DOHA - Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, zalim ya da diktatör bile olsa her insanın ölümünde kişisel mahremiyet hakkına sahip olduğunu söyleyerek, "(Kaddafi‘nin görüntüleri) bizim için bir nevi ‘ölüm pornografisi‘ idi. Bu tür fotoğrafları ve görüntüleri yayınlamayı reddettik" diye konuştu.

Asya Pasifik Haber Ajansları Birliği (OANA) başkanlığını da yürüten Kemal Öztürk, Katar‘ın başkenti Doha‘da düzenlenen Arap Haber Ajansları Federasyonu (FANA) 39. Genel Kurulu‘nda "Savaş, çatışma ve doğal afetlere ilişkin medya yayın ilkelerini yeniden hatırlama" başlıklı bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, habercilik anlamında haber ajansları olarak temel değerleri yeniden gözden geçirme konusunda acil bir ihtiyaç hissettiği için "medya etiği" hususuna değindiğini ifade eden Öztürk, Libya eski lideri Muhammer Kaddafi‘nin son dakikalarının insanlığa yakışmayan görüntülerinin dünya medyasınca günlerce yayımlanarak etik sınırların aşıldığına dikkati çeken bir mektubu geçen ay OANA, EANA ve FANA üyelerine gönderdiğini kaydetti. Öztürk şunları söyledi:

"Kaddafi‘nin kurşunlanıp, linç edilerek sürüklenmesini ve kan revan içindeki vücudunun halka sergilenmesini içeren bu görüntüler uluslararası medya kuruluşlarınca günlerce gösterildi. Bu bizim için bir nevi ‘ölüm pornografisi‘ idi. Bu tür fotoğrafları ve görüntüleri yayınlamayı reddettik. Beni yanlış anlamanızı istemem. Savunduğum bir tür haber karartma veya sansür uygulaması değildir. Ben, rakiplerimizi geçme yarışı ve baskısı altında olmamıza rağmen etik ve profesyonel çizgilerde yani kırmızı ışıklarda durmamız gerektiğinden söz ediyorum."

Öztürk, haber ajansları olarak, medya paradigmasındaki büyük değişimden sağ çıkabilmek ve hala ihtiyaç duyulan kuruluşlar olarak hayatta kalabilmek için, çalışma süreçlerini değiştirmek zorunda olduklarını söyleyerek, haber toplamadan yaymaya kadar tüm aşamalarda iki yönlü çalışıp, okuyucular, izleyiciler ve sıradan insanların sürece katılımını sağlamaları gerektiğini bildirdi. Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yaşadığımız köklü ve hızlı değişim, haber ajanslarının sonu anlamına gelmiyor. Sosyal medya, haber toplama ve yayma konusunda çok iyi bir araç olsa da içinde bazı sorunlara sahiptir. Yalan haberlerin, sahte kimliklerin, kandırmacaların, dezenformasyonun, ahlak dışı görsellerin bol olduğu bir mayın tarlasıdır. Dünyada markalaşmış güvenilir haber kuruluşlarına ve profesyonel habercilere olan ihtiyaç sürecektir."

Konuyu bu noktada, habercilik anlamında haber ajansları olarak temel değerlerimizi yeniden gözden geçirme adına acil bir ihtiyaç hissettiği için "medya etiği" hususuna getirmek istediğini söyleyen Öztürk, Kaddafi‘nin son görüntüleri hakkında şunları kaydetti:

"Zalim ya da diktatör bile olsa her insan ölümünde kişisel mahremiyet hakkına sahiptir. Küresel anlamda kabul görmüş medya etiği, uluslararası insan hakları, her din ve inanç bireylere karşı bu asgari saygıyı göstermemizi ister."

Kemal Öztürk, yıllar önce Kaddafi‘nin Lockerbie faciasındaki kurbanlarının insanın kanını donduran fotoğraf ve görüntülerinin medyanın ortak aklı ve insan mahremiyetine saygı ilkesinden hareketle kamuoyuna aktarılmadığını ve yayımlanmadığını hatırlatarak, ancak aynı kurallara Kaddafi;nin ölümüne ilişkin görsellerde uyulmadığını bildirdi. Bu görsellerin tüm dünyada insanları şok ettiğini söyleyen Öztürk, dünyanın dört bir yanından, her kesimden insanın dünya medyasının tavrını sorguladığını ve eleştirdiğini belirtti. Öztürk, Güney Afrika‘da bir sendika sözcüsünün medyanın tavrını "emperyalist barbarlığın en kötü hali" diye tanımladığını, siyaset bilimi öğrencisi Amerikalı bir genç kızın ise blog sayfasında, televizyonlarda izlediği görüntülerin kendisinde derin rahatsızlık doğurduğunu yazdığını anımsattı.

