Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Yüksek Mühendis Dr. Ertan Yülek ile Türkiye ve dünya gündemindeki nükleer enerji ile nükleer silahlanma üzerine konuştuk. Eşi Prof. Dr. Gürcan Yülek de nükleer santraller, özellikle radyasyondan korunma konusunda uzman bir isim.

Yıllarca Türkiye Atom Enerjisi Kurumu‘nda çeşitli görevlerde bulunan Gürcan Yülek, Çernobil Nükleer Santral faciası sırasında dönemin Başbakanına bu konuların organizasyonu konusunda baş danışmanlıkyapmıştı. Elektrik üretimi için Rusya‘nın Türkiye‘de kuracağı nükleer santral başta olmak üzere İran ile Batı arasında yıllardan beri süregelen ‘Nükleer silahlanma‘ kavgasının perde arkasını gazetemize anlatan Yülek, Türkiye, İran ve Brezilya arasında imzalanan ‘takas‘ anlaşmasından sonra ABD ve Batı‘nın takındığı tavrın Millî Görüş‘ün yıllardan beri haykırdığı ‘Yeni Bir Dünya‘ talebinde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

*Sayın Yülek, uzun zamandır ‘Nükleer enerji‘ üzerine çalıştığınızı biliyoruz. Son yıllarda özellikle son aylarda Türkiye ve dünya kamuoyunu nükleer enerji ile İran‘ın nükleer enerji çalışmaları fazlasıyla işgal etmiş durumda. Gelişmeler, bundan sonra da ‘nükleer‘ ile daha çok meşgul olacağımızı gösteriyor. Nükleer enerji nedir? Öncelikle buradan başlayabilir miyiz?

- Bilindiği üzere nükleer enerjide, yakıt olarak Uranyum 235 kullanılır. Uranyum 235‘in dışında Uranyum 233 ve Plotonyum 239 da bölünebilir. Ama bu ikisi elde edilmesi çok zor yapay(suni) nükleitlerdir. Uranyum tabiatta doğal olarak bulunur. Doğal uranyumun yüzde 0,7 si (binde yedisi) Uranyum 235‘dir. Uranyum 238 ise bölünemez. Dolayısıyla enerji elde edilemez. Uranyum 238 birçok süreçten sonra zenginleştirilerek Uranyum 235‘e dönüştürülebilmektedir. Ayrıca Toryum 232‘de tabiatta doğal olarak bulunur. Bu Toryum 232‘de çeşitli teknolojiler kullanarak Uranyum 235‘e dönüştürülebilir. Bu konuda Kanadalıların özel ihtisası vardır.

*Tabi uranyumu zenginleştirerek uranyum 235‘i elde eden ve Uranyum 235‘e sahip dünyada kaç tane ülke var?

Bir elin parmağını geçmez. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin; bunlar zenginleştirme yapabiliyorlar. Pakistan ve Hindistan‘dan sonra Kuzey Kore bu işi başarmış ve U 235 zenginleştirme teknolojisine sahip olmuştur. Son olarak da İran bu teknolojiye sahip olmak istiyor ama henüz sonuca ulaşamamıştır.

*Yapılan son anlaşmaya göre Rusya‘nın Türkiye‘de nükleer santral kurması kesinleşti gibi. Bu nükleer santral kurulursa nükleer enerjide de tamamen dışa bağımlı olacağız o zaman.

- Evet. Doğalgazda bağımlı olduğumuz Rusya‘ya nükleer enerjide de tamamen bağımlı olacağız. Esasında nükleer enerji santrali kime kurdurulursa kurdurulsun mutlak anlamda dışa bağımlıdır.

*Türkiye‘nin nükleer santral macerasına baktığımızda gelinen son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye‘de nükleer santral kurulması ile ilgili birçok ihale yapılmış olmasına rağmen hiçbirinde başarıya ulaşılamadı. En son yapılan ve Atomstroyexport-RAO-Park konsorsiyumu tarafından kazandığı belirtilen ihalede Kasım 2009da iptal edilmişti. Geçtiğimiz günlerde Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev‘in ülkemizi ziyaretinde nükleer santral kurulması işinin ihalesiz olarak Rusya‘ya verileceğine dair anlaşma imzalandığı ifade edildi. Mersin Akkuyu‘da kurulacağı ifade edilen santralin 20 milyar dolara inşa edileceği, paranın tamamen Rusya‘dan geleceği, Türk ortağın devre dışı bırakıldığı da alınan bilgiler arasında. Rusların her kwatt/saat için talep ettiği miktarı 12.35 cent‘e indirdiği ve hükümetimizin de santralde üretilecek elektriği 15 yıl boyunca bu fiyattan satın alma garantisi verdiği anlaşılmaktadır. Nükleer santralin iyimser bir tahminle 2017 ile 2020 yılları arasında bitirileceği ifade edilmiştir.

