Pizza: 1889 yılında Kraliçe Margharitamozzerella peyniri, domates ve fesleğenle süslenmiş pizzayı tadıp beğenmemiş olsaydı bugün sadece fakir halkın yediği bilinmeyen, sıradan bir yiyeceğe dönüşecekti. Birçok şey gibi pizza da bize Batı’dan gelmiştir. Memleketimizde ilk pizza dükkânı 1989’da açılır. Ne var ki Türk insanın damağı pizzayı kabul etmez. Pizza pazarı umduğunu bulamaz. Dükkânların kepenkleri kapatılır. Bu direniş pek uzun sürmez. İmdada “Ninja Kaplumbağaları” çizgi filmi yetişir. Öyle ya, pizza pazarlayamazsan çizgi film pazarlarsın. Çocuğu yemek yemeyen Türk anneleri pizza sipariş etmeye başlarlar. Bu kez bir daha kapanmamacasına pizza dükkânları dört bir yanda yeniden açılır. İki porsiyon yiyene bir porsiyon bedava gibi kampanyalarla pizza gençlerin damağına bağdaş kurmuş olur.

Lahmacun: Pizza toplumsal midemize yerleşince geleneksel lahmacunun sosyolojik anlamda alt kültür yiyeceği olarak lanse edilmeye çalışılır. Lahmacun tiryakisi okumuş kesim tezgâh arkasından gizli gizli lahmacun tüketmeye devam etse de onun kokusunu kamusal alanda hissettirmemeye özen gösterir. Lahmacun bir Ortadoğu pizzasıdır. İçerdikleriyle farklı çeşnilerin bileşkesidir. Peynir kullanılmaz ve mayasız hamurla yapılır ve hamuru oldukça incedir. Arapça karşılığı “etli hamur” anlamına gelen bu hamur işinin yoğruluşu ve kıvamı kendine özgü medeniyet esintilerini bünyesinde taşır. Lahmacun denildiğinde hemen Doğu illeri akla gelse de bu nefis lezzet 1960’lı yıllardan sonra Doğu ile Batı’yı damak tadında birleştirmeyi başarmıştır. Birileri lahmacunun tarihini 5 bin yıl öncesine Babillere kadar dayandırsa da ülkemizdeki serüveni Cumhuriyet’le birlikte fırına sürülmüştür.

Pide: Pide deyip geçmeyin, maharetli bir usta elinden çıkmışsa oturup yiyin. Yunanca “Pida”dan geldiği söylenir. Bunun hiçbir önemi yok. Çünkü Yunanistan’da “pida” diye sunulan şey ile bizdeki “pide” arasında dağlar kadar fark olmalı. Bizdeki “pide” kültürünün menşeini 15. ve 16. yüzyıl Osmanlı dönemine kadar uzatmak mümkün. Kıymalısı, tahinlisi, peynirlisi, yumurtalısı, kuşbaşılısı, patateslisi, sucuklusu en bilinenlerdir. Atıştırmalık en yaygın tüketileni “kır pidesi”dir. “En iyi pideciler Kastamonulular içerisinden çıkar” desek diğer Görele, Tirebolu, Sürmene, Kadınhanı, Aydın-Yenipazar, Kayseri-Develi (Cıvıklı), Aksaray, Bafra, Ödemiş ve Tavaslı hemşerilerimizi gücendirmiş olmayız herhalde. Konya’nın etli ekmeği ise ayrı bir kategoride değerlendirilmeye daha uygundur.

Hoşaf: Kurutulmuş meyveleri şekerli su ile kaynatırsanız çok hoş olur. Kuru meyveler sayesinde su tatlanır. Buna Farsça “Hoş Ab” yani tatlı su anlamında “hoşaf” denir. Hoşab zamanla Türk ağzında “hoşaf”a dönüşmüştür. “Eşek hoşaftan ne anlar!” sözü hoşafla ilgili ilk PİAR çalışması sayılabilir. Eksik söylenen bu sözü şu cümle tamamlar: “Suyunu içer tanesini bırakır.” Hoşafın hoşaflığı biraz da tanesindedir. (Bu arada bir hatırlatma: Üzümle yapılan hoşaf pilavla iyi gider.) Şairlerin içerisinde de hoşaftan anlayanlar vardır elbet. Edip Cansever gibi: “sen insansın hoşaftan anlarsın / biz de anlarız / ama sen üstün insansın yerin şurda / bu hoşaf yalnız senin sofranda”.

Komposto: Fransızca Composto’dan gelir. “Karışım” demektir. Ortaçağ İngiltere’sinde en son ana menüden önce servis edildiği rivayet edilir. Komposto ile hoşaf arasında ne fark var derseniz hemen söyleyelim: Eşek hoşaftan anlamazken kompostodan anlar. Çünkü komposto taze ve yaş meyvelerden yapılır. Taze meyveyi de eşek bir yana her hayvan sever. (Armudun iyisini ayıların yediğini hatırlayalım.) Osmanlı mutfağında kompostoya rastlayamıyoruz. Melce’üt Tabbah (1844) isimli ilk yemek kitabında da kompostoya rastlanmıyor.

Kürdan: Kişisel diş karıştırma çöpü. Eski devirlerde ortak kullanıldığı söylense de bunu düşünmek bile istemeyiz. Fransızca Cure-dent kelimesinden kürdan’a evrilmiştir. Diş temizleme çıtası olarak kullanılan bu aygıt modern hayatımızda aynı zamanda kullanımı bakımından bir nezaket göstergesidir. Etçil beslenen insanın dişlerinin arasındaki sıkıntıyı giderme ihtiyacı tarih öncesine dayansa da ilk toplu kürdan üretimini Charles Forster adlı Amerikalı girişimci başlatmıştır. İslam geleneğindeki misvak kültürü de bu sıkıntıyı önemli ölçüde karşılamaktadır.