Amerika‘nın Afganistan‘daki eski komutanı General Stanley McChrystal‘in, Usame Bin Ladin;in öldürülüşünün ardından Oxford;da yaptığı bir konuşmada, Bin Ladin;in kanlı cesedinin fotoğraflarını gördüğünü ve rahatsızlık duyduğunu belirttiğini, bu fotoğrafların basının eline geçmesinden korktuğunu söylediğini de hatırlatan Öztürk,  McChrystal‘in "Nihayetinde bunlar ölmüş bir insanın fotoğraflarıydı. Bir insan hayatının kaybını gösteriyordu. Ve insan hayatı değerlidir. Bunu, özellikle bu tür zamanlarda hiç hatırdan çıkarmamalıyız. İnsanlığımızı hatırlamalıyız" dediğini aktardı.

Öztürk, "ABD Başkanı Barack Obama tarafından Afganistan;daki görevinden alınmış bir general dahi bu tür görüntülerden rahatsızlık duymakta iken, medya editörleri neden milyonlarca izleyicisine karşı aynı sorumluluğu duymadılar?" diye sorarak,  imajların insanlık tarihinin kollektif belleğinin oluşumunda önemli etkenler olduğunu, görsellerin insanların ruhunda ve zihninde derin izler bıraktığını, algılamaları ve önyargıları pekiştirdiğini kaydetti. Öztürk, "Bu yüzden bu tür görsellerin yayınlanmasını kültürel açıdan da hakaret ve duyarsızlık olarak görüyoruz. Ben bunu tüm dünyada Müslümanları gayri-medeni, vahşi ve barbar olarak göstermeye çalışan haksız ve yanlış anlayışı zihinlere pekiştirme gayreti olarak da değerlendiriyorum" dedi.

Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez;in tüm dünyada hafızalara kazınan bu görüntüler için kullandığı "Müslümanlara ve Ömer Muhtar‘ın torunlarına yakışmadı" ifadesini hatırlatan Öztürk, Batı medyasının meşhur devlerinin tüm dünyayı şok eden görselleri günlerce yayınlamayı tercih etmelerine rağmen, medya ahlakına sahip çıkma girişiminin şimdi kendilerinden, yani bölge ajanslarından gelmesi gerektiğini bildirdi. Öztürk konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İnsanlık onurunu ayaklar altına alan görsellerin insanlar tarafından cep telefonlarıyla çekilip, internete yüklenmiş ve bu yüzden halkın erişimine açık hale gelmiş olması da medyayı işlediği büyük kabahatten kurtaramaz. Çünkü medya, bu görüntüleri yayarak çok daha büyük kitlelere ulaştırmıştır. Haber ajansları olarak, medyanın tamamı üzerinde halâ büyük bir nüfuza ve yönlendirici güce sahibiz. Dünyamızın ve bölgemizin içinde bulunduğu bu kargaşalı dönemde, insanlığın mali ve sosyal problemlerle karşı karşıya olduğu ve daha fazla çatışmalara, doğal afetlere, depremlere, sellere, tsunamilere şahit olduğumuz bu günlerde, bizler medya olarak, dehşet verici bu tür görselleri yayınlayarak, daha fazla sıkıntıya ve acıya yol açmamalıyız."

Anadolu Ajansı olarak bu konuda bir yayın ilkeleri metni hazırladıklarını, birliğe üye ajansların da incelemesi için bu ilkelerin Arapça ve İngilizce çevirilerini yaptıklarını belirten Öztürk, savaş, çatışma, terör olayları ve doğal afetlere ilişkin yayın ilkelerine uyma konusunda Türkiye;deki diğer haber ajanslarının da desteğini aldıklarını ifade etti. Öztürk, "Eğer FANA olarak sizler de bunu ya da benzeri bir yayın ilkeleri metnini benimseyip dünyaya deklare ederseniz, bence bu dünya medyasına, tam zamanında yapılmış, güçlü bir mesaj olarak algılanacaktır ve tavırlarını gözden geçirmelerini sağlayacaktır" diye konuştu.

