Bismillâhirrahmânirrahîm;

MİLLÎ Görüş’ün muhterem Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ayırt edici özelliği “nezaket” ve “dürüstlük”tü. Bu vasıflar onda meziyet haline gelmişti. Dost-düşman, taraftar-rakip herkes onun bu meziyetlerine hayrandı. Erbakan Hoca, Hz. Peygamberdeki (s.a.v.) “emin” (güvenilirlik) özelliğini örnek almıştı. Yaşadığımız dünyada da insanlığın bu meziyetlere çok büyük ihtiyacı var.

Çalışma arkadaşlarına güven verir; hiçbir ortamda nezaketi elden bırakmazdı. Hükümet ortağı Prof. Dr. Tansu Çiller, 18.07.2017’de 28 Şubat mağduru sıfatıyla ifade verirken, “Erbakan Hoca çok uzlaşmacıydı. Çok nazik bir insandı. Ortam gerilmesin, diye çalıştı” demişti.

Hükümetlerdeki mesai arkadaşları içinde eski Başbakan Bülent Ecevit ve İç İşleri eski Bakanı Meral Akşener de Hoca’nın nezaketini hayranlıkla anlatırlar.

Gazeteci Uğur Dündar, “Erbakan hoşgörülü, kibar ve nüktedan bir siyasetçiydi” diyerek örneklendirir: “Ne zaman zora düşsem, işsiz kalsam merhum Necmettin Erbakan aramış; hâl ve hatırdan sonra, ‘Bir yardımım olabilir mi?’ diye sormuştur.”

35 yıl onun Özel Kalem Müdür Yardımcılığını üstlenen İbrahim Nedim Titiz, Hoca’nın nezaketini anlatır: “Asla emir kipi kullanmadı. Bir şey isterken ‘ver’, ‘getir’, ‘götür’, ‘yap’ diye konuşmazdı. ‘Verir misin?’, ‘Yapar mısın?’, ‘Yazar mısın?’ şeklinde ifade ederdi. Nermin annemize karşı da aynı nezaketi gösterirdi.”

Gazeteci Mehmet Ali Birand, “Müthiş nazik bir insandı; hakikaten çok kibardı. Erbakan’ı yanlış anladık” demişti.

 HEP SÖZÜNDE DURDU

ERBAKAN Hoca, siyasete girerken milletimize verdiği sözlerin sonuna kadar takipçisi oldu: Manevî ve maddî kalkınma, lider ülke projesi, şahsiyetli dış politika, millîlik, yerlilik… Tam bir dürüstlük örneğiydi.

Vaatlerini yerine getirmek için gücünün sonuna kadar çalıştı. Kadrolarına da canla başla çalışmayı teşvik etti. Ülkenin her ferdinde Millî Görüş heyecanının oluşmasını isterdi. Manen ve maddeten topyekûn kalkınmayı hedefledi.

Mustafa Özşimşekler Hocaefendi, taziye münasebetiyle anlatmıştı: “Dönemin Bursa il başkanı, belediye başkan adayları konusunda rapor veriyordu: ‘Hocam, ilimiz ve ilçelerimizde bütün adaylarımızı bulduk; eksiklikleri tamamladık. Fakat İnegöl ilçesinde kazanamayacağımız belli. Oradan aday çıkarmadık. Paramızı, enerjimizi diğer yerlerde kullanmak istedik.’ Hoca başkana döner: ‘Peki, Allah yarın İnegöl halkına, ‘Hakkı üstün tutan partiyi niçin tercih etmedin?’ diye sorduğunda, ‘Yarabbi, hakkı üstün tutan parti temsil edilmiyordu’ derlerse, ne cevap vereceksin?”

Erbakan Hoca, ibadet aşkıyla çalışır, hesap verme sorumluluğunu unutmazdı. Bugün de talebeleri aynı hassasiyeti koruyorlar. Yerel seçimlerde, istisnasız bütün seçim bölgelerinde Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin seçimlere katılması azmiyle çalıştılar. “Biz, hakkı üstün tutan partimizi halkın önüne koyalım; takdir kendilerinin” anlayışıyla hareket ettiler.  Erbakan Hoca koskoca bir ümmetin sorumluluğunu üstlendi. O, günübirlik yaşamadı; zaman ve mekânı aşan ulvî bir davanın sahibiydi.

 YILMADI; VAZGEÇMEDİ

ERBAKAN Hoca duymadığımız şeyleri konuştu. Koskoca milletin inancını, tarihini, kimliğini hatırlattı. Türkiye’nin en tartışılan insanı oldu. Ona neler demediler ki! Davasından emindi; işine baktı. Önündeki engellerden yılmadı; davasından vazgeçmedi.

Erbakan için en önemli seçim, en yakın seçimdi. Yaşasaydı; “Her seçim önemlidir; ama bu seçim hepsinden önemli” diyeceğinden şüphemiz yok. Her dönemde hak davanın karşısına dikilenler olurdu. Onu hiçliğe mahkûm etmek istediler; hakkını çiğnediler. Rakiplerinin tuzak ve hilelerini çok iyi bilir; onları püskürtmeye çalışırdı.

Bugün aynısını onun davasını sürdüren Saadet kadrolarına yapıyorlar. Hakaret, yalan, iftira, kara propagandanın her çeşidini kullanıyorlar. Kadroları, peygamberlerin başına gelenleri bildikleri için, yalancıların acıklı hallerine gülüp geçiyorlar. İşlerine bakıyor; yollarına devam ediyorlar.

Teşkilat terbiyesi alan kadrolar üslûba dikkat ediyorlar. “Kötü söz sahibinindir” deyip çalışmaya koyuluyorlar. Saadet’in taraftarları, sempatizanları içinde, karşılaştıkları haksızlık ve tazyike sosyal ağlarda sertlikle karşılık veren kardeşlerimiz çıkabiliyor. Onlara derim ki; “Ne olur; uyarı, hatırlatma,  fikir düzeyinde kalan üslûptan ayrılmayın! Sermayesi yalan olanlar haksızlık yapabilir. Fakat hakaret, sertlik davamızın üslûbu olamaz.”

Yalanın bereketi olmaz. Yalancının mumu sabaha ulaşmaz; yatsıya kadar yanar. Yalan ve iftiracılar her zaman hüsrana uğrarlar.

Erbakan, hep hayra motor, şerre fren oldu. Hak ve hakikatten ayrılmadı. Nezaketini bozmadı. Dürüstlükten vazgeçmedi. Çok çile çekti; ama şimdi herkes onu hayırla anıyor. Ruhu şad olsun!