Arap Baharıyla birlikte iç meselelere gömülen İslam dünyasının bu halinden yararlanmak isteyen İsrail yeni oldubittilere hazırlanıyor. Kronolojik bir bakış açısıyla, İsrail kendine göre yeni ve tarihi bir hamleye hazırlanıyor. Araplar bir gaflet ve ihanet sonucu olarak 1967 yılında Doğu Kudüs’ü İsrail’e kaptırmışlardı. Ardından, 21 Ağustos 1969 tarihinde İzak Rabin’e öldüren fanatik Yahudi benzeri Denis Michael Rohan adlı Avustralyalı bir Yahudi de Mescid-i Aksa’yı kundaklama girişiminde bulundu. Bu kundaklama girişimiyle birlikte tarihi Nureddin Zengi-Salahaddin Eyyübi minberi yandı. İslam dünyasının tepkisinden çekinen dönemin İsrail Başbakanı Golde Meir endişeli bir basın toplantısı düzenledi. İslam dünyasının ölüm veya gaflet uykusunda debelendiğini görünce de ertesi gün dünya basınının huzuruna kendinden emin ve mütebessim bir çehre ile çıkmıştır. Nisan 1980’de Meir Kahane, Mescid-i Aksa’nın bir köşesine patlayıcı madde koyarak patlatmaya çalıştı. Bir iki yıl sonra da taraftarları bu yarım kalmış meş’um ve melun girişimlerini tamamlamak istediler. 1981 yılında İsrail İslam dünyasına rağmen Doğu Kudüs’ü ilhak ederek; birleşik Kudüs’ü, İsrail’in ebedi başkenti olarak ilan etti. 28 Eylül 2000 tarihinde Ariel Şaron provokatif bir eylemle Mescid-i Aksa’ya girerek İkinci İntifadayı tetikledi.
*
Arap dünyasının iç meşguliyetlerinden bilistifade İsrail korkunç oldubittilere hazırlanıyor. Bu anlamda Mescid-i Aksa üzerine dini hükümranlığı da yaymak istiyor. Öteden beri Ürdün rejimi önce Batı Şeria ve işgal sonrasında da Doğu Kudüs üzerinde İsrail’le işbirliği halinde dini vesayet ve hükümranlık uygulamıştır. 1967’de Mescid-i Aksa’nın işgalinden sonra da Ürdün Mescid-i Aksa üzerinde manevi hükümranlık veya dini hükümranlık hakkını kullanmaya devam etmiştir. Filistin devletinin ilanı yılında ise (1988) Ürdün Kralı Hüseyin, Batı Şeria ve özellikle de Kudüs’le ve dini makamlarıyla irtibatını kestiğini ilan etti. 1994 yılında Vadi-i Araba antlaşmasıyla birlikte Ürdün eski statüsüne dönmüş, bıraktığı dini ve manevi hükümranlık hakkını yeniden kullanmaya ve sürdürmeye başlamıştır. Arap dünyasındaki gelişmeler ışığında İsrail daha önce razı olduğu bu statüyü değiştirmek ve Ürdün’ün elinden manevi ve dini hükümranlığı almak ve kendisine geçirmek istiyor.
Netanyahu ve ortakları daha önce de mutasavver bir biçimde Mescid-i Aksa yerine geçirdikleri Süleyman Tapınağı maketleriyle anılıyorlardı. Son sıralarda bazı hahamlar ve yerleşimciler günü birlik olarak Aksa’nın hürmetini ihlal ve manevi işgal denemelerinde bulunuyorlar. Maksatları, İslam dünyasının bu gafletinden istifade ederek parçalı veya bütün olarak Mescid-i Aksa’nın yerine Süleyman Tapınağını inşa etmektir.
*
Yaptıkları müteakip hamleler, kendilerine göre vaktin olgunlaştığını inandıklarını gösteriyor. Knesset’teki ilgili komisyon (İsrail Parlamentosu) Yahudi yerleşimcilerin Aksa’ya rahat girebilmeleri için İçişleri Bakanına gerekli tedbirleri alması için talimat vermiştir. Zahiri gerekçeleri Siyonist Hükümranlığı bu alana da yaymak. Lakin tedrici amaçları, burasını ele geçirerek Süleyman Tapınağı üzerinden mekanı tamamen Yahudileştirmek. Kudüs veya Harem üzerinde üç dininin manevi hükümranlık ve ibadet hakkından bahsediyorlar. Esasında Hıristiyanların Aksa üzerinde bir iddia ve emelleri yok. Olsaydı Haçlılar döneminde bunu gösterirlerdi. İsrail ise saldırganlığını ve Harem üzerindeki emellerini perdelemek için Hıristiyanları da kendisine ortak göstermek istiyor. Kudüs üzerindeki tarihi hatıralarıyla Aksa meselesini birbirine karıştırmak ve böylece elini güçlendirmeye çalışmaktadır. İsrail El Halil’deki Halilurrahman Camii modelini Mescidi Aksa’ya da uyarlamaya ve Yahudi cemaatlere yer açmaya çalışırken tam tersine Aksa’ya ibadete giden Filistinlilere yeni kısıtlamalar getiriyor. 50 yaşını doldurmamış erkek Filistinlilerin Aksa’ya girişlerini engelleme kararı aldı. Nisan ortalarına denk gelen Hamursuz veya Fısıh bayramını Tapınak Tepesine tırmanma veya işgal denemesi için yeni bir milat olarak belirlediler. İsrail’in Ürdün vakıflar bakanlığının Aksa üzerindeki dini hükümranlığını kaldırması veya devre dışı bırakma girişimi karşısında Ürdün Parlamentosu kararı kınayan ve İsrail elçisinin kovulmasını ve Ürdün elçisinin de çekilmesini tavsiye eden bir karar almıştır.
Not: 28 Şubat (2014) Cuma günü yayınlanan ‘Mars’a dolmuş seferleri’ başlıklı yazımızda kullanılan ‘etimolojik’ ifadesinin doğrusu, epistemolojik olacaktır. Düzeltir, özür dileriz.