BİR insanın en değerli varlığı hayatıdır. Hayatından daha değerli olan ise ölümü göze aldıran şeydir. 15 Temmuz akşamı ölümü göze alanlar için daha değerli bir şey vardı. Özgürlük.

Özgürlük genellikle belli çevrelerde dillendirilen bir argümandı. Bu çevreler, halka tepeden baktıkları için onlarla özgürlük talebini bir araya getirmezler.

Malum Gezi olaylarında özgürlük şarkıları dillendirilmişti. Bu eylemlerde devrimci özgürlük talepleriyle, popülist adamların hamaseti iç içeydi. Meselenin insancıl yanından çok bir ihtilal denemesi olduğu bir süre sonra anlaşıldı.

Demokrasi görünümlü otokrasiyle yönetilen ülkelerin bu işte parmağı vardı. Bir deneme yapılmış ve seçimle iş başına gelmiş iktidarı oldubittiye getirmek amaçlanmıştı.

Bir tür sosyal medya devrimi yaşanacaktı. Sanal alanda örgütlenen yapıların derdi; çevre düzenlemesiydi. Bu grupların ultra düzeyde hümanist bakışları meydanlara türkü ve sazla yansımıştı. Ayrıca hükümetten icraatta istemiyorlardı. İktidara “yapma” diyorlardı. Köprü, havaalanı, yol yapma. Halbuki yıllarca öteki hükümetlere “neden yapmıyorsun” diyorlardı.

Gezi, kurgu ile gerçek arasında geçti gitti. 15 Temmuz’da ise gerçeğin ta kendisi yaşandı. Halkın inisiyatifiyle dalga geçenlere verilen bir cevap vardı. Sosyal medyada örgütlenmemişlerdi. Bu tür şaibeli icatlara güvenleri de yoktu. Devrimciliği ve militaristlere karşı direnmeyi kalın kitaplardan okumamışlardı. Onların bildiği güvendiği bir şeyler vardı. Kalbin bir sahibi vardı ve o kalpleri çelik paletler aşamazdı.

Halkın, hiçbir gösteri düşüncesi taşımadan sokağa fırlaması bu çağ için, Türkiye için, İslam dünyası için gönülleri aydınlatan bir gelişme idi. Bu kahramanlık sıradanlaşmamalıydı. Bu fedakârlığın arkasındaki erdemler analiz edilmeden atlanmamalıydı.

Dikkatimiz, aşırı derecede gündemle uyarıldığı için henüz halkça tarih yazdığımızın farkında değiliz. On yıllar sonra bir darbe girişimi, eşine pek rastlamayan bir halk direnişiyle bastırılması çokça anılacak. Tarih kitaplarında okutulacak.

Şehadet en güçlü silahtır. Hasmının başına getirilmiş en büyük beladır.

Halk irfanının yanında 2016 model bir halk kahramanlığı çıkardık. Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de bu kahramanlıklar yakın geçmişte yaşanmıştı. Mısırda namlulara göğsünü açan 2500’den fazla insan şehadete yürümüştü.

15 Temmuz Şehitleri’nden bize bir mektup gelseydi, o mektupta şu yazılı olurdu herhalde. Kanımızla ödediğimiz bu özgürlük nimeti içinde birbirinize hasım gözüyle bakmayın. Fikir ve görüş ayrılığınız, düşman olmanızı gerektirmez. Sizi toptan ortadan kaldıranlara karşı durun. Küresel zorbalar yeni denemeler yapacaklar. Kardeş olursanız gücünüz kırılmaz.

Aldatılanlar içinde şöyle niyazda bulunmalı. ‘İçimizde ki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım”

Gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman ediyorsanız, üstün olan sizlersiniz.

SONUNDA HAYIR OLAN KÖTÜLÜK

İslam coğrafyasında estirilen fırtına, Katrina kasırgası değil. İnsan eliyle, kirli emeller için yapılmaktadır.

Halkı manipüle edebilmek için medya kullanılmakta. En çok bilgi kirliliği din adına yapılıyor. Din duyarlığını yok etmek adına her yol deneniyor.

Çocuklar ve gençlerin değer yitimi daha gözlenebilir durumda. Kuşaktan kuşağa inanca dayalı duyarlılıkta azalma var. İman esaslarına göre yaşamda kırılma var.

