SİSTEMLER, insanı insana özgü alanlar içinde tanımak,
anlamak, anlamlandırmaktan ziyade onu kendi tanımladığı ve görmek istediği
konuma yerleştirip, belli bir anlam kodunda tutmak ve bunun üzerinden
anlamlandırmaya ve anlamaya çalışırlar. Bu yüzden insan, kendisine ait taralı
alanı içselleştirir ve hatta sistemin öngörüsünden daha fazla bağımlı hale
gelir. Beşeri sistemlerin en temel özelliği insanı hayali bir fanus içerisinde
fanatikleştirmesidir. Bu bakımdan aidiyet ve ihtiyaç kodları çok önemli yer işgal
eder. Sistemler sürekli bağımlılık ister ve bunun için ihtiyaç açlığı
oluşturur. Mahrum bıraktıkça bağlılık ve aidiyet kuvvetlenir. İşte bu durumda
mahrumiyetler ve mecburiyetlerin bağımlı hale getirdiği insanın tavrı, açlığını
ve yoksunluğunu duyduğu şeyle açığa çıkar. Bu sıklıkla ekonomik alanda temayüz
eder bu bakımdan yönelimi de genellikle bu yöndeki ilgi ve ihtiyaçlarına göre
şekillenir. Bu nedenle ekonomik olarak daha alt gelir gruplarının düzene
bağlılıkları daha çok olur. Bugün dünyada cereyan eden bütün bu yoksun
bırakmalara, bütün kısıtlamalara rağmen hiç kimsenin dönüp sisteme, sistemin
uygulayıcı aktörlerine baktığı yok. Kirli bir ağ ile (Kitle iletişim araçları;
eski, yeni tüm enstrümanları ile) birbirlerine bağlanmış kitleler; renk, dil,
din ve daha alt kümedeki farklılıklarla örülü kamplaşmalar ile oyalanırlar. Bu
yüzden asıl problem üzerine düşünmeye, onunla mücadele etmeye imkân bulamazlar!
Her aidiyet kümesi ötekinin varlığı ile kendini tarif ediyor
ve kendi kümesinin içini pekiştiriyor. Bunu duyguları, inançları, beklentileri
kullanarak yapıyor. İnsanın, kendi aidiyetinin problemleri dışındaki bütün
diğer büyük problemler karşısındaki ölüm sessizliği, çoğu zaman çıldırtacak
düzeye ulaşıyor. Kitle iletişim araçlarının hâkim dili, herkesi ikna etmiş gibi
görünüyor. Sistemin ana merkezindekilerin hepsi, öncelikli ve üstün
insanlardır. Onlar en iyi şekilde doğar ve insan olarak en güzel şekilde,
müreffeh bir hayat sürerler; işleri insani ölçülere uygundur. Onlara imrenilir,
onlar övülür ve de işledikleri kabahatlerde insani ölçütlerde suçlanır ve bir
insan olarak hesap verirler! Onların dışında kalan dünyada ise her şey şüpheli
ve zordur. En şiddetli şekilde cezalandırılır, sonra yargılanırlar. Bu yüzden
de diğerlerinin varlığı için tehdit oluşturmayacak kadar imkân içerisinde
yaşarlar ve varlıkları diğerlerinin varlığına armağandır. Adı Latin, Arap,
Afrikalı, Asyalı; rengi siyah, beyaz, kızıl olsun fark etmez. Merkezde
konumlananlar için sadece çöp dürler. Özellikle 11 Eylül sonrası daha da sertleşen
bakış açıları ile İslam dünyası söz konusu olduğunda ise herkes sadece,
potansiyel terörist tir. Ve düzen için korku unsurudurlar. Onların ülkeleri
ekonomik bakımdan güçsüz, çelimsiz ve geridir. Başlarındaki yöneticiler,
müttefik ve düzenin kontrol panelleridir. Böyle olunca bireysel ve toplumsal
akılları özgür bir insan olgunluğuna erişemediği için dine veya mezhebe
referansla yargılanırlar. Belki dinleri ve mezhepleri onlar üzerinden
yargılanır da denilebilir. Dinden veya mezhepten bağımsız bir dünyaları yoktur
onların!