*Çok tartışıldı ama Türkiye‘yi bekleyen sorunlar nelerdir?

- En temel sorun enerji temininde yüzde 62 Rusya‘ya bağlı olan ülkemiz 4800 MWe‘lık santralin bitirilmesinden sonra enerji temininde daha fazla RUSYA‘ya bağlı hale gelecek. Ülkemize ‘U235‘ zenginleştirilmesi ile ilgili hiçbir bilgi transferi yapılmayacak. Ülkemizde mevcut 9200 ton uranyum değerlendirilemeyecek. Nükleer santral inşaatı bile Ruslar tarafından yapılacağından bu konuda da herhangi bir bilgi birikimi olmayacak. Mersin Akkuyu‘nun yer seçimi 1976 yılının şartlarına göre yapılmıştı. Dolayısıyla, nüfus yapısından turizme kadar birçok faktör değişti. Özellikle ülkemizin kısa vadede karşılaşacağı enerji krizine çözüm olmayacak.

*Bu anlaşmayı Rus medyası, ‘Nükleer santralin sahibi Rusya‘ şeklinde görmüştü. Sizin söylediğiniz kaygılarda bunu teyit ediyor.

- Doğru söylüyorsunuz. Gördüğümüz kadarıyla inşaatı tamamen Rusya tarafından finanse edilecek ve tamamen Rusya‘nın malı olacak. Türkiye‘nin on yıllardan beri kurmaya çalıştığı nükleer enerji santrali maalesef bir türlü kurulamadı. Birçok defa sonuçlanma noktasına gelmesine rağmen en son AKP hükümetinin nükleer teknoloji merkezi oluşturacakları iddiasıyla başlattıkları ihale süreci Rusya‘nın Türkiye Cumhuriyeti‘nin yapacağı yer tahsisi üzerinden Türkiye‘de nükleer santral sahibi olmasına dönüştü. İmzalanan devletlerarası anlaşmaya göre nükleer santralin sahibi yüzde 100 hisseyle Rusya‘nın reaktör inşa eden şirketi Atomstroyexport‘unn olması bu eleştirileri haklı olarak gündeme getiriyor. Hatta şirket, daha sonra yüzde 49‘a kadar hisse satışı yapmayı planlıyor. Bu kapsamda Türk şirketlerinin ilgili olduğunu, ancak Avrupa‘daki şirketlerle de görüştüklerini dahi açıkladılar. Yani Türkiye‘nin nükleer santral konusunda geldiği nokta, kendi ülkesinde Rusya‘yı nükleer santral sahibi yapmak olurken, nükleer santral kurulum süreci içinde Türkiye‘ye doğalgazda bağımlı olduğu Rusya‘dan bir de nükleer enerji satın alan ülke olma konumu biçildi.

"Rusya ile yapılan nükleer anlaşma siyasal bir tercih ve örtülü ilişkilerin sonucudur"

*AK Parti Hükümeti, alım garantili nükleer santral anlaşmasıyla yerli kaynakları teşvik etmek yerine Rusya‘ya nükleer santral teşviki vermeyi tercih etmiştir. Bu tercihin, ekonomik ve teknolojik olarak açıklanabilir bir tarafı var mı?

- Kesinlikle bu tercihin, ekonomik ve teknolojik olarak açıklanabilir bir tarafı bulunmamaktadır. Tamamen siyasal bir tercihtir ve örtülü ilişkilerin sonucu olduğunu söyleyenler var. Yapılan anlaşma pek çok açıdan sorgulanmaya muhtaçtır. Öncelikle ucuz enerji üretiminin söz konusu olmadığı açıktır. Tersine yurttaşların elektrik faturalarında artışa neden olacak bir yatırımdır. Böylece yurttaşlar hem nükleer santral nedeniyle ciddi bir riskle karşı karşıya bırakılmakta, bunun karşılığında ise ekonomik anlamda bir faydadan söz etmek dahi mümkün olamamaktadır. Yapılacak nükleer santralde tamamen yetki, kontrol Rusya‘ya bırakılmış olup Türkiye‘nin iddia edildiği nükleer teknoloji merkezi olması da söz konusu değildir.

