İnsan gün geçtikçe gelişen teknolojinin kolunda

mekanikleşen bir varlığa dönüşüyor. Duygu yitirimleri, başkalarını duyumsama

kaybı, kalbi sevginin yok oluşu... Bunların yerini koyulaşan ve kararan

menfaat, hased, kıskançlık duyguları alıyor. İnsanlar elde ettikleri

dünyalıklar ile birbirlerine sürekli hava atma yarışında. Kibirle

yükselindiğine inanılan, değer verenlerin enayi konumuna indirgendiği,

dostlukların sevgilerin sahteleştiği bir çağ, korkunç bunalım

Oysa insanı huzura kavuşturan, ruhsal durumlarını

iyileştiren yegâne şey sevgidir. Hiçbir dil sevgi dili kadar etkin değil.

İnsanı kuşatıp saran erdemler, merhamet ve şefkat duygularının hepsi sevgi

ağacının dalları.

Sevgisizleşen bir toplum samimiyetsizleşiyor da.

Yüzlerine yaldızlı boyalar sürerek topluma karışan insan çoğunluğu, kurduğu

yapay ilişkilerde, tozdan gülümsemelerle pamuk ipliğine bağlı dostluklar

geliştiriyor tâ ki çıkar çıkmazına varana kadar. Ve işte o çıkmazda boyalar

yavaş yavaş dökülmeye başlıyor ve her bir birey kendi menfaati uğruna acımadan

dost satışına başlıyor. İftiralar yalanlar havada uçuşuyor. Sessizlerin

üzerinde korkunç tuzaklar kuruluyor, oysaki tuzakları bozan Allah Bu insan

görünümleri o asıl varlığı, yüce Yaratıcıyı unutuyorlar ve her şeyi kendi

lehlerine çevirme çabası ile yanıp tutuşuyor, ellerinden ne gelirse yapıyorlar.

Tüm çabaları bu geçici dünya için ve bu geçici dünya için sattıkları şey gerçek

sevgi

İnsan ne zaman ruhsuzlaşan bir varlığa dönüştü

İdeolojiler elinde başkalarını hiçe saymalar neden bu denli keskinleşti

Başkalarına saygı duyma onurumuzu ne zaman kaybettik Dinimiz hoşgörü dini,

şefkat dini kucaklayıcı bir din. Oysa biz birbirimizi en küçük fırsatta dışlar

hâle geldik.

Bir dostun başarısına kendi başarısı gibi sevinen,

acısına kendi acısıymış gibi ağlayan, o gerçek kalp sahipleri neden bu denli

az Yitirilen manevi değerlerimizle birlikte insani duygularımızı, sorumluluk

bilincimizi de yitiriyoruz. Komşumuz boğazlansa yan dairede sesimiz çıkmadan

oturacak, soranlara haberimiz olmadı diyeceğiz. Bu denli taşlaşan kalpler

yiten maneviyatın göstergesi değildir de nedir

Batının bize empoze ettiği kapitalist rejim nedeniyle

gücü parada sandık, hâlbuki güç imandaydı, imanın insana getirdiği insan olma

bilinci ve sevgi dolu kalpler Hırslarıyla insan kendini körleştiriyor,

çevresini duyamaz hâle geliyor, en kötüsü kendi kalbinin sesini, vicdanının

sesini duyamaz hâle geliyor.

Yitirdiklerimizi tekrar kazanmamız mümkün, sevgi dilini

tekrar yürürlüğe koymamız, menfaatsiz bir yaşama adım atmamız mümkün. Yeter ki

inanalım ve olumlu adımlarımızla, kararan kalplere kandiller tutalım. Mutlak

hakikate sımsıkı sarılarak, duanın sonsuz ferahlığı ve yapıcı gücüyle