Oyun bağımlılığı, internet bağımlılığı ve daha büyük bir şer olarak zombileştirenpokemon oyunu ile yeni nesil için umutlarımız azalmıştı.  Şimdi tüm olumsuzluklara rağmen çocuklarımıza işaret ettiğimiz kahraman insanlar var.

Darbe gecesi Kaf dağının ardında prensler gibi uyuyan çocuklarımız bir gerçeğe uyandı. Gördükleri tanklar sanal tanklar değildi. Bu kez kurgu değil gerçek tankların karşısına dikilmeliydiler. İnternet bağımlısı çocuklarımızı uyandıran bu mekanik ses, bir kez daha bize bir hakikati getirdi.

Sanal oyunları planlayanlar bir gün gerçek bir plan yaptılar. Çocuklarımıza, hiçbir zengin içerikli konuşma ya da sunumlarla anlatamayacağımız mesaj bir olayla verilmişti. Gençlerimiz gerçek bir direniş, hayattan daha değerli olan özgürlük ve şehadetle tanışmışlardı. Bu travma onların belleğinde bir arketip olarak kalacaktı. Hayatlarına anlam katan bir ayna olacaktı.

Planlar üstünde bir plan vardı. Şerden çıkan bir hayır vardı.

DİNLE KÜÇÜK ADAM

Wilhelm Reich, yıllar öncesinde yazdığı nutukvari yazısıyla bugüne sesleniyor gibi. Ders çıkarması gerekenlerin iyi okumaları gerekir.

“Dinle küçük adam,

Bunu söyleyen sen değilsin küçük adam. Büyük devletlerin başkan yardımcıları, aristokrat işçi önderleri, doğru yola girmiş burjuva çocukları, filozof ve devlet adamları söylüyorlar. Sana bir gelecek sözü verirken, geçmişini sormuyorlar.

Senin mirasçısı olduğun geçmiş, korkunç. Sana kalan elinde parlayan elmas. Sana bunun söyleyen benim. Birkaç on yıldır sen, yeryüzü egemenliğine varacağın yoldasın. Şimdiden başlayarak insan türünün geleceği senin düşünce ve davranışlarına bağlı olmasına karşın, öğretmenlerin ve buyrukçuların aslında ne olduğunu, akıllarından ne geçtiklerini söylemiyorlar. Yazgısına yön verecek gücü yok kimsenin.

Sözcüğün bir anlamıyla özgürsün sen: kendini yönetmemek, eğitmemek, eleştiri getirmemek konusunda özgürsün. Yakındığını duymadım hiç. Beni gelecekteki hayatıma ve dünyama sahip çıkmaya özendirirken, bireyin kendisine nasıl egemen olabileceğine ve nerede hata yaptığını nerede doğru düşünemediğini söylemiyorsunuz.

Egemenlere ellerindeki gücü küçük adam üzerinde deneme yetkisi veriyorsun. Oysa sen dilsizsin; seni temsil edecekler diye, güçlülerin ya da art niyetli güçsüzlerin daha da güçlü olmasına rıza gösteriyor, aldatılanın her zaman sen olduğunu en son sen fark ediyorsun.

Önümde ağlana sızlana, özlem, kaygı ve sevgini açıkladın. …öncelikle dönüp kendine bak, kendini olduğunca gör, erk sahiplerinden, temsilcilerinden, hiçbirinin sana söylemediği gerçekleri dinle küçük adam:

Kim oluyorsun da beni eğitmeye kalkıyorsun, korkuyla küçülmüş gözbebeklerinde okuyorum bu soruyu. Saygısız ağzından çıkıyor bu soru. Sen küçük adam, sana verilen sözü verilen güçten korkuyorsun hem, kendinle yüzleşmekten ve eleştirilmekten. Gücünü kullanma yöntemini bilmiyorsun. Şu anda olduğundan farklı biri olduğunu düşünecek kadar korkusuz değilsin, eğilmeyi değil, dimdik durmayı, açgözlülük yerine, içtenliği, karanlık gecenin hırsızlarından biri olmayı olmak yerine, ışıklı bir günde aydınlatmayı bilmiyorsun.”