Hareketin bütün mücadelesi sömürü sistemine ve düzenine karşı bir hürriyet mücadelesinden ibarettir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesi ile fiili işgale maruz kalan İslam Coğrafyası, Türkiye’de Milli Mücadele ile diğer ülkelerde ise çeşitli hareketlerin çeşitli mücadeleleri ile ilk zaferlerini kazanmıştır. Bu zafer fiili işgalin geri püskürtülmesidir. Kazanılan bu zaferler fiili işgalden daha iyi bir durumdur. Bu sömürgeci güçlerinin geri çekilme evresinin birinci aşamasını ifade etmektedir.
Şimdi ise geri çekilme esnasında İslam Coğrafyası’nın başına bela edilen batılı azgın ve taklitçi zihniyetin dönüştürülmesi, işbirlikçilerin maskelerinin düşürülüp tasfiyesi gayreti içerisindeyiz. Türkiye özelinde milli mücadeleyi veren Anadolu insanı kurulan yeni sistemde öncelikli olarak uğruna mücadele ettikleri ümmetin birliğini temsil eden hilafet sisteminin kaldırılması ile adeta bir hayal kırıklığı yaşamış akabinde kendi vatandaşı olan bir elit kesim tarafından yapılan toplumsal baskılar ve hukuksuzluklara maruz kalmıştır. İşte tam bu noktada Türkiye özelinde milli mücadelenin devamı olarak tasavvur edebileceğimiz bir hareket vücuda gelmiş ve milli mücadeleyi veren şanlı milletimizi, Irki manada; Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap; İnanç manasında, Alevi, Şii; Sünni ayırımı yapmadan yönetime talip olmaya davet etmiştir. Kendi değerleri, kendi inanç ve hayat tarzlarını bir yana bırakmaksızın; olduğu gibi tıpkı milli mücadeleyi verdiği gibi Türkiye’yi yönetmenin mümkün oluğunu haykıran bu hareket; bütün engellemelere rağmen ülke sathında büyük başarılara imza atmıştır. Bu minvalde Milli Görüş Hareketi, Milli Mücadele’nin bir devamı, halkın kendi değerlerine göre kendini yönetebileceği konusunda özgüven aşılaması açısından da bir “Halk Devrimi”dir.
Şuanda bu kirli ve kanlı Siyonist planların ve sömürgeci faizci sistemin son hamlesi ile karşı karşıyayız. Bu son hamleyi şöyle tarif edebiliriz: sahtesinin aslın yerine geçmesi… Siyonistlerin sömürü sistemlerinin üçüncü ayağı olan halktan görünen, milli görünen ancak yapıp ettikleri ile asla milli ve yerli olmayan yönetimleri iktidara getirmişlerdir. Bugün Türkiye’de yaşanılan bütün olaylar bu süreçle alakalıdır. Evet, iktidarda bulunan parti sisteme zarar vermeksizin toplumun kendi iç dinamiklerini dengelemekte ve toplumu sahte bir mücadele havasına sokmaktadır. Tabir yerindeyse ..MIŞ gibi yapıyor görünmektedir. Bakınız bu durum en tehlikeli, çözülmesi en zor ve en çetrefilli plana karşılık gelmektedir. Sahtesinin oluşturduğu yalan ve dolanlarla dolu algılar yüzünden necip milletimiz ne yazık ki doğruyu idrak etmekte zorlanmaktadır. Bu yüzdendir ki Milli Görüşün gündeminde olması gereken birinci mesele “Halkımızın Milli olanın gerçeği dururken sahtesine yönelmesini nasıl engelleyeceğimizdir” Milli olan Milli Görüştür. Dolayısı ile Saadet Partisi’dir. Mesele surette değil hakikattedir. Hakikati milli olmayan, çıkış noktaları milli olmayan bir partinin milli olduğunu sanmak gerçekten oyalanmaktan ve avunmaktan başka bir şey ifade etmez. Siyonistlerin planlarını bizler yüzlerce kez yazdık sizler yüzlerce kez okudunuz. Eminim ki bu satırları okuyanlarda artık Siyonist denince az çok ne olduğunu temel hedeflerinin neler olduğunu biliyor. Siyonist güçlerin tarihsel gelişimini sizlere anlatacak değilim. Siyonist hareketin Kudüs merkezli bir Yahudi devleti kurma planları doğrultusunda bütün bu coğrafyayı ve milletleri yönlendirdiğini biliyoruz. Ancak yeni gelen bilgiler yeni gelen açıklamalar bizleri daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya bırakacağa benziyor. Kudüs’ün Siyonist devletin başkenti yapılması; planın sonu değil, planın bir evresidir. Anlaşılan o ki bir grup gözü dönmüş aile ve faiz kafalı sömürücüler insanlığın geleceğine kast etmiş ve bütün insanlığı kendisine köle yapmak için yeni planları devreye sokmaya başlamıştır. Bu yüzden mücadelemizi sistemli hale getirmemiz gerekiyor. Siyonistlerin gayesi artık Kudüs’te bir devlet kurmak değil Kudüs merkezli bir devlet ile bütün insanlığı köleleştirmektir.
Bu yüzdendir ki iki yönü olan bir mücadele sürecine girmemiz gerekiyor. Birinci yön Kudüs mücadelesini bırakmamamız, ne olursa olsun Kudüs davasına sahip çıkmamız ve bütün dikkatlerimizi Kudüs davasına çevirmemiz gerektiğidir. Hem fikri hem de fiili olarak Kudüs’ün doğusu ile batısı ile yeniden İslam Ümmetinin olması için bir çaba ve gayret içerisinde olacağız. Onlar Sana’ya, Halep’e bombalar attıkça bizler özellikle Kudüs’e odaklanacak ve yeni doğan Musa’lara sevineceğiz. Unutmayınız ilk hedefimiz Siyonistlerin Kudüs planının boşa çıkarılması ve akamete uğratılmasıdır.İkinci hedefimiz ise var olan uluslararası sömürü düzeninin yeni boyuta geçmesini engellemek olmalıdır. Nedir bu yeni boyut? Biliyor musunuz?