Eylül geldi. Hazan mevsimi. Giden gitti. Yerde yapraklar. Düştü düşecek. Kuru ve sarı. Takvim yaprakları. Tabiat yaşlandı. Sona yaklaştı. İnsan ve doğa. Kıymet mi kıyamet mi? Olmayanla olunmuyor. Yaz bitti. Su soğudu. Güneş süzüldü. Cümleler kısaldı. Sahiller dürüldü. Okullar açıldı. Sezon kapandı. Tişörtler dolapta. Zaman sorgulandı. Mevsim aklandı. Kış saklandı. Kalabalıklar sessiz. Sessizler kalaba. Bahar sonlandı. Mehmet Rauf hatırlandı. Kenan Evren ayıklandı. 11 Eylül kanıtlandı. İhtiyarlar soluklandı. Mezarlıklar çiçeklendi. Hüzünler körüklendi. Gideyazdık, düşeyazdık, öleyazdık. Kaderimizi deftere yazdık. Dertlere yazdık. Dört yere yazdık: Kâğıt, çehre, su ve sema. Cemre düştü. Yerden göğe. Hakkımız bundan. Haklılığımız buradan. Eylül ve ekim. İkisi kardeş. Ben ve sen gibi. Sen ve ben gibi.

 TELEVİZYON KANALLARINA GECİKMİŞ BİR TEŞEKKÜR

Televizyon izliyor musunuz? İzlediğiniz halde yoksa izlediğinizi gizliyor musunuz? Öyle ya, neredeyse bütün kanallar itibar kaybı yaşıyor. Birisi hasbelkader televizyon kanallarından birini izlese mesela bunun bir yerde duyulmaması için azami gayret sarf ediyor. Tekrarın bile bir güzelliği vardır dostlarım, inanın çok büyük reklâm payı alan kanallarda bile izleyecek bir şey bulmak neredeyse samanlıkta iğne aramak gibi. Bunu bir fırsata çevirebiliriz pekâlâ, mesela daha düne kadar ABD’den sonra dünyada en çok TV izleyen ülke olmaktan hızla uzaklaşabiliriz. Kitapla açılan aramız bu sayede düzelebilir. Hiç olmazsa evlerimiz kaybettiğimiz sohbet iklimine yeniden dönebilir. Televizyon kanallarının tamtakır, hayata hitap etmeyen, renksiz ve zevksiz programlarla dolu olması gerçekten çok büyük bir fırsat. Evde hiç televizyon yokmuş gibi bir ferahlık verebiliyor gayet. Teşekkürler bütün kanallar, teşekkürler görüntülü ve de gürültülü medya, millete bu imkânı verdiğiniz için!

 HER ŞEY İÇİN ÇOK GEÇ

Şair Bülent Parlak İstanbul’da yaşamaya devam ediyor. İstanbul onun için şiir demek olmalı. İzdiham gibi hiçbir kompleksi olmayan her yaşın dergisini çıkarmak kolay değil. İzdiham içimizle dışımızın karşılıklı yansımaları. Hıncahınç doluyuz ve adım atacak yer yok gözümüzün değdiği yerde. Burası hem şiir hem de İstanbul. “Ne çok hiçbir şey yok?” Sorusunu kısık sesle soruyor diye sakın aklınızdan nihilist tedailer geçmesin. “Üstümden Bir Boşver Geçti” dedi diye sakın onu Kaygısız Abdal’la falan da karıştırmayın. Bu hayatla cilveleşme biçimleri hiçbir çağdaş yaklaşımla izah edilemez, ey okur bunu böyle bilesin! Lütfen şu şiire kulak ver:

“sana

bir yazdan bahsedeceğim

başlasam gerisi hiç gelmeyecek

bir uzaktan

çünkü sen bilmiyorsun,

kovanların, barikatların ve

prova edilmemiş sarhoşların üstünden

atlayarak

evine dönmeyi”

(Güneşin Kurutmadığı-S. 39).

(Her Şey İçin Çok Geç-Bülent Parlak-İzdiham Yay.)