GALATASARAY’LA Beşiktaş, yani geçtiğimiz sezonun birer kupalı büyüğü, ister sezonun son kupası, ister yeni sezonun ilk kupası olarak yorumlayınız, bizlere tabii ki şimdilik ilerisi için bir umut sundular. Bu umut, her iki takımın da topluca hücum ve savunmayı düşünmesi, planlarını bu merkez  yaptığı şeklinde karşımıza çıktı. Birbirlerine oyunun ciddi biçimdeki büyük bölümünde boş alan bırakmamaya özen göstermeleri dikkat çekici idi. Zaman zaman aktif dinlenmeyi de becerebilen taraftar, bizim futbolda hiç de alışık olmadıkları aslında çağın futbol anlayışı yüzünden pozisyon oluşturmada zorlandılar. Ben maçı, buraya kadar yazdıklarımdan dolayı beğendim. Golsüz bitmesi çok kişi tarafından beğenilmemiş bir maçtır diye ortaya çıkmıştır ama beklentim odur ki, zaman içinde bu da giderilir.

Galatasaray’da bana göre en çok göze çarpan, takımın fiziksel dayanıklılık, yani fizik kondisyonunu doksan dakikaya yayabilmesidir. Hamza hocadan sonra görevi alan Mustafa Denizli’nin neredeyse yüzde yirmilere kadar düşürdüğü fizik güç Hollandalı tarafından yüzde 70’lere kadar yükseltilmiş. Savunmada oynayanlara değil de kenarda oturanlara baktım. Orada Sabri, Serdar ve tribünde de Semih vardı. Cavanda’yı sayalım. Sakatlığı ikinci yarının ortalarında ancak düzelecek Koray’ı da sayarsak sekiz sağlam bir sakat ediyor. Eh, fazlası da zarardır zaten... Orta alanda Selçuk, Tolga ve Sneijder vardı. Hamit dışarıda... Dzemali problemi devam ettiğine göre acaba Bilal gönderilir miydi diye kendime sordum. Önde Sinan, Podolski ve Bruma vardı. Eren kenarda idi. Oyunu girdi ama ben o kırk beş dakikada onu göremedim. Sinan maçın en kötü adamı idi. Yasin alternatif... Hamit’i bir joker olarak yorumlarsak, Galatasaray budur.

Beşiktaş’ta Sosa ve Gomez yoktu. Savunmada idman eksikliği olan ve bunun bütün sezon devam edeceğini umduğum Gökhan Gönül de yoktu. Adriano tam hazır değildi ki, sonradan oyuna girdi. Buradan bakınca Beşiktaş’ın joker Necip’i stoper oynatmak zorunda kaldığını gördük. Peki, Rhodolfo’ya ne oldu? Gerçekten merak ediyorum... Orta alanda Tolgay, Oğuzhan ve Atiba üçlüsü vardı. Bu blok öndekilerle çok sağlıklı bir irtibat kuramadı dersek yeridir. Bu yüzden de Beşiktaş’ta görmeye alıştığımız orta alan- ileri uç kısa ve zaman az da olsa pas trafiğinin beklendiği gibi işlemediğine tanık olduk. İşte burada Sosa ve Gomez farkı ortaya çıktı. Cenk iyiydi, pozisyon da buldu ama şansı yoktu. Kerim hâlâ kendi bildiğini okuyordu. Quaresma girince biraz yapı işlerlik kazandı. Olcay ise ayakta kaldı. Bir futbol takımının tabii ki bir iki oyuncuya endeksli kalması çağımıza uygun değil ama Beşiktaş, en azından fiziksel dayanıklılık açısından olumlu not aldı. Bu ön tarafla ilgili görüşümün altına Şenol hoca iki uç adamına dönerek sanki imza attı.  

Sonuçta maç golsüz bitti. Uzatma da birer gol çıktı. Sonra penaltılarla Galatasaray bir yeni kupayı daha müzesine taşıdı.

Şimdi sıkı durunuz! Maç sonundaki kupa töreninde Beşiktaşlı futbolcular Galatasaraylı meslektaşlarını teker teker tebrik ettiler. Hatta kupa töreninde de sahanın içinde kalarak gerçek bir centilmek örneği sundular. Hatırlar mısınız, Galatasaray Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe’yi yendiğinde koca Fenerbahçe’nin takımı birileri tarafından sahaya çıkmama emri alarak büyük ayıp işlemişti. Üstelik bu da ilk defa olmuyordu...

Haydi! hayırlı sezonlar. Pardon unutmadan... Maç öncesi sokaklardaki rezaletleri, maç sırasında da Galatasaraylı taraftarların yangınının cezasının çok ağır olmasını bekliyorum. Olağanüstü Hal var ya...