Başlığı okuyunca şaşıracağınızı ismim gibi biliyorum. Beşiktaş ’ın Monaco ve daha önceki Avrupa maçları ile ilgili yazacaklarım için bu başlığı kullandım Yazıya geç kaldım yine... Bizim bilgisayar atmadık çalım bırakmadı. Bu yüzden de rötarlı olacak bu yazım. Ancak ne var ki, bu yazacaklarım yine siz okurlarım için özel olacak. Yani hiç bir yerde bunları okuyamazsınız.
Başlayalım o zaman... Beşiktaş, bizim ligde üç maçta hatırlanacağı gibi sekiz puan kaybetti. Gençlerbirliği ’ne yenildi. Fenerbahçe ’ye kaybetti ve Trabzonspor ’la da berabere kaldı. Bütün bu maçlarda Beşiktaş’ın rakipleri kendi yarı alanlarını neredeyse tam takım halinde kapatmaya özen gösterip, arkada boşalmış alanlara kontra düzenlediler. Gençlerbirliği maçında yenen golleri hatırlayalım. Trabzonspor’dan yenenler de benzeri idi neredeyse... Fenerbahçe maçında ise hakemler kararı ile en azından beraberlik çıkmadı ama...
Şimdi tam sadede gelelim. Avrupalı takımlar bizimkiler gibi hele hele büyük rakipler karşısında, tam takımı sıkışarak oynamazlar. Tamam topun arkasına geçerler ama yine de rakiplerine dripling, çalım, koşu mesafeleri bırakırlar. Oysa bizde bunları bölmek mümkün olamıyor çoğu zaman... İşte Beşiktaş karşısına çıkan Leipzig, hele hele Porto ve gençleşmiş siyahi oyuncuların çoğunlukta olduğu Monaco hiç bizdekiler gibi oynadılar mı? Böyle olunca da özellikle Quaresma, Babel, Tolgay, sonradan oyuna giren Oğuzhan, hatta gezgin tip Cenk, Caner düşündükleri gibi oynayabildiler. Hamle zenginliği yaşayabildiler.
Tabii ki Avrupa rakipler böyle oynuyor diye sıradan oyuncularla onlara karşı başarılı olamazsınız. Ama Beşiktaş’ın günümüzdeki ideal tertibi bu tip rakiplere karşı oynar ve kazanabilir. Bakınız şimdi Başakşehirspor maçı var. Bu rakip hem Avrupalı, hem de yerli kafalı... Dolayısıyla bu maçı şimdiden değerlendirmek mümkün değildir. Ama Şampiyonlar Ligi grubunda üçte üçün sırrı da yukarıdaki satırlarda yatmaktadır...