Bir cümleye başlamanın zorluğunu bilenler bilir. Kurduğunuz cümle diğer kurmadığınız cümleler nezdinde bir rüçhaniyete sahip olması gereklidir. Gündemin ortasına oturmuş bir mesele varken ne söyleseniz, gereksiz ve zaittir. Ortada göz göre göre bir vahşet varsa siz kalkıp kişisel dertlerinizle yakınıp duramazsınız, hiçbir şey yokmuş gibi olup bitene seyirci kalamazsınız. İçinizden bir ses Üstad’ın seslendiği gibi seslenerek sizi ansızın kuşatıverir: “Olup bitenlerin olup bitmemesi için ne yapıyorsun?” (Sezai Karakoç) Her sabah yaşadığınız güne başlık atmakta zorlanıyorsanız, bilin ki uyumsuz ve münasebetsiz bir eylem içerisindesinizdir. İmam cüppesinin üzerine fötr, avukat cübbesinin üzerine sarık takmaktan bir farkı yoktur bu tutumun. Mevcut olup bitene karşı duyarsız olmanın karşılığı oldubittiyi kabullenmek, kendi isteğiyle oldubittiye gelmektir. Çocukların, kadınların ve de masumların ağır silahlar altında kıyımdan geçirildiği bir dünyada, önünüzde bu gerçek dururken başka bir cümleye geçme hakkınız yoktur.
“FİLİSTİN ŞİİRİMİZDİR”
Şairler, yaşadıkları zamanın en canlı şahitleridirler. Şairin kalemi ve hafızası tarihi kayıtlardan daha sahih ve daha güvenilirdir. Bu sene 22.si düzenlenen Uluslararası Sapanca Şiir Günleri programında da şairler zulmü alkışlayamayacaklarını, zalimi asla sevmeyeceklerini deklare edip şahitliklerini sundular. Şiirlerini sahnede seslendirmeden önce İsrail’in Gazze’de çocuk-bebek-kadın dinlemeksizin yaptığı kıyımı lanetlemekle kalmadılar, programın sonunda da Filistin ve Türk bayraklı “Filistin Şiirimizdir” mesajı yazılı afişin etrafında kenetlenerek sahih bir şair duruşu sergilediler. Filistin demek direniş demek, şiir demek de aynı şekilde mukavemet ve çok yönlü direniş demektir. Dünyanın neresinde bir zulüm varsa şairin aklı, düşüncesi ve vicdanı oradadır.
DERDİMİZ NE İSE DERGİMİZ O
“Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz, Dergi hür tefekkürün kalesidir” der Cemil Meriç. Derginin gerçekten de hür düşünme ile bir ilişkisi olmalı ki ülkemizde dergi hareketi daha çok gençler tarafından yürütülmektedir. Gençlik, duygu ve düşüncelerini dar alana sıkıştırmaya rıza göstermez. Fikir ve edebiyat dergileri bu yüzden içinde bir özgürlük havası taşırlar. Geçtiğimiz günlerde 14. Dergi Fuarı’nı dolaşma imkânı buldum. GEÇERKEN dergisinin fuar kapsamında düzenlediği dergicilik paneline konuşmacı olarak çağrılmıştım. Pazar olması ve aynı günün sabahında ulaşımı zora sokan bisiklet yarışması olmasından mütevellit fuar oldukça sakindi. Bunu bir avantaja çevirip panel öncesi bütün stantları gezip sohbet etme fırsatı yakalamıştım. Stantları dolaşırken konuştuğum insanların söylemediği ama benim hissettiğim şey şu oldu: Genç ihtiyar pek çok insanda var olan okuma yorgunluğu son zamanlarda sadece dergi ve kitap fuarlarında değil, aynı zamanda kitapçılarda da kendini hissettiren bir durum. Dergi çıkarmanın maddi zorlukları, posta ve kargo ücretleri bir yana kıt imkânlarla bu zorluğa katlanma azminde de belirgin bir yavaşlama var. Belki hâlâ çok sayıda dergi var, fakat dergi okuru ve dergilerle ürün yoluyla aidiyet kurmaya çalışan gençlere aynı oranda rastlayamıyoruz. Sirkeci Garı’nın doğal kalabalığı ve yoğunluğu olmasa acaba fuarın sinerjisi nasıl olurdu diye düşünmedim değil. Fuarda birçoğu edebiyat içerikli olan dergilerin üzerine çöken sessizliği ve keyifsizliği nasıl izah etmek gerekir bilmiyorum. Yoksa söyleyecek sözümüz, dinleyecek kulağımız, yürüyecek hevesimiz mi tükendi? Son zamanlarda evindeki kitaplardan ve dergilerden sıkılarak, onları hem elinden hem evinden çıkarıp rahatlamayı deneyen o kadar çok arkadaşımız var ki hayra alamet gibi gözükmüyor.