Abdülkadir Özkan ın Cuma günü (07.09.2007) "Türkiye nin pazar oluşu nasıl bir şey " başlıklı yazısı, adeta tahrik edercesine beni dikkatle okumaya dâvet etti; özenle okudum Sonra yazının yazılmasına vesile olan haberi bulup biraz da o haber üzerinde mütalaa yapıp düşündüm

Millî Gazete nin ekonomi sayfasında aynı gün yayımlanan ana haber, başlığından itibaren benim için daha dikkat çekici ve yaralayıcıydı: "Genç nüfus ve ucuz iş gücüne rağmen yatırımcılar yurtdışına kaçıyor/ Sanayi göçü önlensin!"

Sonrasında zihnimde konu ile ilgili oluşan düşünceleri yazmaya başladım

Abdülkadir Özkan ın dikkatini çeken haberin başlığı "Hiçbir yabancı firma Türkiye den gitmez" şeklinde. Bu haber, bir Alman teknoloji marketinin Türkiye pazarından çekilme kararının ardından; yola devam mesajı veren İngiliz teknoloji marketi üst yöneticisinin söyledikleri üzerine yazılmış. Sektörde bazı firma yöneticilerinin "Geldikleri gibi giderler" şeklinde açıklamaları bulunduğunu kaydeden şirketin Türkiye Mağazaları üst yöneticisi (CEO), "Hiç kimse bu ülkeden gitmez. Türkiye büyük pazar. Herkese ekmek var. Biz 1-2 yıllığına Türkiye ye gelmiyoruz. Büyük şirketler mutlaka yollarına devam edecektir." demiş.

Evet, büyük şirketler ve markalar; işte bu hassas noktaya daha çok dikkat etmek gerekiyor

*

Bir yanda yıldan yıla artmasıyla öğünmekte olduğumuz genç insanlar, genç nüfus ülkesi; diğer yanda giderek daha da artan genç nüfusa iş ve istihdam oluşturmada zorlanan bir Türkiye

Bir yanda yabancı sermaye yatırımlarını çekmek gayreti içinde olan bir ülke; diğer yanda ülkeden göçen veya göç etmek zorunda bırakılan yerli sermaye ve sanayiciler ülkesi Türkiye

Bir yanda ülkenin yatırım ortamını düzenleme, iyileştirme ve teşvik sistem mekanizmalarını her seçim öncesinde vadeden partilerin olduğu bir ülke; diğer yanda yüksek istihdam maliyetlerinden ve üretim üzerindeki yüksek enerji maliyetlerinden, yüksek vergilerden ve yanlış teşvik sisteminden dolayı Türkiye den özellikle Kuzey Afrika, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine tekstil, hazır giyim, konfeksiyon, halı gibi sektörlerde sermaye ve sanayici göçünü önleyemeyen Türkiye

Bir yanda hâlâ kalkınmakta olduğundan konjonktürel ve yapısal olarak her türlü sermaye ve teknolojiye muhtaç bir ülke; diğer yanda yurt dışına göç edip giden sermaye ile birlikte uzun yılların oluşturduğu bilgi birikimi ve deneyimlerini kaybeden Türkiye

Bir yanda yıllık ihracatının 98,9 milyar dolar olduğu ve 100 milyar dolara ramak kaldığı ile öğünen bir ülke; diğer yanda ithalat ile ihracat arasındaki makasın olumsuz yönde açılmasıyla ekonomisi giderek kötüye giden bir ülkeye dönüşen Türkiye

Bir yanda rakamlarda yapılan suiistimaller sayesinde son yıllarda yakaladığı yüksek büyüme oranları ile öne çıkan bir ülke; diğer yanda başta cari açık olmak üzere, dış ticaret açığı, yüksek faiz tahribatı, ihracatçılarımızın düşük döviz kuru belası ve en önemlisi istihdamın geliştirilememesi sebebiyle işsizlik musibetine bir türlü çözüm üretemeyen Türkiye

*

"Genç nüfus ve ucuz iş gücüne rağmen yatırımcılar yurtdışına kaçıyor/ Sanayi göçü önlensin!" haberinin yazılmasına, Gaziantep Genç İşadamları Derneği (GAGİAD) yönetim kurulu başkanı Yaşar Erturhan vesile olmuş.

Ülkenin yatırım ortamını düzenleme, iyileştirme ve teşvik sistem mekanizmalarının yeniden sorgulamasının zorunlu olduğunu ifade eden Erturhan, kendisine aynen katıldığım sözkonusu haberin son bölümünde şöyle diyor: "Kalkınmakta olan ülkemiz henüz sermaye ihraç eder yeterlilikte değildir. Giden sermaye ile birlikte bilgi birikimi ve deneyim de ihraç olmaktadır ki, bir süre sonra bu ülkelere ihracatta da tıkanma ve kesilmeler yaşanacaktır. Bu yüzden 60. hükümetin yerli sermayenin ve sanayi göçünün önünü alabilmek için yatırım ortamını iyileştirmek ve mevcut sanayimizi kaybetmemek için yatırım ve teşvik sistemini yeniden ve acil olarak düzenlemeleri gerektiği görüşünü taşıyoruz."

Abdülkadir Özkan "Türkiye nin pazar oluşu nasıl bir şey " diye başladığı uyarıcı yazısının sonunda çözüme yönelik önemli hatırlatmalarda bulunmuş; bir kere daha hatırlamamızda yarar var: "Ülkemizin verimli bir pazar olması da yabancılar için iyi olabilir ama bizler için sefalet anlamına gelir. Ülkemizi üreten ve satan bir ülke konumuna getirmek durumundayız. Sadece başkalarının ürettiklerini tüketen bir ülke olmak günümüz dünyasında borçlu bir ülke olmak, ekonomik bağımsızlığını yitirmek, ekonomik bağımsızlığını yitiren bir ülkenin siyasi bağımsızlığının da tehlikeye girmesi demektir. Pazar olmaktan kurtulduğumuz ölçüde güçlü, güçlü olduğumuz ölçüde de lider ülke olabiliriz. Uydu değil lider ülke olmak istiyor ve bu ideali paylaşıyorsak pazar olmakla övünemeyiz."

Sanayi ve üretim göçünü önleyemezseniz, bir müddet sonra diğer sanayi ülkelerinin pazarı olursunuz.

Ramazan-ı Şerifiniz Mübarek Olsun.