Allah-u Teala kullarını yaratırken bir kimlik tayin edip yaratmıştır. İnsana da bu kimliği kabul edip etmeme konusunda “iradesi”ni ortaya koyacak bir “seçim” alanı bırakmıştır. İnsan isterse Allah’ın tayin etmiş olduğu bu kimliği yani Müslüman olmayı ya seçer ya da seçmez. Bu “kimlik” konusunda insana bir bilinç kazandıran “hafıza”dır. Hafızası silinen kişilerin “Ben kimim?” sorusu ilk sorularıdır. Dünyada insan olarak yerimizi anlamlandırmamızı sağlayan geçmiş zamanda hafızamızda yer edinen bilgilerdir. Müslümanların, Hz. Adem’den beri devam eden “silsiletü’l-musaddikîn” (her gelen peygamberin kendinden önceki peygamberi onaylaması) ile günümüz Müslümanlara aktarılan hafızası vardır.

            İnsan kadar milletlerin, toplumların, devletlerin de hafızaları vardır. Bu hafıza da milletlerin, toplumların, devletlerin kimliklerini belirler. Devletler farklı milletlerden oluşsa da ortak kimlik üzerinden dünyada kendilerine bir konumları vardır. Birbirinin topraklarında gözü olan devletler diğer devletlerin üzerine plan yaparken bir milleti ele geçirmenin yolunun kimliğinden uzaklaştırılması gerektiğini bilirler. Bunlara tarihten örnekler Çinlilerin Türkleri alt edebilmeleri için yapmış olduklarını hemen hemen hepimiz biliriz. Tarih boyunca da savaşın bu yönü etkin şekilde kullanılmıştır. Yani; bir toprağı, bir devleti, bir milleti ele geçirmek için kimliğinden uzaklaştırma.

            İnsanlık tarihinde son üç yüzyıldır batıl zihniyetin sahipleri, dünyayı ifsat etmek için çalışanlar insanları kimliğinden uzaklaştırmak için yeni silahlar ve araçlar bulmuşlardır. Askeri alanda kullandıkları kitle imha silahlarının yanına kitleleri kimliğinden uzaklaştıracak “kitle iletişim araçları”nı (gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema, internet ağları) geliştirdiler. Her dönemin teknolojisine uygun olarak kitleleri yaratılış hedefinden uzaklaştıracak içerikleri üreten bu kitle iletişim araçları tüm insanları birbirine benzeşir hale getirdi. Sözde “bireyselleşme”yi vaaz eden batıl zihniyet arazide kendi istediği tüketim toplumu oluşturabilmek için dünyanın tüm halklarını, milletlerini, toplumlarını birbirine benzer haline getirdi. Coğrafi olarak hiçbir yakınlığı olmayan, tarihî açıdan ortak geçmişe sahip olmayan, aynı inanç değerlerini ve ilkeleri taşımayanları yaşam algısı aynılaştıran bu kitle iletişim araçları bir yıkım aracına dönüştüğüne kimse inkâr edemez.

            Kitle iletişim araçları “tekrarın gücünü” kullanarak insanları kimliksizleştirmek, aynılaştırmak için insanların hafızalarına oynadı. Sanki dünyada “tek medeniyet” varmış gibi Batı zihniyetini “makbul, ulaşılması gereken, muasır medeniyet” diye “pazarla”dı. Her milletin, toplumun kendi tarihinden, coğrafyasından nefret etmesini sağlayacak içerikler üreterek insanları tarihlerinden uzaklaştırdılar. (Milletleri hafızasızlaştırmada kullanılan diğer araç maalesef ki, eğitim sistemleridir.) Sabahtan akşama açık olan televizyonlarda, ekranlarda durmadan kendi dünya görüşlerinin eserlerini, reklamlarını yayımlayarak insanların hafızalarında yıktıkları o toplumun hikâyeleri, masalları, mitleri yerine kendi köksüz tüketim toplumu düşüncelerini dikta ettiler.

            Günümüzde karşı karşıya olduğumuz toplum -bizler de dâhil- zihinleri bir şekilde bu kitle iletişim araçlarından üretilen içerikler sebebiyle Allah’ın bizi yeryüzünde niçin yarattığını unutarak günlük yaşamın kargaşasında yuvarlanıp gidiyoruz. Teknolojinin ilerleyip ceplerimize hatta kolumuzdaki saatlere kadar inmesi ile de bir kuşatmanın altındayız. Her gün 7/24 kimliğimize dair darbeler alıyoruz. Son yirmi yıldır da şehirlerimizde millet olarak “hafızamızı” oluşturan binalarımız, sokaklarımız, mahallelerimiz yıkılıyor; ya da yapılan “TOKİ” tarzı betonlarla görünmez hale getiriliyor. Kimliğimizi oluşturan kaynaklarımız küresel güçler başta olmak üzere toplumda etki ve yetkiye sahip kişilerin yapmış oldukları ile kurutulmaya çalışılıyor. Millet olarak her kesimimiz çocuğumuz, gencimiz, orta yaşlımız, ihtiyarlarımız da dâhil olmak üzer bir “hafızasızlaştırılma” tehlikesi altındayız.

            Bu gerçeği tespit etmemiz yetmiyor. Dünyada kitle iletişim araçlarından bu yönde çalışanlar olduğu kadar toplumu, milleti, insanlığı “ıslah etmek” için çalışan, hakikati hatırlatmaya, hafızayı güçlü tutmaya çalışan kitle iletişim araçları da var. Millî Gazete’miz ülkemizin basın tarihinde “hafızası” en kuvvetli olan yayın organıdır. Bir dünya görüşünün kitlelere mal edilmesinde yarım asırdan fazla zamandır emeği vardır. Millî Görüş’ü milletimizin gündemine tutmaya tüm baskılara, yıldırmalara rağmen devam etmektedir.

            Millî Gazete, yayın hayatına girdiğinden beri milletimizin sesi olmuştur. Küresel güçlerin milletimizi “hafızasız” bırakarak “kimliksizleştirme” faaliyetlerine karşı tüm gücünü ortaya koyarak “milletimizin hafızası”nı diri tutmaya devam etmektedir. Diğer basın organlarının günlük siyasetin çarkında toplumumuzu kamplaştırma çalışmalarına karşı “başka bir dünyanın” varlığını ortaya koymaktadır.

            “Besmelesi”ni Erbakan Hoca’mızın çektiği bir kurum olduğunun bilinci ile birçok kişilerin savrulduğu günümüzde “Elif” gibi duruşunu bozmadan yoluna devam etmektedir. İnsanlığın; bir avuç azgın, ifsat edici gücün karşısında yalnız bırakıldığı, köklerinden koparılmaya çalışıldığı bir zeminde ısrarla insanı savunmaya, sömürü çarklarının nasıl kırılacağını işaret etmektedir.

            Yeni yaşımızda da “Hakk”ı söylemeye, “iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı ve adaleti” savunmaya devam edeceğiz.

Not: Regaib Kandili ve üç ayların hayırlı olmasını diliyoruz. Ve üzerine ölü toprağı yığılmış gibi olan Müslümanların dirilişine vesile olması için dua ediyoruz.