Heykel tartışmaları dönemine yeniden erdik. Uzun bir zaman geçti Melih Gökçek in özlü ikazından bu yana. Demek ki benzeri bir ikâza ihtiyaç duyanların talebiyle karşı karşıyayız. İşte, Antalya Kemer de ortaya çıkan münakaşa: "Yontucu"su tarafından "Aşk Yağmuru" adı verilen metal objeye yöre halkının münasip gördüğü isim "Porno Heykeli" imiş. Dikildiği kavşağa da "Porno Kavşağı" demekteymiş Kemerliler. Halkın bir bildiği olmasa böyle adlandırır mı "Yontucu"nun itirazî debelenmeleri boşuna

İlgi odağı unsurlarla donatılmış söz konusu "yontu"nun gündemde yer bulmasına şaşmamak lâzım. Pes: Aşk, sevgi, cinsel, bikini, kızların ahlâkı, müstehcenlik, vb. konuyu süsleyen ve merak duygusunu kışkırtan kelimeler!

Sözü fazla uzatmaktan endişe ediyorum. Öyleyse başka bir yürüyüşe çıkıp "kamuoyu"nun dikkatini farklı bir "heykel faciası"na çevirmeye çalışalım!

Bu sonuncusu Bursa dan. Sessiz sedasız dikilen kara bir tabut! Üniversiteli öğrencilerin ve bulunduğu karayolu hattından gelip geçen taşıtlardaki yolcuların dikkatini çekmiş midir bilmem, fakat başkaca bütün gözlerden oldukça ırak sayılabilecek bir mekân: İzmir Yolu üzerindeki ilk Uludağ Üniversitesi Kavşağı nda.

"Kara bir tabut" demiş bulunduk, sebepsiz değil. Muhteviyatında granit ve bazalt bulunan, ebatları 360 cm _450 cm _60 cm olan "taş" yapının rengi gerçekten "kopkoyu". Üstelik en başta dikildiği birkaç metrekarelik alanın, ardından bütün Bursa nın yeşilini de karartacak kadar "kapkara". Tabii bu "taş" yapının "tabut"la özdeşliğini sağlayan asıl yön, Bursa yla kurabileceği hiçbir "gönül bağı"nın olmayışı, olamayışı

Şimdi bunu açıklayalım, buraya bakın!

"Yontu"muzu Fransız "sculpteur" Nicolae Fleissig "tıraş" etmiş.  Adı "Porte de la Cité". Belediyenin bez afişteki Türkçesiyle: "Şehir Kapısı". Demek ki Nilüfer Belediyesi bu noktayı, yani Görükle kampüsü ilk köprülü kavşağını şehrin giriş noktası kabul ediyor. Bir köprüaltının şehir girişi kabul edilmesi, pek çok bakımdan kabul edilmeyecek olsa da, sırf çirkin "kentleşme" rezilliğine delalet ettiği için manidar bulunmalıdır. (Köprünün kolon ve kirişlerini tarihî şehir kapılarının sütun ve kemerleriyle benzer mi saymalıyız! )

Bu başka bir konu. Dolayısıyla geçelim. Ne diyorduk, "Porte de la Cité"nin Bursa yla barışık bir "kütle" olamayacağı

Şimdi, malûmdur ki şehre kapı sından girilir. Şehri şehir yapan unsurların başında, kapı sının olması gelir. Bursa, asıl Bursa, başka üstünlüklerinin yanı sıra, kapı ları bakımından da şehirler şehridir. Medeniyet Bursa sının beş kapısı olduğunu hatırlatalım isterseniz: Saltanat Kapı (Hisar Kapı - Balık Pazarı Kapısı), Fetih Kapı (Pınarbaşı Kapısı Su Kapısı), Kaplıca Kapı, Zindan Kapı ve Yer Kapı (Gerçi bunların da son yıllarda Osmangazi Belediyesi eliyle restorasyon oyunlarına alet edildiği vakıası gündemdedir. Gördüğünüz gibi, Bursa Belediyeleri çok sıkı çalışmaktadır: Şehri köksüzleştirmek için!)

Böyle, beş kapılı bir şehre "Porte de la Cité" adlı "yontu"yu yama yapmanın gerekçesi başka ne olabilir Hangi hesaplar, ne tür menfaatler

Burada, Bursa ya yama yapılmak istenen nevzuhur kapının, orijinallik tartışması yaratacağını da belirtmek gerekir. Bunu, Nicolae Fleissig e ait başka "yontu"ları ile karşılaştırarak öğrenebiliriz.  Daha doğrusu "sculpteur"ün "Les Portes de la Cité" (Şehir Kapıları) başlıklı genel projesiyle. Fleissig bu projeyi 2001 den bu yana değişik tarihlerde ve çeşitli şehirler için uygulamış. Sonuncusu Bursa ya

Bursa ya layık görülen "Şehir Kapısı" "yontu"sunun neyi simgelediğini de araştırdık. Bu "yontu"yu yapan Fleissig, üç parçadan oluşan "yapıt"ının anlam dairesini "Şehir Kapıları" projesi çerçevesinde şöyle belirtiyor: "Dikey iki parça, geçişi simgeleyen açık kapıyı; ortadaki üçüncü parça ise modern bir kentin labirentlerini ve ritmik yapısını temsil ediyor." İyi de, burada söz konusu şehir Bursa. Ne idüğü belirsiz bir modernlikten ziyade tarihî misyonu ağır basan bir belde. Fakat hayır, Fleissig, Bursa ya diktiği "yontu" için şunları söylemiş: "Ortadaki küp biçimindeki yapıyı yaparken Türk kilim ve renginden etkilenerek yaptım. Küpün üzerindeki çim resimleri şehrin peyzajını oluşturmaktadır." Demek ki "yontu"culukta anlam "yerel ölçekler" ve muhataplar bazında değişebiliyor. Buna göre, herhangi bir kişi de çıkar ve şöyle derse ne cevap vereceğiz: Bu taş yapının kompozisyonunda "haç" motifi söz konusu

Yazımıza Kemer deki müstehcen "Aşk Yağmuru" (Halkın ifadesiyle "Porno Heykeli") ile giriş yapmıştık. Bir nesnenin müstehcen, porno veya başka bir niteliğe haiz olması için illa ki cinsel dürtüleri kışkırtması gerekmez. Nesne, insanların ve onlara ait değerlerin onurunu rencide eder bir nitelik taşıyorsa müstehzi bir saldırganlığa sahip demektir. Nilüfer Belediyesi Başkanı durumun farkında olsa gerek ki beldesi için teslim aldığı on bir "yontu" için verdiği demeçte şöyle konuşmuş: "İnsanların heykele tükürdüğü bir dönemde, biz tam tersine, kentimizi çağdaş heykellerle donatalım diye yola çıktık." Hayır Sayın Başkan, insanlar heykele değil, ahlaksız fiil, eylem ve sanatlara tükürüyorlar. Hem sadece Melih Gökçek değil tüküren, yüksek değerlere sahip olan herkes tükürüyor. Mesela, J. J. Rousseau şöyle diyor: "Sanat edepli olmak zorundadır. Edepsiz sanatın içine tükürürüm." Öyleyse, "Porte de la Cité" özelinden soracak olursak, bu "yontu"nun Bursa yla izdivacı münasip mi Mesele bu!

Bu yazıda kullanılan bazı kaynaklar:

http://www.nicolaefleissig.com

http://www.zyzo.net/artistes/visioA.php id=585&gal=1&PHPSESSID

http://www.haberler.com/heykel-sanatcilari-eserlerini-nilufer-e-armagan-haberi