem önerisinde bulunurken iş genellikle ideolojik bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Getirilmesi istenen sistem genellikle ülke şartları dikkate alınarak gündeme taşınmaz. Yaklaşım ideolojiktir. Söz gelimi 1960 darbesinin ardından getirilen sistemin özünü seçmenin verdiği her oyun Meclise yansıması oluşturuyordu. Böylece sistem daha bir demokratikleştirilmiş olacaktı. Çünkü,1960 darbesine kadar 10 yıl süreyle çoğunluk sistemi uygulanmıştı. Bu sisteme göre bir seçim bölgesinde hangi parti diğerlerinden bir oy fazla almış ise o seçim bölgesinin tüm milletvekillerini o bir oy fazla alan parti çıkarıyordu. Böyle olunca da 10 yıl boyunca CHP, DPkarşısında sürekli yenilgiye uğradı.1960 darbesinin ardından DPkapatılmış olmasına rağmen yine benzer bir durum ortaya çıkmasın diye çoğunluk sisteminin yerine milli bakiye olarak nitelendirilen bir sistem getirildi, bununla istenen sonuç alınamayınca nisbi temsil olarak nitelendirilen bir başka sisteme geçildi.
Tüm bu denemeler ister istemez koalisyonları gündeme getirdi. Koalisyonların istikrarsızlığa yolaçtığı söylenmeye başlandı. Koalisyonlardan kurtulmak, Meclise 2 ya da en fazla 3 partinin girmesini sağlayacak yeni bir sistem istenmeye başlandı. Bu defa 1980 darbesi ile baraj sistemine geçildi. Getirilen yüzde 10 baraja rağmen yine koalisyonlar döneminin önüne geçilemedi. Ta ki, 2002 seçimlerine kadar. Bu defa 2 partinin dışında Meclise parti giremedi. Öyle bir tablo ortaya çıktı ki, kullanılmış olan oyların yüzde 45inin Mecliste temsil edilme imkanı olmadı. Seçmenin 10 milyonu da sandık başına gitmeyince seçmenin 55den fazlası Meclis dışında kalmış oldu. Yıllardan beri eleştirilen koalisyonlar dönemi sona ermişti ama bu defa ortaya çıkan AKPnin tek başına iktidarından rahatsız olan bazı çevreler seçim barajının indirilmesini dillendirmeye başladılar. Son günlerde Cumhurbaşkanı Sezerin de dile getirdiği seçim barajının indirilmesi talebi aslında belli bir çevrenin isteği olmanın ötesinde ABnin isteği olduğu biliniyor.
Dikkat edilirse bu ülkede seçmen bazında azınlıkta olmalarına karşılık etkili mekanizmaları ellerinde bulundurunlar sürekli olarak seçim sisteminden şikayetçi olmuşlardır. Daha doğrusu seçimlerden onların arzusuna uygun sonuç çıkmışsa seçim sistemine itiraz etmemişlerdir. Ama, bunun aksi olmuş onların isteğine ters düşen bir sonuç çıkmışsa -genellikle böyle olmuştur- hemen harekete geçilmiş, seçim sisteminin değiştirilmesini istemeye başlamışlardır.
İşin doğrusuna gelince; seçmen iradesinin Meclise doğru bir şekilde yansımasının sağlanmasıdır. Bu sağlandıktan sonra, daha seçimlere girmeden partilere birlikte hareket etme ve bunu seçmene duyurma imkanı verecek bir düzenlemenin de yapılması gerekir. Söz gelimi iki ya da daha fazla parti ittifak halinde seçime girebilmeli, bunun hukuki bir zemine oturtulmuş olması gerekir. Hazırlanacak ortak seçim beyannamesi, seçimlerden sonra ortaya çıkacak tabloya göre ittifak partilerinin nasıl davranacağını önceden kamuoyuna ilan etmeleri sağlandığı takdirde hem seçmen iradesi Meclise yeteri kadar yansıyacak hem de koalisyonlar istikrarsızlık kaynağı olmayacaktır. Olaya ideolojik bir açıdan yaklaşmaktan vazgeçip ülkenin neye ihtiyacı olduğu düşünüldüğü takdirde konuyu kalıcı bir çözüme kavuşturmak mümkün olacaktır. Aksi halde seçim sistemi yaz-boz tahtası olmaya ve esas istikrarsızlığın kaynağı olmaya devam edecektir.