15 Temmuz’u sadece bir terör örgütünün kalkışması olarak görmek tarihi bir yanılgı olur. Bu açıdan yeni bir rota arayışında olanların yeni bir zihniyet arayışında olması gerekmektedir. Çünkü rotayı zihniyet belirler. Yeni bir zihniyetin önemi şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü “eğer bugünün demokratları 28 Şubat’ta, apoletin değil, demokrasinin yanında dursaydı bugün Türkiye bunları yaşamak zorunda kalmazdı”! Kısacası, kukla ile uğraşırken, kuklacı unutulmuştur.
Refahyol hükümetinden sonra işbaşına gelen bütün iktidarların üç konuda hep aynı davranması “28 Şubat” rotasının değişmediğinin ispatıdır. İsrail’in güvenliğini sıkıntıya sokacak hiçbir adım atmayan, ABD’nin İslam coğrafyasında yaptığı operasyonlara destek olan, “Ilımlı İslam”ın yani faizle barışık İslam’ın meşrulaşması için gayret eden yapılar elbette yeni bir rota oluşturamaz. Yeni bir rota oluşturmak isteyenlere daha açık söyleyelim: “Eğer o günün gazetecileri, o günün siyasetçileri, o günün yenilikçileri savunan adamın yanında dursaydı, Türkiye 15 Temmuz’u yaşamak zorunda kalmazdı!”
Yanılgıyı kabul edenlerin “af” yolu: Erbakan’ı anlamak ve onun rotasına göre yol almaktır. Çünkü bu asil millet, 15 Temmuz’da, kendisine vurulmak istenen prangaları bir kez daha kırıp parçalamış, bağımsızlığına ve iradesine konulmak istenen ipoteği bir kez daha yırtıp atmış ve “tatlı ve yumuşak” reçetelere kapı aralamıştır. Yeni rota, “üzerinde oynanan her türlü hile ve desiseye rağmen kalbindeki vatan aşkının hiçbir zaman yok edilemeyeceğini gösteren bir umut” olmalıdır. Bu umudun karşılık bulması ise, Batı ile birlikte yürünerek İslam dünyasına hizmet etmenin mümkün olmayacağının, “üs”lerine gidilmeden “in”lerine girilemeyeceğinin anlaşılmasıdır.
Mesele; işbirlikçiliğe son vermek ya da vermemek meselesidir! BOP eş başkanlığı bırakılmadan, İncirlik kapatılmadan ve dost ve müttefik tanımlaması yeniden gözden geçirilmeden kuklacı vurulamaz. Kendimize baktığımızda ise, askeri okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanıp bağlanmamasından daha çok, bu okulların müfredatının, Avrupa Birliği’ne değil, bu milletin kendi tarihine ve ruh köküne uygun hale getirilmesi önem arz etmektedir. Ve iç barışımızın sürdürülebilmesi açısından 15 Temmuz gecesi, şer odaklarına karşı, tüm siyasi partilerimizin ve aziz milletimizin ortaya koyduğu birlik ve beraberlik yeni bir anayasa ile taçlandırılmalıdır.
Yeni rota “Türkiye’nin Teminatı” olanlar tarafından oluşturuldu! Yapılacak hukuki, siyasi ve kurumsal düzenlemelerde, siyasi kaygısıyla değil, ülke kaygısıyla hareket edilecek, bütün yasal düzenlemelerde tek ölçüt; Hakkın üstün tutulması ve Milli İradenin güçlendirilmesi olacaktır. 15 Temmuz şer girişimi Türkiye için hayırlı başlangıçların fırsatı olarak görülecek, atılacak her adım; eğitimi “milli”, ekonomisi “yerli”, ülkesi “güvenli”, hukuku “adil”, milleti huzurlu olacak “Yeniden Büyük Türkiye”nin kuruluşuna hizmet edecektir. Ve «bu ülke insanı, İslami bilinç ve kaygıyla entelektüel düzeyde/sosyal planda gönül iklimini yeşertecek çalışmaları sürdürecektir.» Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!