Samimiyetin tespiti hem kolay hem de imkânsız

Abone Ol

Samimiyetin tespiti hem kolay hem de imkânsız

Rusya- Ukrayna çatışması, yıllardan beri çözüm bekleyen bazı konuları yeniden gündeme getirdi. Bunun başında da Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı üyeliğe kabulünü gündeme getirmesi geliyor. Böyle olunca ister istemez akla gelen ilk soru, “AB’ye üyelik için savaş mı gerekiyor?” oluyor. Şimdiye kadar Ukrayna’ya evet ya da hayır biçiminde net bir cevap vermeyen AB’den, çatışmalar ilerleyince olumlu açıklamalar gelmeye, hatta çatışmaların ortaya çıkardığı acı görüntüler sebebiyle bazı AB temsilcilerinin gözyaşı dökmesine vesile oldu. Kısacası anlık gelişmelerin oluşturduğu ruh hali insanlarda yeni bir yaklaşımı gündeme getirdi. Bunda AB ülkelerinin hiç tahmin etmediği Ukrayna halkının ve Zelenski’nin gösterdiği direniş etkili oldu. Çünkü çatışmaların başında işin sürmeyeceği, birkaç gün içinde Rusya’nın daha önceden bağımsızlığını kabul ettiği Ukrayna içindeki iki bölgeyi işgal edecek ve çatışmalar da son bulacak beklentisinin boşa çıkması ister istemez çatışmalar öncesine göre çok farklı bir görüntü ve yaklaşım oluşmasını sağladı. Bu bakımdan AB’nin Ukrayna’yı üyeliğe almak hususunda olumlu bir hava oluşmasını izah ederken Ukrayna halkının ortaya koyduğu direnişi görmezden gelmek doğru olmayacaktır. Ayrıca, AB’deki Ukrayna lehine ortaya çıkan havayı da, “AB’ye girmek için savaşmak mı gerekiyor?” diye yorumlamak bu hava değişikliğini sadece çatışma ile ilah etmek kanaatimce eksik bir değerlendirme olacaktır.

Çünkü Ukrayna için Rusya ile çatışması AB üyeliği konusunda olumlu bir hava esmesine vesile olurken Türkiye’nin bir AB ülkesi ile savaşa girmesinin aynı sonucu vereceğini düşünmek kanaatimce doğru bir tahmin olmayacaktır. Gerçi Türkiye’nin NATO’ya üye olabilmesi için Kore’ye asker göndermesi ve orada savaşması gerekti ama Türkiye’nin NATO üyeliğine kabul edilmiş olması AB’ye üye olmasının önünü yıllardan beri açmaya yetmedi. Yani, ABD ve AB ülkeleri ile ilişkilerimizde belirleyici olan husus günün şartları oluyor. Eğer Türkiye’nin cepheye sürülmesi, Haçlılar için savaşması gerekiyorsa hava farklı, Türkiye’yi aralarında görmekten duydukları rahatsızlık devam ediyorken AB’ye üyeliğimizin önü açılamayacaktır. Çünkü 50 yılı aşkın bir süreden beri Türkiye’yi AB ülkeleri aralarına almıyorlar. İşin acı tarafı almayışlarını da izah etmiyorlar. İzah etseler belki Türkiye o kapıyı çoktan terk edecek, kendine yeni bir hedef belirleyecektir. Türkiye’nin böyle bir tavır takınmasını da istemiyorlar. Çünkü Türkiye’nin Haçlılara yönelik her türlü dışlanmaya rağmen kapıda beklemeye devam ediyor olması dünya üzerinde oluşturulmuş zalim düzenin devamına katkı sağlıyor. Bunun aksi ise yeni bir dünya düzeninin kurulmasını gündeme getirecektir. Bu ise Haçlı ittifakının çıkarlarına aykırı olacak.

Batı dediğimiz sömürgeciler dünyayı ikiye ayırmış, aralarında sömürü alanına taksim etmişlerdir. Bu taksimat hâlâ varlığını koruyor. Bunun için yaşanan onca görünürdeki sürtüşmeye rağmen ABD ve Rusya çatışmış değil. Buna bakarak Ukrayna-Rusya çatışmasına yönelik yorumlarda sıkça, “ABD, Ukrayna için Rusya ile savaşmaz” açıklamaları yapılıyor. Bunun yanında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardında bağımsızlığını ilan eden 9 ülke AB’ye alınmış iken Ukrayna’nın dışarıda kalması bu ülkeyi istemediklerinden değil, yıllar önceden yapılmış paylaşımın bir neticesidir. Yani, Türkiye’nin AB üyeliğini de bir savaş belirleyecek değildir. Haçlıların fedai olarak Türkiye’ye ihtiyaçlarının olup olmaması belirleyecektir.

Bu gerçeğin bir an evvel farkına vararak Haçlı ittifakı ile dost olunamayacağını görmek durumundayız ve boşu boşuna AB kaplarında beklemekten, ABD’nin kanatları altında yer almaktan vazgeçmemiz şart görünüyor. Bunun da ötesinde bize karşı Haçlı-Siyonist ittifakının samimi bir tutum ve söylem belirlemesini beklemenin de anlamı kalmıyor.