Şahsen ben de birkaç kez bizzat dinledim, merhum Oğuzhan Asiltürk’ten bu anekdotu. Her anlattığında gözlerinin dolduğunu, büyük bir duygusal yoğunluk içinde olduğunun şahidiyim.
Millî Selamet Partisi (MSP) ile Cumhuriyet Halk Partisi ( CHP) koalisyon hükümeti dönemi…
Biliyorsunuz, Kıbrıs Barış Harekâtı MSP-CHP koalisyon hükümeti döneminde gerçekleşti. Bu dönemde başka yaşanmışlıklar da var. Şimdi onlardan birisini anlatacağım.
İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, bir heyetle birlikte Endonezya’ya bir ziyarette bulunur.
Bakan Asiltürk ve heyetine son derece sıcak bir karşılama yapılır.
Karşılama sırasında Endonezyalı bir bakan, Oğuzhan Bey’le ziyadesiyle alakadar olur; “Evimde size kendi ellerimle bir ikramda bulunmadan istirahate çekilmenizi istemiyorum!” teklifinde bulunur.
Çok uzun bir yoldan gelmelerine ve bir o kadar yorgun olmalarına karşın Oğuzhan Bey, Endonezyalı bakanın bu önerisini geri çevirmez, kabul eder. Evde ikramlar, hoş sohbetler, karşılıklı selam ve muhabbetler…
Sonrasında Endonezyalı bakan, Oğuzhan Bey’e şu soruyu yöneltir:
* “Türk şehitliğine ne zaman ziyarette bulunacaksınız?”
Oğuzhan Bey önce bir şaşırır. Zira, Endonezya’da bir Türk şehitliğinin olduğundan o güne kadar haberdar değildir.
Ama bu duygusunu belli etmemeye çaba gösterir, renk vermez!
Endonezya seyahatini organize eden, refakat görevi de bulunan Dışişleri yetkilisine şöyle göz ucuyla bir bakar!
Yok, onun da bilgisi bulunmamaktadır, bu şehitlikten!
Yapılacak fazlaca da bir şey yoktur. Endonezyalı bakana döner ve der ki;
- “Şehitlik buraya kaç kilometre uzaklıkta?”
- “400 km kadar. Ancak yollar çok düzgün değil. Buraya gitmek için bir günümüzü ayırmamız gerekecek!”
Ancak ziyaret süresi kısa, görüşmeler yoğun olduğu için Endonezya’daki Türk şehitliğine gitmek mümkün olmaz!
Oğuzhan Bey orta yolu bulur;
- “Bu ziyaret için özel olarak gelelim. Geldiğimizde sizinle birlikte Türk şehitliğini ziyaret edelim...”
Oğuzhan Bey durumu böyle idare etmiştir ama öte yandan içi içini yemektedir.
Türkiye’ye döndüğünde yaptığı ilk iş, konuyu enine boyuna araştırmak olur.
***
Peki, olayın aslı esası nedir? Onu da Oğuzhan Bey’in cümleleri ile kısaca ifade edelim:
* “Endonezya’yı, Hollandalıların işgal edip sömürge yapmasını önlemek için Osmanlı Devleti, özel olarak bir donanma yaptırdı. Endonezya’ya gönderdi. İşgalcilere karşı askerî gücünü kullanarak engel oldu. Endonezya’yı sömürge olmaktan kurtardı…”
Endonezyalı bakanın sözünü ettiği Türk şehitliği, işte o savaşta şehit olan Osmanlı askerlerinin medfun bulunduğu şehitliktir.
Oğuzhan Asiltürk’ün, bu tarihi hakikati her anlattığında gözleri dolardı…
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E RAHMETLE...
* Kararlı, tavizsiz, sadık bir duruş...
* Edep dolu bir hayat...
* Tasavvufi bir ahlak...
* Hakk'ı her daim üstün tutan bir anlayış...
* İnancını hakkıyla yaşamak isteyen, başkalarının inancına da hürmetkâr olan bir kırılmaz, zikzaksız çizgi...
* Erbakan Hocamızla omuz omuza geçen bir ömür...