-İslam ülkeleri ajanslarına çağrı-

Kemal Öztürk, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin haber ajansları arasında bir birlik kurulması, haber, fotoğraf, görüntü ve grafik paylaşımında bulunabilecek ortak bir havuz oluşturulması çağrısında da bulunarak, "Ortak bir geçmişimiz ve ortak bir kültürümüz bulunmaktadır. Fakat İslam İşbirliği Teşkilatı (OIC) ülkelerinin haber ajansları arasında ortak bir örgütlenme, birlik bulunmamaktadır" dedi. Bazı İslam ülkelerinin ajansları FANA‘da iken bazılarının OANA‘da, diğerlerinin de AMAN‘da yer aldığını belirten Öztürk, bu ülkelerin birbirlerinden hala uluslararası medya aracılığıyla bilgi almakta olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Anadolu Ajansı ve OANA hakkında bilgi de veren Öztürk, AA‘nın Osmanlı İmparatorluğu‘nun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti‘nin ilk kurumlarından birisi olduğunu ve 1920 yılında kurulduğunu anımsattı. "91 yaşına bastığımız bu sene de Türkiye‘nin en güvenilen haber ajansı olmaya, lider olmaya devam etmekteyiz" diyen Öztürk, yurtiçi ve yurtdışında 600‘den fazla personelin ulusal, yerel ve dünya çapında haber yaptığını, dünya çapında 40 değişik noktada muhabirlerin bulunduğunu kaydetti. Öztürk, Anadolu Ajansı‘nın güvenilir, tarafsız ve hızlı haberciliği ile tanındığını, günde ortalama 650 Türkçe haber ve 60 adet İngilizce haber, 700 fotoğraf ve 100‘ün üzerinde de görüntülü haber yayınlanmakta olunduğunu bildirdi.

"Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile olan işbirliği seviyemizi yükseltmeye çok sıcak bakıyoruz" diyen Öztürk, Türkiye ve Arap ülkeleri arasındaki haber akışını arttırmak üzere gelecek sene Arapça Haber Servisi‘ni uygulamaya sokacaklarını kaydetti.

AA‘nın Türkiye‘nin coğrafi konumu itibariyle bir çok bölgesel haber ajansları birliklerine üyeliği olduğunu söyleyen Öztürk, bu birlikleri Asya-Pasifik bölgesini ilgilendiren OANA, Avrupa ajanslarını ilgilendiren EANA, Karadeniz bölgesini ilgilendiren BSANNA, Akdeniz bölgesini ilgilendiren AMAN ve diğerleri olarak sıraladı. İstanbul‘da düzenlenen Genel Kurul ile birlikte geçen sene Kasım ayından itibaren OANA‘nın başkanlığını devraldıklarını hatırlatan Öztürk, FANA üyelerinin yarısından fazla bir kısmının aynı zamanda OANA üyesi olduğunu ve OANA‘yı yakından tanıdığını belirtti.

Öztürk, OANA‘nın kültürel farklılıklara ve geniş bir coğrafi alana rağmen Asya kıtasında ortak bir platform olduğunu söyleyerek, 40‘ın üzerinde ajansın üyesi olduğu dünyanın en büyük bölgesel ajans birliği olduğunu, OANA‘nın EANA ve AMAN gibi diğer bölgesel ajans birlikleriyle de işbirliği anlaşmaları olduğunu, yarın imzalanacak olan anlaşma ile FANA‘nın da resmi olarak OANA ile işbirliği içinde olacağını belirtti.

-Öztürk, Katarlı Bakan Kavari ile bir araya geldi-

FANA Genel Kurulu için Katar‘ın başkenti Doha‘ya giden AA Genel Müdürü Kemal Öztürk ayrıca Katar Kültür, Sanat ve Miras Bakanı Dr. Hamad bin Abdülaziz el Kavari ile bir araya geldi.

Öztürk, Katarlı bakana AA‘nın terör ve afet olayları karşısındaki yayın ilkeleri konusunda bilgi verdi.

Kavari de bu ilkelerin ajanslar tarafından benimsenmesini destekleyeceğini belirtti.

Kavari ayrıca İslam Ülkeleri Haber Ajansları birliği kurularak Müslüman ülkelerdeki ajansların bir çatı altında birleşmesini istediğini söyledi. Katarlı bakan bu konuda Türkiye ve Katar‘ın öncülük yapabileceğini söyledi.

Kavari, haber ajanslarının haber vermenin ötesinde toplumu bilgilendirmesi gerektiğini anlattı. Dünya tarihinde iletişimin en ileri olduğu çağın yaşandığını, bunda teknolojinin rolü olduğunu anlatan Kavari, "Haber ajansları geleneksel yöntemleri terk etmezse çağın gerisinde kalacak" dedi.

Katarlı bakan, basın konusunda okullarda eğitim verildiğini, bu alanda bir eğitim merkezi kurulduğunu anlattı.

Muhabir: Haber Merkezi