Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bugünlerde çok

konuşuyor.

Görüşmelerin devam ettiği çözüm süreci için, üstüne basa

basa şu cümleyi kuruyor:

Çözüm Süreci, bir pazarlık süreci, bir al-ver süreci

değildir. Çözüm Süreci, taviz vermek asla değildir. Hele hele şehitlerimizin

hatırasını incitecek, gazilerimizin vicdanını yaralayacak hiçbir adıma asla

fırsat tanımayız.

Bu kadar kesin ve net konuşuyor.

Lakin geçmiş 13 yıla baktığımızda kesin ve net konuştuğu

bir çok hususun da tam tersine tecelli ettiği bir vakıadır. Mesela Malatya,

Kürecik e yerleştirilen erken uyarı ve dinleme tesisleri hakkındaki sözleri de

bu kadar netti, ama tam tersi oldu. Patriotlar hakkında da çok net konuşmuştu,

tam tersi çıktı. Gazze ye ziyarete gideceğini net ifade etmişti, tam tersi

çıktı, Arap Baharı dedi, tam tersi çıktı. Hele Libya nın bombardımanı için

söyledikleri çok net değil miydi Ne demişti:

Biz Libya ya Libya nın Libyalılara ait olduğunun tespit

ve tecili için NATO ile gidiyoruz! şeklinde çok açık konuşmuştu! Gitti de!

Bu net sözleri adeta şu hali almadı mı:

Biz Libya ya, Libya nın zenginlik kaynaklarında batılı

sömürgecilerin de hakkı olduğunu tespit ve tescil için, Libya nın

parçalanmasını sağlamak için gidiyoruz şekline dönmedi mi Şu anda

vatandaşlarımızın dahi terk etmek zorunda bulunduğu Libya, onun net sözlerinin

tam aksine tecelli etmiş örneklerden biri olarak durmuyor mu

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı nın yukarıdaki net sözlerinin:

Çözüm süreci bir al-ver sürecidir, taviz vermek

esastır anlamına gelme ihtimalini düşünerek boncuk boncuk ter atmaktayız.

Hele hele, bazı illerde bölücülerin Türkiye den ayrılmış gibi, mahkemeler

kurmaları, silahlı denetimler yapmaları, yolların bölücüler tarafından kontrol

edilmeye kalkışılması, fışkıran bu terlerimizi kan-ter haline dönüştürüyor.

Başbakan ın bile içeriğini bilmediği, sadece

Cumhurbaşkanı nın bilgisinde olan, çözüm sürecinin bir gün bomba gibi

patlamasından endişeliyiz. Özerklik, eyalet statüsü ve benzeri bir kavramla bir

yerlere çekilecek çizgilerin, kısa süre sonra sınır çizgisine dönüşeceği

kesindir. Çünkü bu işin arkasındaki egemen güçlerin böyle çizgilerin çekildiği

yerleri, merhale merhale nasıl parçaladıklarını tarihteki örneklerinden

biliyoruz.

Yine biliyoruz ki, İslam dünyasındaki bu ve benzeri

sorunlar parçalayarak değil, bütünleştirilerek çözülebilir. Parçalayarak bir

çözüme asla ulaşılamaz.

Çözüm İslam ülkelerinin ve toplumlarının İslam Birliği

altında bütünleşmesinden geçmektedir. Nitekim Kürt liderlerinden biri olan,

Irak Eski Cumhurbaşkanı, bugünlerde sağlık sorunları yaşayan Celal Talabani nin

bu konudaki kanaati aynı çözümü işaret etmektedir. Diyor ki:

Türkiye de Erbakan ın İslam Birliği önerisi, Kürt

sorununun da çözümü demektir. Erbakan İslam Birliği önerisinde ne istiyor

İslam ortak parası olan İslam Dinar ını istiyor, İslam ortak pazarını istiyor,

İslam Ortak Savunma Gücü nü istiyor. Bunlar olsa, İslam Birliği olsa, biz Kürtler

de bu birliğin şerefli bir üyesi olurduk. Her türlü problemlerimiz çözülmüş

olurdu.

Talabani bunu ne zaman, nerede ve kime söylemiştir

Allah Dostu Erbakan kitabımızda bu ve benzeri birçok

konu teferruatlı olarak izah edildi.

Erbakan Hocamızın, çok kimsenin bilmediği ve duymadığı

bir çok hatırası bu kitapta yerini aldı. (İstemek için 0212.5285076, Gonca

Yayınevi aranabilir.)

Görüldüğü gibi çözüm süreci parçalayarak değil,

bütünleştirerek başarıya ulaşabilir.

Bu da İslam Birliği nden geçmektedir.

KARIŞTIRMAK

Bölücüdür, fitnenin babası,

Diline bakarsan bir karıştır!

Bölmek içindir bütün çabası,

Daim, karıştır babam karıştır!