Olağanüstü dönemler yaşadık. Ummadığımız yerlerden silahlar çekildi hepimize. 15 Temmuz gecesi, FETÖ terör örgütünün gerçek yüzünü gösterdiği, demokrasiyi katletmeye çalıştığı, ülkeyi kaosa sürükleme niyetiyle, milletin silahını millete çevirdiği bir darbe kalkışmasıydı… Doğru.
İyi diye bildiğimiz, alnı secdeye varıyor diye hüsnü zan beslediğimiz insanlar darbeci çıktı. Kanun hükmünde kararnamelerle, OHAL yasasının bir müddet, meseleleri hızlandıracağına da hepimiz inandık. Zira ülke tuhaf bir dumana boğulmuştu. Ortalığın görünür olması için, çabuk kararlar alınması elzemdi. Elbet, bunlar yapılırken, hukuktan, adaletten vazgeçilemezdi. Olağanüstü halin devamını savunanların kendilerince haklı nedenleri olduğu söylenebilir.
Lakin referanduma gidilirken, YSK’nın, en azından milletin televizyonunda, sair medya organlarında, her partinin eşit söz hakkı olması iddiasını, yeni düzenlenecek KHK’larla yok yetmeye çalışmak doğru mu beyler? Farklı sesler… Değişik düşünceler, inanın bu ülkenin selameti için gereklidir. Aynı yüzlerin, aynı seslerin, aynı şeyleri tekrarlayıp durması, memleketin hayrına olamaz. Koru halindeki ifadelerin, belki bir müddet tesiri görülebilir, lakin bu rahmeti, iyiliği, güzelliği çoğaltmaz.
Parası olanın düdüğü çaldığı, parası olmayanın altta kaldığı, canın çıktığı bir düzen, adaletli olur mu? Kimi televizyonlar, nakarat halinde, aynı sözleri tekrarlayıp bir partinin ne güzel, ne kutsal, ne azametli olduğunu söylerlerse… Zayıf bıraktırılmış ve küçük diye tarif edilen partilerin yok edilmesi… Ülkenin tek bir renge indirgenmesi vicdani midir?
Daha önce, YSK tam olmasa da, en azından seçim öncesi, referandum sürecinde, farklı partilere de yer verilmesi anlamında, medyaya uyarıda bulunuyor, hakkaniyeti alenen çiğneyenlere ceza veriyordu.
Şimdi, kanun hükmünde kararnamelerle bu yetki, YSK nın elinden alınacakmış. Ne olacak peki?
Parası olan… Gücü elinde tutan düdüğü çalacak. Fakir fukara ne edecek? Fakir fukara haklı da olsa, canı cehenneme, diyen bir anlayış ne derece doğru, söyler misiniz?
Yapmayın beyler… Etmeyin. Bu tür uygulamalar önceden çok denendi. Hiç birinin sahibine de, ülkeye de, hayır getirdiği görülmedi.
Gelin, Rabbimin yarattığı renkleri… Farklılıkları… Rahmet olsun, yardımlaşma, tanışma çoğalsın diye koruyalım… Yaşatalım.
Yukarı çıktıkça, güçlendikçe, alttakileri unutanlar hep yanlış yapmışlardır. Birileri bizim gibi düşünmese de… Bizim gibi yaşamasa da… Dünyaya bizim pencereden bakmasa da, şiddete başvurmadıkça, hakaret etmedikçe, fikrini izhar etmesinde ne kötülük var?
Sünnettullaha dikkat etmek gerekir. Yüce Allahın yaratılış kanunun ruhunu kavramak icap eder.
Ben konuşayım, ben dinleyeyim… Yahut ben konuşayım, herkes dinlesin… Ben haklıyım… Ben en haklıyım… Beni millet istiyor. Başkalarına gerek yok, zaten sayıları nedir ki? Diyerek, kendini göğün üstüne, başkalarını yerin dibine batırmayın efendiler… Yapmayın. Her şeyin üstünde… ALLAH VAR.