Birkaç gün evvel bir kanalda haberleri takip ederken mikrofonun halka uzatıldığı bir program yayınlandı. Açık, kapalı, yaşlı, genç, kadın, erkek demeden pek çok kişiye şu soru yöneltildi ve cevabı istendi: “Hayatınızda bir şeyleri değiştirmek isteseydiniz neyi değiştirirdiniz?”

Soru gayet normaldi. Oysa verilen cevapları görünce hiç kimsenin hayatından memnun olmadığını gördüm. “İşimi değiştirmek isterdim. Yaşadığım şehri sevmiyorum. Gençliğimi geri isterdim. Yaptığım hataları yapmamış olmayı isterdim. Asla hayır diyemiyorum hayır diyebilmek isterdim. Mezun olduğum bölümde iş imkânı yok, başka bir bölüm okumuş olmayı isterdim. Çok üşengecim üşengeç olmamayı isterdim. İnsanların ferah bir hayat yaşamasını isterdim. Terör olayları hiç olmasın isterdim” gibi çeşitli cevaplar verilirken “Hiçbir şeyi değiştirmek istemiyorum, hayatımdan memnunum” diyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmedi.

Onları izlerken düşünmeden edemedim, acaba öyle bir imkânım olsaydı hayatımda neleri değiştirirdim?

Memnun olmadığımız ne çok şey var değil mi hayatımızda? Değiştirmek istediğimiz, hiç yaşanmamış olmasını dilediğimiz ne çok ayrıntı var. Hoşnut olmadığımız ve düzeltmek istediğimiz ne çok özelliğimiz var üzerimizde taşıdığımız.

Kimimiz yaşını başını almış olduğumuz için genç olmayı istiyor, kimimiz gençliğini daha verimli yaşayamadığından şikâyet ediyor. Kimimiz çok fazla çalışıp kendine zaman ayıramadığından dertli, kimimiz boş olmaktan muzdarip. Kimimiz düzenli ve planlı olmaktan sıkılmış, kimimiz plansızlıktan daralmış. Okuyan okumayana heves ediyor, okumayan okuyana. Çalışan çalışmayana imreniyor, çalışmayan çalışana. Evli olan bekârlığı sultanlık sanıyor, bekâr olan evlenince cennette yaşayacağına inanıyor. Çocuk sahibi olmayan en büyük derdin bu olduğuna inanıyor, çocuğu olan hayatının her anından şikâyet ediyor...

Öyle ya da böyle kimse hayatından memnun değil, kimse kendinden hoşnut değil. Sahi “Nasılsın” diye sorulduğunda hangimiz gönülden bir “Elhamdülillah” diyebiliyoruz? Ne durumda olursak olalım hangimiz halimize şükredebiliyoruz? Alışkanlık haline getirdiğimiz bir cevap olarak “İyiyim” deyip geçiyoruz çoğu zaman ve konuşma biraz uzasa ilk fırsatta söyleyeceğimiz şey, hayatımızda aksi giden şeyler oluyor.

Evet, bazen çok fazla şey üst üste geliyor ve insanı yoruyor olabilir fakat biz mutlu olmayı, halinden hoşnut olmayı hep erteliyor, hep bir şeylerin düzelmesine bağlıyoruz. Yıllarca dualar ettiğimiz, hayalini kurduğumuz şeyler gerçekleşiyor da olsa biz yine de mutluluğumuzu eksik yaşıyoruz. Gece gündüz çalışarak üniversite için sınava giriyoruz fakat daha kapısından adım atar atmaz sıkılıyoruz. Yıllarca uğraşıyor bir fakülteyi bitirip meslek sahibi oluyoruz fakat iş dünyasından şikâyete başlıyoruz. Evlenebilmek uğruna dünyayı karşımıza alıyoruz fakat kısa bir süre sonra eşimizden ve evlilikten dert yanıyoruz. Çocuk sahibi olana kadar sokakta gördüğümüz her çocuğa hayranlıkla bakıyoruz fakat kendi çocuğumuz olup da iki gece uykusuz kalsak gözüne bakamayacak kadar hayattan usanıyoruz. Mutlaka “Aslında şu şöyle olsaydı” dediğimiz bir durumumuz veya “Şunu bi atlatsaydık” dediğimiz zor günlerimiz geliyor. Fakat o zorluk geçse, bir yenisinin geleceğini, o sıkıntı bitse yenisinin ekleneceğini bilmiyoruz.

Elbette kimimizin hayatı kimine göre daha zor ve ağır imtihanlarla geçiyor olabilir. Hepimiz hayatımızın bazı dönemlerinde daha zor durumlar yaşıyor, daha karmaşık günler geçiriyor olabiliriz. Fakat mutlu olmak için, “Hamdolsun” demek için, “Bu halimize çok şükür” diyebilmek için bir şeylerin düzelmesini bekledikçe, iyi olmamızı o günlerin geçmesine bağladıkça ve bize ait olmayan şeylere karşı hep bir beklenti içinde oldukça imtihanımız daha da güçleşecektir.

Kişisel eksiklerimizi, hata ve aşırılıklarımızı, günaha meyilli yanlarımızı elbette düzeltme yoluna gitmeliyiz. Geçmişte yaptığımız hatalardan, girdiğimiz yanlış yollardan dersler çıkararak sonraki adımlarımızı elbette daha dikkatli atmalıyız. Fakat hayatımızda bazı şeylerin de kaderden ileri geldiğini anlamalı, kabullenmeli ve rıza göstermeliyiz.

Daha verimli bir Müslüman olabilmemiz için, daha kaliteli bir yaşam sürebilmemiz için, dinimize daha iyi hizmet edebilmemiz için hayatımızda yapabileceğimiz değişiklikleri elbette yapmalı fakat değiştirme ihtimalimiz olmayan şeylerin kaygısını gütmeyip verilmeyene özlem duymamalıyız. Helal yollardan daha fazla para kazanmak, daha ferah evlerde oturmak, daha güzel eşyalara sahip olmak için çalışmalı fakat Allah’ın bizim için çizdiği nasipten öteye geçemeyeceğimiz bilinciyle, başkalarının sahip olduğu imkânlara imrenerek yüreğimizi yormamalıyız.

Tüm bunların yanında hem kendimiz, hem ailemiz, hem vatanımız ve milletimiz için duayı elden bırakmamalıyız. Terör olayları olmasın, zalimler hüküm sürmesin diye elimizden gelen her türlü çabayı elbette göstermeliyiz. Fakat her ne olursa olsun mutlu olmayı, mutmain olmayı, kanaatkâr olmayı yarına ertelememeliyiz.

Etrafımıza bakmalıyız. Zira etrafımıza baktığımız zaman mutlu olmak için, tebessüm etmek için çok fazla sebebimizin olduğunu göreceğiz.