İslam, hayatın her safhasına her ayrıntısına sınırları belli ve anlaşılır ölçüler koymuştur. Bu ölçüler, yaşanan hayata ters, zor ya da zorlayıcı değil aksine insan fıtratına en uygun olan kolaylıktadır. Bu yönüyle Müslüman‘ın hayatı da bir ölçü hayatıdır! Müslüman sınırlara dikkat eden, çizgileri koruyan ve hayatı titizlikle devam ettirendir. Bu dosyada davette, uykuda ve akrabalık ilişkilerinde titizlik nedir sorusunun cevabını bulmak mümkün:
Uykuda ölçü: Uyku, insanın dinlenmesi için Allah Teâlâ tarafından yaratılmış bir istirahat halidir. Uykunun tesiri altında bulunurken yapılacak mütalaa verimsiz, eda edilecek ibadet feyizsiz olur. Uyku, "ölüm"ün küçük bir benzeridir. Kişi, elbiselerini çıkarıp yatacağında, kabre girercesine, yatağa uzanmakta ve toprak mesabesindeki yorganı kendi eliyle üzerine çekmektedir. Allah Resulü‘nün sünnetine mutabık ve İslâm ölçülerine uygun bir şekilde uyumak isteyen bir mü‘min, abdestli olarak yatmalıdır. Zira abdestin sağlık yönünden olan faydalarına ilaveten, uykuda geçen vakit, boşa geçen bir zaman olmaktan çıkarak ibadet hüviyetine bürünür ve ruhumuz için ulvî âlemlere yücelme imkânı ortaya çıkar. Görülecek rüya, doğru bir rüya haline gelir.
Uykuya yatmadan önce, el, ayak ve ağız temizliği yapılmalıdır
Hayatın ters ihtimallerini de dikkate alarak, gündüz yapılan hatalardan tevbe edilmeli, yapılması gereken işler aile fertlerine tavsiye edilmeli uyanık bir şuur ile uykuya varılmalıdır. Yatmaya hazırlandığı sırada İhlâs ve Muavvizeteyn sûrelerini okuyarak avuçlarının içine üflemeli, daha sonra başını, yüzünü ve vücudunun her tarafını sıvazlamalıdır. Bu Allah‘ın Peygamberinin de sünnetidir. Zira insan, uyuduğu hal üzere uyanır ve öldüğü hal üzerine diriltilir. Yatağa giren kimsenin Allah Teâlâ‘ya en son yaptığı dua, "Rabbim, ölümden sonra kullarını dirilteceğin zaman beni azabından koru" olmalı ve insan zikir ve fikirle uyumaya gayret etmelidir. Uykudan kalkınca, kendisini tekrar hayata kavuşturmasından dolayı yüce Allah‘a hamd etmeli ve iyi bir insan olarak günlük faaliyetlerine devam etme azmini kalbine yerleştirmelidir.
Davete icabette ölçü
Toplumu oluşturan insanlar, daima birbirlerinin desteğine muhtaç bulunmaktadırlar. Bu durum, kederli günlerinde teselli, sevinçli günlerinde ise tebrik maksadıyla yapılmaktadır. Bir toplum içinde yaşayan insan da böylesi ilişkileri ve yakınlığı aramaktadır. Düğün ve sünnet gibi, toplantı düzenleyenler eş ve dostlarını yanlarında görmek isterler.
Böyle toplantılara davet edildiği halde gitmemek, davet eden için gönül kırıcıdır. İslam ve onun peygamberi Efendimiz aleyhisselatu vesselam, böyle durumları da tanzim etmiştir. Davete katılmak esastır. Bir Müslüman davet edildiği bir toplantıya gitmekle sorumlu olmuştur. Şayet davet edilen yerde İslam‘a aykırı bir iş gerçekleştiriliyorsa bu durum istisnadır. Gidilecek yerde Allah ve Resulü‘nün yasakladığı bir şey işlenmiyorsa, böyle bir davete katılmak birçok İslam âlimince vacip görülmüştür. İslami ölçü ve sınırların dışına çıkmayan bir davet, eğer birden fazla olursa ilk çağrılan yere gitmenin daha doğru olacağı belirtilmiştir.
Akraba ilişkilerinde ölçü
İçinde yaşadığımız toplumda insanların birbirlerine karşı birçok vazifeleri vardır. Bunların başında, soy itibarıyla birbirinin yakını olan kimselerin karşılıklı alâka ve münasebetleri gelmektedir. Bu vazifelerin zamanında ve tam olarak yapılması, akrabalık münasebetlerinin ahenkli bir şekilde yürümesine yardımcı olur. İsra suresinin 26. ayetinde "Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakk(lar)ını ver. (Malını) israf ile saçıp savurma" buyrulmaktadır. Akrabalık münasebetlerinin karşılıklı bir sevgi ve anlayış içinde yerine getirilmesi, arzulanan en güzel şekildir. Bu münasebetler, bazen tek taraflı, bazen de iki yönlü olarak bozulmaktadır. İki taraflı olarak kopan hısımlık bağlarının düzeltilmesi, Müslümanların arabuluculuk yapmasına ve şefaatte bulunmasına ihtiyaç gösterir. Tek yönlü bir ihmal meydana geldiği zaman, imanı bütün ve Allah korkusu tam olan kişi, suçlu olan hısımı ile alâkasını kesmemeli ve ona yardımcı olmalıdır.
Esas olan kötülük yapan akrabaya İyİlİkle cevap vermektir!
Akıl edenlere en doğru yolu gösteren Hz. Peygamber: "Seninle alâkasını kesen kimseyle münasebetlerini devam ettir. Sana kötülük yapana iyilikte bulun. Aleyhine olsa bile (onlara) hakkı söyle." (Feyzül Kadir) O, sana zarar yapsa bile sen ona ikramda bulun. Zira "Sadakanın faziletçe en üstünü, gizli düşman olan akrabana verdiğin sadakadır" buyurmaktadır. (Ahmed bin Hanbel)
Karşılıklı olarak hediyeleşmeler, hoş ve güzeldir. Fakat yapılmış bir iyiliğe mukabele etme nezaketinden kaynaklanmaktadır. Esasen makbul olan ve o nispette de zor bulunan iş, kötülük yapan akrabaya iyilikte bulunmaktır. İnsanlığın en asil örnekleri İslâm‘da, İslâm‘ı en güzel yaşama faaliyeti insandadır. İnsanî münasebetleri kemal derecesine çıkardığımız zaman İslâm‘ın yücelmesine hizmet etmiş ve dolayısıyla kendimizi yüceltmiş oluruz.





