Bizi yıllarca kandırdılar. Önce bir kadınlık damarı
oluşturdular zihnimizde sonra da sürekli o damara bastılar. Kadının kendini
ezdirmemesi, kocasına karşı elinde bir güvence olması, her şeyin kadından
beklenmemesi, kadının da haklarının olduğu gibi her fırsatta insana kendini
hatırlatan bir şeydi bu.
Evlatlarımızı bu duygularla yetiştirdik, kızlarımızı bu
inanışla gelin ettik, yuvalarında herhangi bir sorunla karşılaştıklarında bu
çarpık zihniyetle çözüm arayışına girdik ve kendi evlerimizde de duygularımızı
hep bu düşüncelerle besledik.
Daha da vahim olanı ise kadını ezen bu sistem için dini
suçladık. İslam ın kadını hor görmesi yalanına herkesle birlikte biz de
inandık. Ne kadar ibadet ehli de olsak, ne kadar aklı başında olup insanlığın
ıslahı için uğraşsak da zaman zaman bu duygu girdabında boğulmaktan kendimizi
bir türlü kurtaramadık.
Öyle ki kadının sorumluluklarını, kocasının karısı
üzerindeki haklarını bildiren ayet ve hadisleri yahut bu içerikteki sohbetleri
duymaya bile tahammül edemez hale geldik. Birçok üslup sıkıntısı yaşayan
insanın sürekli bu mevzuları biz kadınları rencide eder tarzda söylemiş ve hâlâ
da söylüyor olması bu tiksintimizi daha da artırmış olabilirdi elbette. Ama bu
kesinlikle mahşer günü ileri sürebileceğimiz bir bahane olarak kabul
edilmeyecekti. Çünkü bu mevzu, şeytanın bu yüzyılda kadın üzerine oynadığı en
büyük oyundu. Biliyordu ki toplum kadın üzerinden bozulur ve yine ancak kadın
üzerinden, kadının eliyle düzelirdi...
Unutmamamız gereken bir şey var ki bu toplumda erkek
erkekliğini, kadın da kadınlığını unutmaya ve birbirlerine benzemeye başlayalı
beridir aile hayatı çöktü, eften püften sebeplerden boşanma davaları açılır ve
geleceğe umut olma özelliği taşıyan nice yuvalar yıkılır oldu. Kadının kocasına
saygısı ve hürmeti, kocanın karısına sevgi ve şefkati kalmadı. Böyle ailelerden
de mutsuz, umutsuz, umarsız, dertsiz çocuklar türedi. Koskoca bir nesil böylece
bozuldu ve bozulmaya devam ediyor!.
Evet, artık bir şeyi çok iyi idrak etmeliyiz ki kadın
kadındır, erkek de erkektir. Nisa Suresi nin 34.ayet-i kerimesinde buyrulduğu
gibi fıtraten erkekler kadınlara kavvamdırlar (yönetici, koruyucu, güçlü).
Fakat kadın da erkeği tamamlamak üzere yaratılmıştır. Her ikisinin de farklı
sorumlulukları vardır. İkisi de birbirinin yerine geçmeye çalışmadan,
fıtratlarını bozma çabasına girmeden ve en önemlisi de Rabbimiz kendine ne
takdir etmişse onu yaşamak ve yapmaktan gocunmadan hareket ederse, evlerimizde
yaşadığımız ve doğal olarak topluma yansıyan, böylece koca bir milleti bozan
sıkıntılar ortadan kalkacaktır.
Öyleyse artık kadınlar olarak Yine mi bu mevzu deyip
burun kıvırmadan, yüreğimizle bu konuları dinleme ve düşünme vaktimiz
gelmiştir. Erkekler olarak sistemin oluşturduğu bu kadın damarına inadına
basmadan, yaratılışta idare görevinin erkeğe verilmesini ezerek, yıkarak, hor
görerek dikte etmek yerine, Allah Rasulü nün eşlerine karşı naif tavırlarını
kendimize prensip edinmemiz gereklidir. Kızlarımızı evde eşlerine kendilerini
ezdirmesinler diye çalışma hayatına itip de onlarca erkeğin içinde paragöz
patronlarına ezdirme gafletinden kurtulmak zorundayız. Evinin sultanı
olabilecek bir kadının daha lüks bir hayat kaygısıyla ya da ev ekonomisinde
kendilerinin de söz sahibi olmaları sevdasıyla kapitalist düzene köle
olduklarını idrak etmemiz zaruridir.
Elbette erkeğin de kadının da çeşitli vazifeleri vardır.
Fakat kadının en ulvi ve hayati görevi çağ kapatıp çağ açacak Fatihleri,
Kudüs e fedai olacak Selahaddinleri yetiştirmektir. Bu kolay bir iş olmadığı
içindir ki bir eliyle beşiği diğer eliyle dünyayı sallayan kadının ayaklarının
altına cennet serilmiştir. Rasûlullah sallahu aleyhi ve selem Efendimiz
Üzerimde en çok kimin hakkı var diye sorana Annen cevabını vermiştir. Üç
kez anne hakkı dedikten sonra ancak
dördüncüsünde babanın hakkını söylemiştir.
O halde haydi artık bozalım şeytanın ve kölesi olan bu
sistemin oyunlarını. Kadınıyla erkeğiyle insanlığa umut olan en hayırlı ümmet
olduğumuzu hatırlayalım. Sevdamızın aslında bu dünya için değil sonsuz cennet
köşkleri için yüreğimizi yaktığını idrak edelim. Birbirinden tamamen farklı iki
kutbun yani kadın ve erkeğin birbirini sevmesi, saygı duyması ve bazı
zamanlarda katlanması imtihanının herhangi bir dünyalık kaygı için değil,
Allah ın rıza makamına erişebilmek için olduğunu zihinlerimize kazıyalım.
Kadın kadındır, erkek erkektir. Ve bu ümmet, saliha
kadınlarıyla eşini ve evlatlarını Yeni bir Dünyanın kurulması için her türlü
şirk cephesine hazırlayarak ve kadınlığını şeytana fitne malzemesi yaptırmayarak,
salih erkeğiyle de her türlü hizmetini yapmaya gayret gösteren eşinin elini,
Rabbinin emaneti bilip hiç bırakmayarak ve erkekliğini onun üzerinde bir baskı
nedeni saymayarak yaşamaya muktedirdir. Bu din böylesi ailelerin, böylesi
eşlerin ve kardeşlerin omuzlarında yükselecektir inşallah!..