17 20 Şubat tarihleri arasında Avusturya nın başkenti

Viyana da gerçekleştirilen İran ve P5+1 ülkeleri arasında bir yılan hikâyesine

dönmüş olan Tahran ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerde bir tur daha

atıldı . Eğer bir aksilik olmazsa süreç kaldığı yerden 17 Mart ta Viyana da

düzenlenecek olan toplantı ile devam edecek.

Tabi, bu arada süreçte herhangi bir yol kazasının önüne

geçmek için AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek

Temsilcisi Ashton ın 9 10 Mart tarihlerinde Tahran a gerçekleştireceği ziyareti

de unutmamak lazım.

Ziyaret, AB nin özellikle de Almanya nın İran a ve sürece

verdiği önemi göstermesi açısından oldukça önemli.

***

Viyana da gerçekleştirilen müzakerelere bakıldığında

tarafların memnun olduğu, son derece yapıcı olarak nitelendirilen bir pembe

tablo görüyoruz.

Burada, tarafların uluslararası kaygıları azaltacak bir

planın çerçevesi ve izlenecek yeni yol haritası üzerinde anlaştıkları

görülüyor. Bu da bizlere, 10-12 Ocak tarihleri arasında Cenevre de

gerçekleştirilen ilk tur toplantılarında alınan kararların tıkır tıkır

işlediğine işaret ediyor. Demek ki taraflar bu sefer işi sıkı tutuyor.

Peki, gerçekten tablo böyle mi Süreç yeni bir hayal

kırıklığına mı gidiyor yoksa bu sefer şeytanın bacağı kırılacak mı

***

Bunun için çok gerilere değil, 24 Kasım 2013 e dönelim.

Hatırlanacağı üzere bu tarihte Cenevre de varılan anlaşma ile taraflar savaşa

doğru bir eğilim göstermeye başlayan (burada ABD Başkanı Obama nın 2014

kırmızıçizgisini hatırlatmakta fayda var) krizi dondurmak ve müzakere sürecini

tekrar başlatmak suretiyle önemli bir adım atmışlardı.

Buna göre İran: 1. Nükleer programını donduracak; 2.

Uranyum zenginleştirme oranını %5 seviyesine indirecek; 3. Yezd ve Ardakan daki

nükleer tesisleri Uluslararası Atom Enerjisi ne açacak; 4. Bunun karşılığında

kendisine yönelik ekonomik yaptırımlar gevşetilecek; 5. Petrokimya, motor ve

maden sanayindeki kısıtlamalar kaldırılacak; 6. Böylece İran a sınırlı da olsa

iktisadi-mali anlamda bir rahatlama sağlanacaktı.

Tabi bu rahatlama her ne kadar rakamsal olarak düşük olsa

da, sembolik anlamı, özellikle de psikolojik boyutta daha ön plana çıkmaktaydı.

Özellikle de, İran ın içinde bulunduğu durum ve bunun iç siyasete de yansıyan

boyutları göz önünde bulundurulduğunda...

***

Diğer taraftan, süreçle ilgili soru işaretleri de yine bu

tarihten itibaren ortaya çıkmaya başlamış durumda.

Farklı tepkiler, bunun en somut göstergesi. Örneğin, BM

bu anlaşmayı tarihi bir olay olarak nitelendirirken ve ABD Bölgedeki

müttefiklerimiz artık daha güvende, ilk kez İran ın nükleer programını

durduruyoruz derken; İran tarafından yapılan açıklamada şöyle deniliyordu:

Dünyadaki büyük güçler, İran ın nükleer faaliyet hakkını artık resmen tanıdı.

Tabi burada İsrail in ortaya koyduğu kötü bir anlaşma tepkisini de göz ardı

etmemek gerekiyor!

Dolayısıyla, süreçte önemli sorun alanları ve soru

işaretleri var.

***

Özellikle de şu iki soru çok önemli: İran bir kez daha

zaman kazanmaya yönelik bir kriz politikası mı uyguluyor ve taraflar

arasında bir güven ortamı oluşturulabildi mi

Anlaşma sonrası yaşanan gelişmeler ve ortaya konulan

tepkiler, bu soruların sorulmasını kaçınılmaz kılıyor. Örneğin, ABD nin bu

olumlu açıklamalarına rağmen sürece temkinli yaklaşması, müeyyideler konusunda

bir anlaşma olsa bile tavrını devam ettireceğini söylemesi ve başta İsrail ve

Suudi Arabistan olmak üzere, bölgedeki iki önemli müttefikinin gönlünü alma

çabaları dikkatlerden kaçmıyor.

Ayrıca, tarafların mükemmeliyete yakın bir şekilde

tasvir etmeye çalıştıkları müzakere sürecindeki yol haritasında da bazı

çatlaklar şimdiden ortaya çıkmış vaziyette. Bunun başında da balistik füzeler

meselesi geliyor. Bu aynı zamanda İran ın ve Batı nın kırmızıçizgileri demek!

Nitekim Batılı ülkeler balistik füzelerin de müzakere sürecine dâhil

edileceğini açıklayınca, İran hemen bir kaç füze denemesi yapmak suretiyle buna

cevap verdi.

***

Bir diğer önemli husus da, İran tarafından ortaya konulan

ve muhafazakâr kesimin süreçten duyduğu sıkıntıyı gösteren çelişkili

açıklamalar.

Örneğin, İran Dışişleri Bakanı Zarif, Viyana yolunda

siyasi iradeyi arkama aldım derken; dini lider Hamaney, Daha önce de söyledim,

müzakereler konusunda iyimser değilim, hiçbir yere varmayacak ancak yapılmasına

karşı da değilim demekte ve ekonomik cihat ilan etmekteydi!..

Şimdi tünelin ucuna tekrar bakalım, siz ne görüyorsunuz