Ortadoğu da süregelen kısır döngü, bölgenin iki sinir

ucunu oluşturan İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanan gerginlikle yeni bir

açmaza doğru evrildi. Bölgede, mezhep ayrıştırmalarını siyasal zemine taşımayı

amaçlayan yaklaşımların hız kazandığı bir dönemde, iki ülke arasında vuku

bulabilecek olası bir siyasi krizin bölgesel dinamikler bağlamında, mevcut konjonktür

içerisinde kimin işine yarayacağı gayet açık ortadadır.

1970 lere kadar ABD nin Körfez deki ikiz destekçileri

(twin pillars) konumundaki İran ve Suudi Arabistan, 1979 da İran da gerçekleşen

İslam Devrimi nden sonra aralarındaki ayrışma politikaları yavaş yavaş

derinleşmeye başladı. 1988 de yüzlerce İranlı hacı adayının ölümü iki ülke

arasındaki gerginliği daha da artırdı.

Suriye, Irak ve Yemen deki son gelişmeler iki ülke

arasındaki tansiyonun daha da yükselmesine neden oldu. Suudi Arabistan da idam

edilen Nımr Bakır al Nımr, iki ülke ilişkilerinin tamamen kopma noktasına

gelmesine neden oldu.

Körfez in iki önemli enerji gücü konumundaki İran ve

Suudi Arabistan ı karşı karşıya getiren son gelişmeler, Ortadoğu da kartların

yeniden karılmasına ve bölgedeki Sünni-Şii dinamiklerinin harekete geçmesine

neden olabilecek topyekûn yeni bir bölgesel kriz olarak karşımıza çıkabilir.

Gelişmiş ülkelerin Ortadoğu daki enerji kaynaklarına

matuf beklenti, proje ve planları, mezhep ayrışmasının keskinleşip tüm bölgeyi

kapsayacak boyutta derinleşmesine neden olabilecek stratejik hamleleri de

beraberinde getirebilir.

Nükleer krizden sonra, İran ın Rusya ya yakınlaşması ve

Irak ve Suriye politikalarında bu ülke ile güç birliğine gitmesi bölgede en çok

İsrail i tedirgin etmektedir. İsrail, Şii Hilal olarak adlandırılan planın

gerçekleşmesi durumunda, Hizbullah ın daha da güçleneceğini ve İsrail e büyük

tehdit oluşturacağını en yetkili ağızdan defalarca açıklamıştır. Bunun üzerine

ABD Başkanı Barack Obama, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ya Hizbullah

konusunda kesin güvence sağlamıştır.

Yakın zamanda Türkiye ile İsrail arasında gerçekleşen

diyalog ve mutabakat çalışmalarının bu döneme denk gelmesi dikkat çekicidir.

İran ın tüm ısrarcı tutumuna rağmen, Suudi Arabistan ın Nımr Bakır al Nımr ı

idam etmesi sonucu ortaya çıkan son gelişmeleri İsrail boyutuyla ele

aldığımızda, mevcut durumun en çok İsrail e yarayacağı ortaya çıkmaktadır.

Mısır ın İsrail ile ilişkileri yeniden büyükelçilik

düzeyine çıkarması, Türkiye-İsrail yakınlaşması ve karşılıklı mutabakat

arayışları, Suudi Arabistan-Türkiye yakınlaşması gibi konjonktürel gelişmelerin

aynı döneme denk gelmesi ve sürekli olarak İran a yönelik olumsuz politikaların

ön plana çıkarılması dikkat çekicidir.   

Burada Türkiye, tarihi sorumluluk anlayışı gereği

uygulayacağı açık kapı politikası (open door policy); siyasi ve mezhepsel

kötü gidişe dur diyebilecek hayati hamlede, bölgesel barış ve istikrarın tesisi

açısından kilit rol niteliğinde olacaktır.

Ortadoğu yu yeni bir açmaza sürükleyebilecek tehlikeli

mezhep ayrıştırma politikalarına karşı her zamankinden daha duyarlı olmak

hayati önem arz etmektedir. Bu konuda, siyasi hayatı boyunca mezhep lafzını

bir kez dahi ağzına almayan ve sürekli olarak topyekûn İslam kardeşliğine vurgu

yapan Prof. Dr. Necmettin Erbakan dan alınacak çok dersler olsa gerek.