*Bu anlaşma acaba Sayın Başbakanın kendine yakın olan bir projeyi kanunlaştırmak için mi yapılmıştır?

- Bu konuda bir şey söyleyemem. Ancak, Rusya ile yalnızca nükleer santral kurulmasına ilişkin anlaşma imzalanmamış, aynı gün Başbakanın yakınının olduğu bir firmanın yürüttüğü projeye ilişkin de işbirliği anlaşması yapılmıştır. İki ülkenin Enerji Bakanlıkları arasında imzalanan işbirliği mutabakatı ile Karadeniz Bölgesindeki ham petrolün Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı‘nın önceliği temel alınarak taşınması öngörülmektedir. Böylece Çalık Holding‘in projesine Rusya‘dan petrol akıtılması kararlaştırılmış olmaktadır.

*Türkiye‘nin nükleer enerji konusunda üretim gücü var mı?

- Türkiye‘de nükleer güç santralleri kurulması ve işletilmesi ile ilgili faaliyetler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) tarafından yürütülmüş ve TEK bünyesinde 1970‘lerde bir Nükleer Enerji Dairesi oluşturularak yıllarca 30‘un üzerinde uzman mühendisler yetiştirilmiş çok önemli teknolojik bir birikim sağlanmıştı. 1980‘lerin sonlarında anlaşılamayan bir sebeple bu daire feshedilmiş, o çok iyi yetişmiş nükleer santral mühendisleri dağıtılmıştır.  Hâlbuki o yıllarda MTA‘da özellikle Köprübaşı ve Fakılı‘dan getirilen uranyum cevherleri Ankara merkez laboratuvarlarında kurulan pilot tesislerinde zenginleştirilmiş ve yüzde 85 U3O8 (Uranyum Oksit) değerine sahip ‘Sarı pasta‘ elde edilmişti. Ayrıca, elde edilen bu ‘Sarı pasta‘nın dünya standartlarında olduğu ve sarı pastanın kalitesini bozacak diğer elementlerin değerinin de çok düşük olduğu belirlenmişti. Ancak ne olduysa bu konuda uzun yıllar hiçbir ilerleme sağlanamadı. Eğer bu çalışmalara devam edilmiş olsaydı bugün Türkiye, nükleer konusunda tamamen dışa bağımlı olmazdı. En azından İran‘ın yaptığı gibi kendi U 235‘ini elde edebilirdi.

Bu iş aynı cep telefonu gibi... Mesele cep telefonunu Türkiye‘de üretip, kullanmak ve ihraç etmektir. Nitekim Kore bugün dünyanın her yerine nükleer sahada mühendislik hizmeti verebiliyor hatta Türkiye‘ye kurulacak nükleer santral konusunda teklif vermiştir. Türkiye, kendi teknolojisini geliştirmez ise nükleer santrali kim kurarsa kursun tamamen dışa bağımlı olacaktır.

Nükleer santraller dünyanın enerji derdine uzun süreli deva olmayacak

*Dünya uranyum rezervleri nükleer santraller için yeterli midir?

- Dünyada şu ana kadar tanımlanmış ham (zenginleşmemiş) uranyum cevheri altı milyon ton, şu ana kadar kullanılan miktar ise yaklaşık üç milyon tondur. Öncelikle belirtmem gereken husus, dünya ‘uranyum235 izotopu‘ üretiminin, mevcut 443 santralin yıllık tüketimini bile karşılamadığıdır. Kurulu nükleer santraller için her sene 67,000 ton ‘uranyum235 izotopu‘ gerekirken dünyada sadece 47,000 ton üretim yapılmakta ve bu santrallerin 3‘te 2 ihtiyacını ancak karşılamaktadır. Dünya mevcut rezervlerinin de, mevcut santral sayısıyla ve tüketim miktarıyla, 20-30 yıl gibi kısa bir sürede tükeneceği bilinmektedir.

*Nükleer santraller dünya elektrik üretiminin ne kadarını karşılıyor?

