Hayâtımızın sonunda pişman olmamak istiyorsak, bu mübarek ay hayâtımızın dönüm noktası olsun. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin izinde yürüyelim. O’nu kendi nefsimizden daha çok sevelim. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin aşkı ile gönüllerimizi yeşertelim. Cenâb-ı Hakk’ın ve Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin aşkları ile ibâdetlerimizi kusursuz yapmaya çalışalım. Manevi havasını teneffüs ettiğimiz bu Ramazan ayı, ALLAH Teâlâ’ya açılan ellerin, bağlanan gönüllerin ve yalvaran dillerin boş dönmeyeceği, yapacağımız duaların Rabbimizce kabul edileceği inancı ve ümidini taşımaktayız. Bu inanç ve ümitle, kendimiz, ana-babamız, yakınlarımız, ülkemiz, milletimiz, bütün kardeşlerimiz ve tüm insanlığın mutluluk ve barışı için dua etmeyi unutmayalım. Gönüllerimizi saran bir huzurla ALLAH Teâlâ’ya karşı şükran borcumuzu; nefsimize, ailemize, komşularımıza karşı vazifelerimizi hatırlayalım. Müslüman olarak kendimizi nefis muhasebesine tabi tutalım. Eğer yaratana ve yaratıklara, ülkemize ve milletimize karşı görev ve sorumluluklarımızda kusur ve ihmallerimiz varsa, bu ayda yapacağımız değerlendirme ile bunları telafi yönüne gidelim.
Zaten Ramazan ayının en önemli yönlerinden birisi de: İnsanların kendilerini hesaba çekme, günah ve sevaplarını düşünerek bundan sonraki hayatına çekidüzen vermesine imkân tanımasıdır. Binaenaleyh: Bu ay vesilesiyle, yüce Rabbimize karşı eksik olan kulluğumuzu tamamlamaya çalışalım. ALLAH Teâlâ’ya daha yakın olabilmenin yollarını arayalım. Dilimizi, kalbimizle birleştirerek can-ü gönülden hatalarımıza, kusurlarımıza, günahlarımıza tevbe edip, daha ileriye, daha iyiye ve daha güzele yönelmeye gayret edelim. Tembellik cehalet ve gafleti terk edip, gayrete gelelim. Kısacası: Mağfiret-i İlahiyyeye nail olabilmemiz için yapılması gerekli ne ise, onu yapalım. Günah mı işledik Tevbe edelim. Felâh bundadır. ALLAH Teâlâ ve Resûlünün yolundan mı ayrıldık Hemen dönelim. Salâh bundadır. Din kardeşlerimizden birinin gönlünü mü kırdık Onaralım. İnsanlık bundadır. Üzerimizde başkalarının hakkı mı var Ödeyelim. Müslümanlık bundadır. İçimizi ihtiras mı kaplamış Sakınalım. Huzur bundadır. Milyonlarca Müslümanın koştuğu ezan seslerine kulak mı tıkadık Açalım ve koşalım. Kurtuluş bundadır. Ruhumuzu kin ve düşmanlık mı bürümüş Unutalım. Güven bundadır. ALLAH Teâlâ’ya kulluk vazifelerimiz mi eksik İkmal etmeye çalışalım. Hiç olmazsa noksanlarımızı idrak ve itiraf edelim. Bu mübarek ayda hesabımızı iyi yapalım. İslamî birlik ve beraberliğimizi, kardeşliğimizi kaybedip parça parça mı olmuşuz Kaynaşalım. Yükselme ve ilerleme bundadır. Yoksulları, fakirleri, kimsesizleri görelim ve elimizi onlara uzatalım. Hayır ve refah bundadır. Çocuklarımıza dinlerini, imanlarını, mukaddes ve milli değerlerini öğretelim. Bu husustaki ihmallerimizi telafi etmeye çalışalım. Çünkü istikbal bundadır.
Muhterem okuyucu!
Bir yol ayrımındayız. Önümüzde iki ihtimal var: Ya Ramazan ayını fırsat ve ganimet bilip kendimizi ibadete, hayra, hasenata, iyiliğe vereceğiz. Nefsimizle büyük cihad yapacağız, manevî derecemizin yükselmesi için çalışacağız, manevi bakımdan büyük bir ticaret yapacağız... Yahut da aşırı tıkınma, dinin yasakladığı Ramazan eğlenceleri, mâlâyâni işler ve laflar, faydasız koşuşturmalar ve konuşmalar ile bu sene de bu mübarek ayın kıymetini bilemeyeceğiz, bu mübarek ayı zayi edeceğiz, feyiz ve bereketinden faydalanamayacağız.
Yazık olur, bunca güzel imkân ve fırsata rağmen kendini yenemeyenlere, kötü huyları ve alışkanlıkları atamayanlara; sevgiyi, saygıyı, güzel ahlâkı, fazileti, cemal ve kemâli öğrenemeyenlere, İslâm’ın, iman ve irfanın zevkine varamayanlara, inadı, küslüğü, nakesliği üzerlerinden atamayanlara!... Seçim bize aittir. Ya Mevlâ’ya giden yolu tutacağız, ya belâya giden yolu…