Bizler yıllarca bir şeye şahitlik ettik ki gündemde ne yaşanıyor olursa olsun, o günlerin, haftaların haberlerini ne meşgul ediyorsa etsin veya ülkede ve dünyada her ne türlü gelişme yaşanıyorsa yaşansın Erbakan Hocamızın gündemi hiç değişmezdi. Herkes mevcut konuya ilişkin açıklama yapacağını zannederken, gazeteciler büyük bir iştahla gündeme dair sorular yöneltirken o anlatmaya hep aynı yerden başlardı. Herhangi bir ile iftar programına gittiği zaman da, seçim çalışmaları esnasında da, bir televizyon programına konuk olduğunda da anlattıkları hep aynı şeylerdi.
Hatta belki de çoğumuzun, içinden “Yine mi aynı şeyler” diye geçirdiğimiz zamanlar olmuştur. Ama kim ne derse desin onun gündemi değişmez, her şeye ve herkese rağmen gündemi kendisi belirlerdi.
Bunun elbette farklı sebepleri olabilirdi fakat en önemli sebebi, bizim kaymadan yürüyebilmemiz için bastığımız zemini tanımımızı istiyor olmasıydı. Bu yüzden de anlatmaya her zaman Siyonizm’den, Siyonistlerin planlarından başlardı.
Yıllarca kafalarımıza kazıya kazıya anlatmış olmasına rağmen hâlâ anlamamış olmalıyız ki yaşanan olayların perde arkasında onlar olduğunu, rejisörde Siyonistlerin oturup tüm dünyada herkesi kullandığını unutuyor, dolayısıyla sebepleri başka türlü değerlendirip farklı sonuçlara ulaşıyoruz. Her seferinde kuklayı vuruyor kuklacıya ulaşamıyor hatta varlığını bile hissedemiyoruz. Biz, onların bizden düşünmemizi istediği şeyleri düşünüp, suçlamamızı istediği kimseleri suçlarken onlar yeni oyunlarını sergiliyor, yeni planlar yapıp tüm dünyada terör estirmeye devam ediyorlar.
Eğer Hocamızı can kulağıyla dinlemiş olsaydık elbette olaylara bakış açımız değişir ve yaşanan gelişmeleri doğru değerlendirip her rüzgârla birlikte savrulmazdık.
O zaman anlardık “Nerede bir terör olayı varsa bilin ki arkasında Siyonizm vardır” sözünün ne manaya geldiğini. O zaman bilirdik dünyada akıl almaz şeyler meydana gelirken, memleketimizde hayret verici olaylar yaşanırken şaşırmaya gerek olmadığını çünkü hepsinin bir tek elin kontrolünde gerçekleştiğini. O zaman tanırdık dostu düşmanı.
Bir yerde patlama mı oluyor, kim üstlenirse üstlensin bilirdik ucunda onların olduğunu. Birilerine suikast mı düzenleniyor, kim yakalanırsa yakalansın görürdük namlunun diğer ucunda olanı. Bir ülkede darbe mi oluyor anlardık kimin planladığını. Görünürde kimler suçlu olursa olsun hepsinin aslında bilerek veya bilmeyerek kullanıldığını, menfaatleri gereği kendilerini kullandırdığını…
O zaman Siyonizm’in bir timsah gibi; alt çenesinin AB, üst çenesinin ABD, gövdesinin İslam ülkelerindeki bir takım yöneticiler, kuyruğununsa İsrail olduğunu idrak edebilirdik.
O zaman daha fazla uyanık olmaya gayret ederdik. Çünkü yediğimiz, içtiğimiz, evlerimizde temizlik ürünlerinden kozmetik malzemelerine kadar, beyaz eşyadan ellerimizdeki telefonlara kadar her şeye onların sahip olduğunu ve istemesek de neredeyse her harcamamızda onlara destek olduğumuzu bilirdik.
Biz yaşanan olayların galeyanıyla birbirimize girerken, baba, anne, evlat, akraba, eş dinlemeyip birbirimize düşmanlık ederken onların sahne arkasından kıs kıs güldüğünü görebilirdik…
Evet, aklımız almakta zorlansa, birçok kişi bu dile getirildiği zaman komplo teorisi olarak algılasa ve söyleyen kesimi de paranoyak olmakla suçlasa da tüm dünyada meydana gelen olayların arkasında mutlaka Siyonizm vardır. Meydana gelen her şey iyi de olsa kötü de olsa mutlaka onlara hizmet ediyordur.
Yönetimde iş başına getirilen insanlar, yönetimden uzaklaştırılanlar, darbe görenler, ekonomik kriz yaşayanlar, yönetimde kalınmasına izin verilenler hep onlar istediği için ve istediği şekilde olmaktadır. Bizler seçtiğimizi zannederken aslında onlar istedikleri şeyi çeşitli algı oyunlarıyla seçtirmektedirler.
Bu yüzden planlarını anlayanlara tahammül edemez ve görev vermezler. Ondan değil midir Refahyol hükümetine bir yıl bile tahammül edemeyişleri? Ondan değil midir “Erbakan yarım dönem iktidarda kaldı biz planlarımızı on yıl erteledik. Eğer bir dönem iktidarda kalsaydı biz planlarımızı tamamen unutmak zorunda kalacaktık” (Ariel Şaron) deyişleri…
O halde farkında olamasak da Siyonizm’den en fazla çekmiş ülke olarak bizler daha uyanık olmak zorundayız. Elbette görünen suçluları cezalandırmalı ama sadağımızda asıl suçlu için de oklar bırakmalıyız.
Son yaşadığımız darbe olaylarını da bu gözle değerlendirmeli, İstiklal Savaşından bu yana belki de ilk defa böylesine sergileyebildiğimiz kardeşliğimizi onların istediği şekilde zedelememeli, çok yakın bir zamanda bu birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olacağını anlayarak kendi kalbimiz ve kardeşlerimizin kalbimizdeki sevgisine sahip çıkmalıyız.
Yeryüzündeki şeytanın en büyük askerleri olarak onlar bize ne dayatırsa dayatsın, üzerimize ne türlü planlar yaparsa yapsın, Allah’ın da bir planı olduğunu ve bunu mutlaka uygulamaya koyacağını fakat sadece kâfirlere azgınlıklarını artırmaları için mühlet verdiğini bilmeli, bize düşeninse Hakk’ın batıla galebe geleceği güne kadar, kalbimizle, fikrimizle, elimiz ve dilimizle bu şeytana hizmet etmemek olduğunu anlamalı ve iş işten geçmeden uygulamaya koymalıyız.