- Yaklaşık yüzde 15‘ini. Bu üretimin de çoğunluğunu, dünya uranyum rezervlerinin yüzde 70‘inin işletme ruhsatını elinde bulunduran, Fransa, Kanada ve İngiltere elde edip kullanmaktadır. Bir başka deyişle nükleer santraller dünyanın enerji derdine uzun süreli deva olmayacaktır. Şunu da belirtmemiz gerekiyor; Fransa ile İngiltere‘de uranyum yok. Ancak Afrika ve diğer yerlerde ocaklara sahipler. Oradan alıp zenginleştirme işlemi yapmaktadırlar.

* Konuşmamızda uranyumun zenginleştirme işlemlerinden bahsetmiştiniz. Nükleer silahlar ve İran üzerinde kopartılan tartışmaların temelinde de bu zenginleştirme işlemi mi yatıyor?

- Gerek ağır su gerekse uranyum zenginleştirme teknolojilerine sahip olmak nükleer silah yapımına da imkân sağlamaktadır. Bu nedenle ‘Nükleer Silahların Yayılmasını Önlenmesi Anlaşmasına‘ göre nükleer silaha sahip olma hakkına sahip 5 ülkeden başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere, Rusya, Çin anlaşma kapsamında nükleer silahların kendileri dışında ülkelere yayılmasını engellemektedirler. Buna rağmen Hindistan bu amaca ulaşmış, Pakistan ise Müslüman olduğu için büyük müşkülatlarla bunu başarabildi. Güney Kore ise ABD‘nin itirazına rağmen bir nükleer güç oldu. Herhalde Müslüman olmadığı için Güney Kore‘nin üzerine gidilmedi. Ancak son yıllarda İran zenginleştirme tesisi kurması nedeni ile uluslar arası baskılarla karşı karşıya kaldı.

Nükleer silah konusunda İran‘dan korkulurken İsrail‘den neden korkulmuyor?

* Türkiye, İran ve Brezilya arasında imzalanan uranyum takas anlaşması dünyada geniş bir yankıya neden olmuştu. Ancak başta ABD olmak üzere Batı bu anlaşmaya da itiraz etti. Neden?

- Barış noktasına gelmişken, Batı‘nın bu hareketini iyi değerlendirelim. Kıssadan hisse çıkarmak gerekirse adil olmayan dünya siyasi düzeninin devamını isteyen ve bütün yetkileri ellerinde bulunduran Hegemon büyük Güçlere karşı Millî Görüş‘ün yıllardan beri adeta haykırdığı ‘Yeni Bir Dünya‘ talebinin ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor. Demek ki biz doğru yerde duruyoruz.

- Dünya üzerinde 5‘i resmi (ABD, Rusya, Çin, Büyük Britanya, Fransa), üçü gayri resmi (Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore) ve biri de deklare edilmemiş olmak üzere toplam 9 tane nükleer güç var.

* Deklare edilmeyen ülke hangisi?

- Tabiî ki, İsrail. İsrail, sahip olduğu atom silahları hakkında resmi düzeyde ‘Ne kabul, ne inkâr‘ politikası izliyor. ABD ile İsrail arasında nükleer silahlanma konusunda stratejik bir mutabakat var. Bu mutabakata göre İsrail‘in nükleer silahlı bir güç olduğunu, ABD‘den onay almadan tek yanlı olarak dünyaya ilan etmesine bu mutabakat engel oluyor.

* Neden?

Çünkü bu gizli mutabakat, iki ülkenin karşılıklı çıkarlarına hizmet ediyor ve aralarındaki stratejik ittifakı güvence altına alıyor. Nükleer silahların yayılmasını önlemek 60‘lardan beri ABD‘nin stratejik önceliği... İsrail‘in bir nükleer güç olduğu da 70‘lerden beri herkesin bildiği bir sır! İsrail sırrını ifşa ederse, atom silahı peşindeki diğer ülkelere karşı baskı ve tecrit politikaları uygulayan ABD, ya aynı tutumu İsrail‘e karşı da takınacak ya da nükleer silahların yayılmasını önleme politikası çökecek. Yani, İsrail‘le stratejik ittifak sona erecek. Çünkü İsrail‘in nükleer deklarasyonu, Ortadoğu‘da nükleer silahlanma yarışına meşruiyet kazandıracak. Bu bakımdan ABD, İsrail‘le olan nükleer silahları bildiği halde yokmuş gibi kabul ediyor.

İran neden hedefte?