Ancak düzenin güvenliği için atılan kolektif çığlıkta, hemen
en kolay ayrıştırıcı, tehdit kırıcı olarak etnik-mezhepsel farklılıklar devreye
sokulur. Ne hazindir ki bu oyunun en çok canı yananı yeryüzünün önemli bir
bölümünü kaplayan ve sayıları hayli fazla olan, bu oyuna en çok aldanan mazlum
halklardır. En yüksek sesle bağıran yine o mazlumlardır, çığlıkları
duyulmayanlar yani kıyıya vuran, denizlerde, sınırlarda kaybolanlardır. Ne
tuhaf! Buna rağmen sanki kendi mülkiyetiymiş gibi sistemi savunuyorlar; oysa
yerinden olma tehdidi ve ait olduğu aidiyetin kira parası yüzünden beli
bükülmüş kiracıdan başka bir şey değiller. Hepsi yeryüzü cenneti olarak
tanımladıkları o yeni dünyaya ulaşmaya çalışıyorlar. Oysa yanındakini, sağındakini,
solundakini tanımaya, anlamaya çalışmak ve herkes için güzel bir dünya kurmak;
bu uğurda mücadele etmek belki de en kolay olanı. Ancak o kadar çok kirliliğe
maruz kalınıyor ki, görüş mesafesi kayboluyor. Her şey bulanıklaşıyor, izler
birbirine karışıyor. İnsan, hasbelkader en fazla bir çığlığa kulak kabartıyor,
sonra tekrar kendi kümesine geri çekiliyor ve onlar bizim için hiç kimse
diyor. Hoşça bakın zatınıza
TAŞ GEMİ
Not: Bu hafta müziğimiz, Hüseyin Ulusoy dan. Seyyid
Nesimi nin sözleri Özhan Eren in bestesiyle buluşunca naif bir eser ortaya
çıkmış. Nesimi Gül olanın aslı güldür,
Peygamberin nesli güldür,/ Girdim şahın bahçesine, cümlesi aşı güldür gül
diyor. Hüseyin Ulusoy, bizleri, gül kokusuna buluyor. Özhan Eren in icrası
tercih edilebilir.
Eski püskü bir resim olarak kimliğimde taşıyorum
Şimdi çocukluğumu
Ceplerimde papatyaları unutmaktan sanık ellerim
Bir ırmağın kaynağında dinelip, denize kavuşmayı
Düşlüyorum gün boyu
Kulaklarımda uğultusu motor seslerinin.
(Ahmet Erhan)
Bİze Kadar
1- Nurettin Topçu der ki, Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz:
Kalbin, kaderin, ölümün
2- Evlat, Hakikatte sır yoktur dedi ve ekledi onu
anlayacak kıvama gelmek vardır.
3- Yokluk nedir diye sordu genç adam. Aşkı tanımayan
günahkarların içine düştüğü karanlıktır diye cevap verdi, yaşlı bilge.
4- Arifin birine sormuşlar: +Yoksulluk kaç gündür -Kırk
gündür, diye cevap vermiş. - Peki kırk günden sonra ne olur -Alışırsınız.
5- Şemseddin Sivasi, kalbi temizlemek gerektiğini söylüyor.
Sür çıkar ağyârı dilden tâtecellî ede Hakk/ Pâdişâh konmaz saraya, hânemamûr
olmadan
6- Remzi Çetinkaya hatırlattı. Biz de paylaşalım istedik.
Bina imarı için izin isteyen valiye, Ömer B. Abdulaziz in müthiş cevabı Şehri
adaletle bina et, yollarını zulümden temiz tut.
7- Feridüddin Attar İnsaf, insanı her şeyden kurtaran bir
padişahtır der.
8- Bu hafta, YuriBykov dan TheFool/(Enayi) u izleyebiliriz.
Kokuşmanın nasıl bir hale soktuğunu, alttakileri ve üsttekileri nasıl bir
birine bağladığını bir başka anlatım türünde yeniden görebiliriz. Belki
kokuşmamış yanlarımızı, vicdanımızı masaya koyabiliriz. Hadi birde buradan linç
edelim.
TEKKE
ŞER düzenleri insanda bir takım temel haller isterler. Bu
haller onların hakikate ulaşmasının önündeki en temel engeli oluşturur. Bugün
yaşadığımız dünyada insana hâkim olan bu hallerin neticesinde yaşadığımız büyük
yozlaşma ve ıssızlaşma hali. İşte
kısa bir özet...
1-Bilgisizlik { CEHALET }
2- Sevgisizlik { VAHŞET }
3- İlgisizlik { GABAVET(Bönlük, Basiretsizlik,
Beceriksizlik)}
4- Gayesizlik { GAFLET }
5- Gayretsizlik { ATALET }
DAĞARCIK
HATA yapmamak için edinilen bilginin fıtrata ters olduğunu
idrak ettiğimiz zaman, hataların kurtuluş reçetesi olan bilginin edinilmesi
gereken ilim olduğunu idrak ettiğimiz zamandır. Çünkü hakikat, dizleri kanasada
yolu bırakmayanlarındır.
(Eyüp Gedikoğlu ndan tadımlık )