Hrant Dinkin katili kısa sürede yakalandı. Aslında yakalandı demekten çok, sanık kendisini yakalattı demek daha doğru olur. Yakalattı diyorum arkasında o kadar çok delil bırakmıştı ki, adeta gelin beni yakalayın diyordu. Radyo ve televizyonlara verilen o görüntülerden sonra yakalanamamış olması sanığın yurt dışına kaçtığı/kaçırıldığını akla getirirdi. O zaman da olayın arkasında bir takım iç ve dış örgütlerin olduğunu düşünmek gerekirdi. Ancak, böylesine kısa bir sürede yakalanmış olması gösteriyor ki delikanlı profesyonel değil. Eğer olayın arkasında yine bazı güçler var ise özellikle böylesine bir delikanlıyı seçmiş olabilirler. Çünkü görünen o ki, olay yine bir gencin üzerine yıkılacak ve böylece unutulmaya terkedilecek. Olayın arkasındaki güçler -eğer varsa- kendilerini çok iyi gizlemiş olacaklar. Bir bakıma amatör bir gencin eline silahı tutuşturan profesyoneller hem istedikleri sonucu almış, hem de kendileri ile ilgili yorumları önlemiş olacaklar.
Olayın arkasında ister bir örgüt bulunsun, ister münferit bir olaydan ibaret olsun üzerinde ciddi olarak düşünmeyi gerektiriyor. Bunu yaparken de bir siyasi parti ve teşkilatın suçlanarak işin içinden çıkılmaya çalışılması gelecek açısından ciddi sıtkıntılara yol açabilir. Gencin bir partiye yakınlığı ile bilinen bir gençlik teşkilatı ile ilgisi olduğu ifade edilerek dikkatler bu teşkilata ve yakın olduğu partiye çekilmesi bilinmelidir ki ülkemiz üzerinde bir takım hesapları olanların işini kolaylaştırır.
Bu bakımdan hatırlatmak istediğim husus şudur; Artık toplumda farklılıklara rağmen birlikte yaşama kültürünün hayata geçirilmesi için herkesin üzerine düşeni samimiyetle yerine getirmesi gerekiyor. Her grup başkalarını düşman, hain ilan etmekten vazgeçmelidir. Gerek ırki, gerek fikri farklılıkların birer düşmanlık sebebi olarak algılanması ve takdiminin ülkemize zarardan başka birşey vermediğini artık herkesin anlaması gerekiyor.
Bir takım tabular icad edip herkesin bu tabuları benimsemesini beklemek ve dayatmaktan vazgeçilmeli, toplumun bir bütün olduğu anlayışı ile bu ülkenin hepimizin ülkesi olduğu şuurunu içselleştirmeye mecburuz. Bir takım hesaplar ve çıkarlar uğruna kendi doğrularımızı herkese dayatmaktan vazgeçmek durumundayız.
Yıllar boyu sergilenen bir takım dayatmalar sonucu devlet-millet kaynaşması yara aldı. Milletine güvenmeyen devlet, devletine güvenmeyen bir millet ortaya çıktı. Böyle bir toplumda huzurun, güvenin, hatta ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi, fertler arasındaki ekonomik dengesizliklerin giderilmesi de mümkün olamaz. Belli bir kesim ülkenin zenginliklerini milyonların sefaleti pahasına sömürmeye devam eder. Yani biri yer biri bakar düzeni içinde kimsenin geleceğinden emin olması düşünülemez. Düşünenler yanıldıklarını artık anlamak durumundadırlar.
Hrant Dink cinayetinin ülkemize ciddi zararlar vereceğini görüyoruz. Bu bakımdan böyle bir cinayetin vatanseverlik adına yapılması mümkün olamaz. Dünkü yazımda da bu hususa dikkat çektim. Kaldı ki, bir ülkede birileri bazılarını ülke için zararlı görüyor olsalar da bu zararlıları ortadan kaldırmak gibi bir görevi üstlenmezler. Üstelenecek olurlarsa kendileri hain durumuna düşerler. Bu bakımdan yazımın başında da belirttiğim gibi öncelikli olarak hepimizin görevi farklı kültür, anlayış, ırk ve dinlere mensup olmamıza rağmen bir arada yaşama kültürünün toplumda hakim kılınmasını sağlamaktır.
Benim düşüncemi kabul etmiyor olabilirsiniz ama, benim varlığıma tahammül etmek zorundasınız. Benim zararlı olup olmadığıma karar vermek durumunda olan bu ülkede kurumlar vardır. Bana tahammül edemezseniz benden size tahammül etmemi nasıl beklersiniz
Gelin Hrant Dink cinayetinin ardından kucağımızdaki taşları birlikte dökelim. Tek taraflı birilerini suçlayarak tahammülsüzlüklere zemin hazırlamaktaki sorumluluğu üstümüzden atmaya kalkışılmamalıdır.