- İran‘ın yapmak istediği, tabiatta bulunan doğal uranyumu, Uranyum 235‘e dönüştürülmesi ve kendi yakıtını kendisinin üreterek dışarıya bağımlı olmadan nükleer santrallerde kullanabilmesidir. Tabi bunu yaparken atom bombası yapma teknolojisine de sahip olabilmesidir. Uranyum zenginleştirilerek yüzde 90‘a kadar uranyum 235 yapılabilir. Nükleer santrallerde en az yüzde 3,3.5‘luk U 235 kullanılabilir. Ancak Nükleer Araştırma ve İzotop elde etmek için en az yüzde 20‘lik U235‘e ihtiyaç vardır. İran‘ın hedefte olma sebebi nükleer yakıt elde edebilmesi dolayısı ile atom bombası yapabilecek bir teknolojiye sahip olmasıdır. Mesela Türkiye‘de Rusya‘nın yapacağı Nükleer Santralin çok da kıymetli harbiyesi yoktur. Çünkü akıl almaz paralarla kurulacak santral. Ruslar kuracak, Rus yakıtı kullanılacak, Ruslar işletecek, Türk‘lere kilovat saati çok pahalı olarak 12,35 sentten satacak.

Türkiye‘deki  kurulacak nükleer santralin yatırım değeri dünyadaki emsallerinin 2 katı üzerinde olacak...

* Nükleer santral elektrik fiyatlarını ucuzlatacak mı? Her kwatt/saat için talep edilen 12.35 cent dünya fiyatlarının üzerinde mi altında mı?

- Öncelikle şunu belirtelim; Rusya, anlaşmaya göre 1200 megawayt üzerinden dört reaktör inşa edecek. Böylece Türkiye‘de 4800 megawayt kurulu güçte nükleer santral sahibi olacak Rusya buradan ürettiği elektriği de ortalama 12.35 cent gibi yüksek bir fiyat üzerinden Türkiye‘ye satma garantisi elde etmiştir. 4800 megawaytlık nükleer santral için 20 milyar dolarlık bir yatırım maliyeti açıklanmıştır ki, bu Rusya‘nın aynı türde inşaatına başladığı santrallerin birim yatırım maliyetlerinin oldukça üzerindedir. Rusya‘nın Türkiye‘de sahip olacağı nükleer santralin Dünyadaki birim yatırım maliyeti (kW başına) açıklamalara göre 4 bin 166 dolardır. İnşa aşamasında olan Rusya‘daki Nizhegorod‘un birim yatırım maliyeti 1950 dolar, 2008 ve 2009 yılında iki reaktör olarak inşasına başlanan yine Rusya‘daki Novovoronezh 2‘nin birim yatırım maliyeti 2 bin 83 dolardır. 2008 yılında bir ünitesinin inşasına başlanmış olan ve ikinci ünitesinin inşasına da bu yıl başlanılan Leningrad 2‘nin birim yatırım maliyeti ise 2 bin 417 dolardır. Bunlar içinde en yüksek yatırım maliyetinin söz konusu olduğu Leningrad 2‘yle karşılaştırıldığında Türkiye‘de yapılacak nükleer santral yatırımı yüzde 72 daha pahalıdır. Nizhegorod‘a göre ise Türkiye‘de yapılacak nükleer santral yatırımının pahalılık düzeyi 2 katı aşmaktadır.

Elektrik fiyatlarına zam yapısal hale gelecek

* Yatırım maliyetinin yüksek tutulması, elektrik satış fiyatını da yükseltmeyecek mi?

- Doğrudan yükseltecek. Nükleer santralden Türkiye 12.35 cent üzeriden elektrik satın almayı garanti etmiş durumdadır. Yapılan açıklamalar, alım garantisi kapsamında müşterisi hazır olan nükleer santralden satılacak enerjinin birim fiyatının 18.77 kuruş ile DUY denilen kara borsa fiyatına yükseltildiğini göstermektedir. Devletlerarası anlaşma yoluyla nükleer santral üzerinden 15 yıl gibi uzun vadeli olarak oldukça yüksek fiyat düzeyinin garanti edilmesiyle enerji fiyatlarında artış yapısal hale getirilmiş olacaktır. Ortalama fiyat üzerinden Türkiye, Rusya‘ya 15 yılda satın alacağı 415 milyar kilowatt saatlik elektrik karşılığında 51 milyar dolar ödeyecektir ve bu paranın hemen hemen tamamı Rusya‘ya girecektir.  Şirket, 15 yılın ardından da kurulan DUY piyasası üzerinden yüksek fiyatla satış olanağını sürdürecektir.

Muhabir: Haber Merkezi