CUMHURBAŞKANI Erdoğan ın Katar Üniversitesi ndeki fahri

doktora takdim töreninde yaptığı konuşmayı televizyonların canlı yayınından

izlemeye çalıştım. Konuşmanın ağırlıklı bölümünü Rusya nın düşürülen uçağının

ardından Putin in sergilediği tavra ilişkin eleştiriler oluşturuyordu. Rusya ya

yöneltilen eleştirilere katılmamak mümkün değildi. Sadece Rusya ya yönelik

değil, Filistin de İsrail in tavrı, Libya da yaşananlar ve Yemen konusundaki

tespitleri İslam dünyasında yaşananların bir özeti niteliğindeydi. Bu arada

Rusya ya yönelik şu sözleri özellikle vurgulamak istiyorum. Cumhurbaşkanı

Erdoğan, Putin e, Suriye de 400 bine yakın insanı öldüren bir zalim, bir katil

Esad ın ülkesinde sizin ne işiniz var diye sorduktan sonra güçlü olmanın her

zaman haklı olmak anlamına gelmediğine vurgu yapıyordu. Hemen belirteyim ki,

Rusya nın Suriye de varlığının hiçbir haklı sebebi yoktur. Gücüne güvenerek

hava saldırılarına katılıyor, daha çok insanın ölmesine ve bu yolla da Esbad a

destek veriyorlar. Ancak, Rusya nın Suriye de varlık sebebini sorgulamak ne

kadar yerinde ise aynı zamanda ABD ve koalisyon güçlerinin de Suriye de ne

işlerinin olduğunun birlikte sorgulanması gerekiyor.

Dünkü yazımda dünyanın 1945 yılında ABD, İngiltere ve

Rusya arasında nüfuz alanlarına ayrılarak paylaşıldığına, varılan anlaşma

çerçevesinde Suriye nin de Rusya ve ABD arasında paylaşıldığına, dolayısıyla

gelecekte kurulacak Suriye masasında yerlerini sağlamlaştırmak için

çalıştıklarına, yani ABD Suriye de niçin varsa Rusya nın da aynı gaye için bulunduğuna

dikkat çekmiştim. Bu bakımdan doğru tespitler yapabilmek için olaylara tek

yönlü bakmak yerine sömürgecilerin hedefleri ve stratejilerini değerlendirmek

açısından bakmak gerekiyor.

Katar ile imzalanan anlaşmalardan birinin de iki ülke

arasında vizelerin kaldırılmasını öngörmesi bölgemizdeki sorunlara iki ülkenin

doğru teşhis koyduğunu gösteriyor. Ancak, daha öncede Suriye ile vizeler

kalkmış, ortak bakanlar kurulu toplantıları yapılıyordu. Ne var ki, çok

geçmeden Suriye ile iki düşman haline gelindi. Türkiye açısından Esad a yönelik

tepkilerde haklı sebeplere dayanıyor olsa da özellikle bölgemizi yeniden dizayn

etmeyi kafaya koymuş ABD penceresinden olayları değerlendirmek yanlış tavırlara

sürükleyebiliyor. Bu bakımdan sorulması gereken asıl sorun, Bölgemizde ABD ve

Koalisyon Güçleri ile Rusya nın ne işi var olmalıdır. Çünkü bugün Rusya ile

sürtüşme noktasına gelmiş olmamız ABD ve koalisyon ortaklarının bölgemizde

bulunmalarını haklı görmek anlamına gelebilir ki, bu da iki kötüden birini

tercih etmek demektir.

Çocukluğumuzda iki kötüden birini seçmek zorunda

kalınması büyüklerimizce Kırk katır mı, kırk satır mı şeklinde

nitelendirilirdi. Bu ise, ister kırk katırın arkasına bağlanarak, ister kırk

satır darbesi ile cezanızı çekmeye razı olmak anlamına gelirdi. Verilen cezanın

ister kırk katır ister kırk satır ile uygulanmasına razı olun sonuç ölüm

anlamına geliyordu. Bu bakımdan önemli olan sömürgeci güçlere mahkûmiyetten

kurtulmak, onun için mazlumların ayağa kalkarak birlik oluşturmaktır. Geçmişte

dünya iki kutuplu iken hangi güçlünün kanatlarının altına girilmiş olursa olsun

sömürüden ülkeler kurtulamadılar. Sömürüye razı olarak diğer düşmanın

saldırısından korunulduğu görüntüsü verildi. Huzur ve barış için sömürü değil,

adil, hakkı güçte değil adalette arayan bir dünyaya ihtiyaç var. Bunun yolu da

hakkı esas alan İslam ın hâkim olduğu bir dünya gerekiyor. Bunun için de İslam

Birliği ne ihtiyaç var. Gerisi boşa zaman harcamaktan öte gitmiyor.