* Bitmek tükenmek bilmeyen bir azimle Millî Görüş mücadelesi ve mücahedesi…
* Gelecek öngörüleri, aydınlatıcı fikirleri, ön açıcı düşünceleri ile ayar veren bir devlet adamı...
***
Oğuzhan Asiltürk’e rahmet diliyorum. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
ŞUUR DERSLERİNE ÇOK ÖNEM VERİRDİ!
Merhum Oğuzhan Asiltürk, ‘şuur dersleri’ne büyük önem verirdi.
Şuur derslerinin ne olduğunu, neden başlatıldığını Oğuzhan Bey’in ifadeleriyle birkaç cümle ile anlatmak isterim, öncelikle…
* “İslam’ın siyasetten ekonomiye, aile hayatından ahlaka kadar bütün hayatı kuşatan bir nizam olduğunu unutmaya başladığımız, faizin evlerimize, arabalarımıza, düğünlerimize bile bulaşıp, iliklerimize kadar işlediğine şahit olduğumuz, kavimleri helak eden günahların sıradanlaştığına, resmileştiğine ve kurumsallaşıp, vergiye tabi olduğuna tanıklık ettiğimiz bir zamanda imtihan oluyoruz. Millî Görüşçü Kuruluşlar (MİLKO) olarak bu gidişe ‘dur’ demek için Şuur Dersleri’ni başlattık…”
***
Oğuzhan Bey’in de iştirak ettiği bu şuur derslerinden bir fotoğraf karesini, Adana AGD/MGV’den Cuma Şahin anlatıyor:
* “Oğuzhan Bey, Anadolu Gençlik Derneğimizde (AGD) şuur dersleri programı için Adana'ya gelmişti. Oğuzhan Bey’in her sözü iman eksenliydi; “Biz niçin çalışıyoruz? İnancımızın gereği gibi yaşamak istiyoruz. İnancımıza müdahale edilmesin istiyoruz. Biz de kimsenin inancına müdahale edemeyiz…’ demişti.”
* “Oğuzhan Bey, o derste, “Anadolu Gençlik Derneği Adana Şubesi çalışmalarıyla göz dolduruyor ama yeterli değil. Biz davamızın her evde konuşulmasını istiyoruz. Bunun da yolu şuur derslerinden geçer. Adana’da ne kadar evde şuur dersi yapılırsa o kadar kişiye davamızı anlatmış oluruz. En azından bu ahlaksız TV’leri bir saat kapatmış oluruz. Onların kötülüğüne engel olmuş oluruz!’ cümlelerini sarf etmişti.”
* “İslam’da önce kötülüğü ortadan kaldırmak, sonra iyiliği yerine ikame etmek gerekir!’ diye de bize nasihatte bulunmuştu. Rabbimiz rahmetiyle muamele eylesin. Amin.”
ÜZÜLDÜĞÜM FOTOĞRAF!
Türkiye Büyük Millet Meclisi ( TBMM)… Milli iradenin tecelli ettiği yer.
TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurul’da milletvekillerine hitap etti.
Ama bakar mısınız? Erdoğan Genel Kurul’a girdikten sonra milletvekillerinin yarısı ayağa kalktı alkışladı, diğer yarısı ya ayağa kalkmadı ya da alkışlamadı.
Önceki yıllarda da benzer fotoğraflar yansımıştı! Neresinden bakarsanız bakın, hoş olmayan bir görüntü!
Bunun sebebi, cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı olması. Ve parti genel başkanı sıfatıyla diğer bazı partilere yönelik dile getirdiği cümleler, salvolar, nitelemeler…
İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin -diğer birçok problemli tarafının yanında- bir arızası da bu!
O fotoğrafı görünce üzüldüm!
Zira, cumhurbaşkanı tüm Türkiye’nin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olmalı! Cumhurbaşkanları, bu makama geldikten sonra siyasi şapkasını bir kenara koymalı!
Partili cumhurbaşkanlığı modeli, birleştirmek yerine bir bakıma ayrıştırıyor.
Bilmiyorum, katılır mısınız?

