Yirmi gün köşemi boş bıraktım. Çünkü gerek ülkemiz gerek dünya öylesine sıkıntılı hale geldi ve getirildi ki insan bu karmaşa içinde sakin düşünemiyor, sıkıntılı ve bunaltıcı bir ortamda yaşamak olayları sakin değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Bunun için kendime gazete yönetiminin de onayı ile izin verdim. Ancak, 50 yıllık bir süre boyunca işimin yol açtığı alışkanlıktan öyle bir anda kurtulmak mümkün olmuyor. Günlük olarak yazı yazmayacak olsam da her gün televizyon kanallarından haberleri muntazam olarak izlemek ve yine her gün en az günlük 10 gazete okumadan güne başlayamayınca yazı yazmamak insanı stresten kurtarmaya yetmiyor. Özellikle de her sabah ilk iş olarak aldığım gazetelerin sayfalarını tek tek çevirip mürekkep kokusunu hissederek haberlerden haberdar olmak bir hayat tarzı haline gelmiş ise galiba başta korona salgınının ortaya çıkardığı stres ve gerilime katlanma, gelişmeleri normal kabul etmek gerekiyor. Özellikle de bunlara bir de siyasetin geldiği, getirildiği şartlar eklenince toplum iyice geriliyor. Belki toplum gerilmiyor da benim açımdan öyle bir sonuç ortaya çıkıyor, o konuda emin değilim. Ama nedense toplumu ayrıştırıcı, kamplaştırıcı üslup siyasiler için vazgeçilmez bir hâl almış görünüyor. Sanki ülkenin sorunlarına çözüm bulmak siyasiler ve özellikle de iktidar mensupları açısında olmazsa olmaz bir tutum olarak benimsenmemiş görünüyor. Bunun da ötesinde iktidar sahipleri geleceklerini bu kamplaştırıcı tavırda görüyorlar. Böyle olmasa bile ortaya çıkan görüntü bu.

Hâlbuki istesek de istemesek de, düşüncelerine ve inançlarına katılmasak da 83 milyon bu ülkede birlikte yaşamak durumunda olduğumuza göre bu kamplaştırıcı tutum toplumu geriyor, ister istemez toplumun bir kesimini normalin dışına atıyor. Bu ise kamplaşmayı körüklüyor. Bundan bir kesim kendine göre siyasi rant sağladığını düşünüyor olsa da toplum açısından huzursuzluğa yol açıyor. Hâlbuki siyasilerin asli görevi iktidar olsun, muhalefet olsun toplumsal huzuru sağlamak, ülkenin sorunlarına çözüm aramak ve bulmak olmalıdır. Bir tarafın karşı tarafı diktatör olarak, o tarafın da diğerlerini katıksız faşist olarak nitelendirdiği, bunun da ötesinde aşağılayıcı bir takım nitelendirmelerle itham etmeleri giderek bu suçlamaların yargıyı bir kenara iterek toplumda kendileri gibi düşünmeyenleri hain, terörist ilan etmeler ister istemez siyaseti çirkinleştiriyor ama bu çirkinleştirmenin sorumluları ya bunun farkında değiller ya da farkına varmak istemiyorlar.

Elbette siyasetteki bu kabul edilemez çirkin üslubu millet değerlendirmek durumundadır. Ancak, kamplaştırma öyle bir noktaya geliyor ki, ortaya çıkan mensubiyet duygusu taraftarları yanlışları da doğru görmek, çirkini güzel olarak nitelendirmek ve savunmak noktasına getiriyor. Bu arada ülkenin iç ve dış sorunları arada kaynıyor. Söz gelimi tüm dünya aşıyı tartışırken, bunun da ötesinde ülkeleri toplumlarının büyük bir kesimini en kısa zamanda aşılamanın derdine düşürmüş iken ülkemizde bu konu sanal âlemdeki bir takım tiplere kalıyor. Söz gelimi Kasım ayında ülkemizde aşılamanın 11 Aralık’ta başlayacağı söylenmiş olmasına rağmen hâlâ bir netlik olmayışı, salgın sebebiyle toplumun büyük bir bölümü ekonomik sıkıntıya düşmüş, bunların sorunlarına nasıl bir çözüm bulunduğu üzerinde düşünülmesi ve çözüm bulunması gerekirken bir zamanlar ekonomideki tüm sıkıntıların kaynağı faiz olarak görülürken şimdilerde aynı kişiler soruna faiz artışları ile çözüm bulmaya çalışıyorlar ve bu tenakuz gereksiz tartışmalar arasında toplumun gözünden kaçıyorsa galiba bu tartışmalardan istenen de bu olsa gerek.

***

TEŞEKKÜR: Yazımın çıkmadığı günlerde durumu merak ederek arayan, hatır soran ve geçmiş olsun dileklerini ileten tüm okuyucularıma teşekkür ediyor, hepsine sağlıklı günler diliyorum.