Anayasa Mahkemesi nin son kararı bu defa hemen her kesimden tepki alıyor. Bunun bir tek istisnası var o da Bayka. Bu arada ortaya bir iddia, daha doğrusu bir soru atıldı. Bu soru gerçekte sorulmuş mu, soruldu ise kim sormuş, ne cevap almış belli değil. Meçhul bir kişinin sorduğu ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin cevaplandıramadığı(!) o soru şöyle:

"Ya, bir Meclis, seçimleri 20 yılda bir yapılır diye Anayasa değişikliği yaparsa, buna da mı seyirci kalacağız "

Buyur buradan yak. Akıl ve mantık ile bağdaşması mümkün olmayan bir soru Tam bir tuzak soru.

Bir defa Anayasa Mahkemesi birtakım varsayımlara dayanarak karar veremez. Önüne gelmiş olan hususu kendisine verilmiş yetki çerçevesinde inceler ve karara bağlar. Anayasa Mahkemesi nin varsayımlara dayanarak karar vermesi ile bir hakimin karşısına çıkartılan suçluyu elindeki delillerle değil de "Senin gerçek niyetin başka" diyerek ceza verip hapse atmasından farkı olabilir mi Atarsa yapılan iş adil yargılama, daha doğrusu yargılama olur mu Böyle bir yaklaşımın bazı olağanüstü dönemlerde yaşanan ve "Önce idamına karar verip sonra delil toplama" olarak nitelendirilen durumdan ne farkı kalır

Hemen belirteyim ki Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş bir kişi vereceği karara gerekçe olarak böylesine bir soruya sarılmaz, sarılamaz. Zaten eğer olay kurt-kuzu hikayesine dönmüş ise zaten böyle zorlama ve komik bir soruya hiç gerek yoktur. Verir oyunu, "Ben böyle inanıyorum" der geçer. Hiç olmazsa böylesine ciddi bir konuyu sulandırmamış olur. Çünkü, sulandırmak toplumsal tepkiyi daha da körükler.

Böyle bir soru ister hiç sorulmamış ve medya yoluyla gündeme taşınmış olsun, ister gerçekten sorulmuş ve alınan kararda bu soru etkili olmuş olsun bana göre bu tartışmalar hedef saptırmaya yöneliktir. Ciddiye alınması mümkün değildir. Ciddiye alınamaz diyoruz ama üç günden beri bu soru etrafından kocaman adamların tartışma yürüttüğünü, cevaplar bulmaya çalıştığını da görüyoruz. Yani toplum tuzağa düşürülüyor.

Bu noktada elbette siyasi partilerin takınacağı tavır önem taşıyor. Siyasi partiler Yasama nın yetkisine müdahale anlamına gelebilecek böyle bir gelişmeyi sineye mi çekecekler yoksa buna izin vermeyiz deyip harekete geçerek yeni bir Anayasa mı yapacaklar Bütün bu sorular akla gelirken AKP nin şimdiye kadar bunları görememiş ve tedbir alamamış olması da ayrıca vehamet arz ediyor. İş başına gelir gelmez ilk iş olarak bir sivil anayasa yapılıp, Meclis ten yeterli çoğunluk ile geçse bile halk oyuna sunulsaydı sanıyorum bugün yaşadıklarımızı yaşamazdık. Geriye bakıp "Tüh" demenin bugüne bir faydası olmadığını biliyorum. Ama, bir ihmale ya da beceriksizliğe dikkat çekmek durumundayız.

AKP nin ihmal ya da yanlışları elbette sadece bundan da ibaret değil. Ancak, şu anda Yasama nın yetkisinin elinden alınması, inanç özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit söz konusu olduğu için Anayasa Mahkemesi nin son kararı üzerinde duruyoruz. Ve tüm kurumların yetki ve sorumluluklarının sınırının kalın çizgilerle belirlenmesi gerektiği gerçeğine dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bunun yolu da yeni bir anayasa yapmaktan geçiyor. Çünkü, bazı kurumların yanlışları toplumu bir takım ayrışmalara götürecek mahiyet arz etmeye başladı. Kendilerini milletin ve Meclis in yerine koymaya kalkışanlar millete rağmen birtakım kararlar alabiliyor, toplumun bir kesimini sürekli olarak öteliyorlar. Bunu da rejimi korumak gibi bir iddiaya dayandırıyorlar. Halbuki ortada bir rejim tehlikesi söz konusu olmadığına göre bunu sadece kendi siyasi ya da ideolojik yaklaşımlarını topluma dayatmak adına yapıyorlar. Toplum çoğunluğunun da bu dayatmaya karşı olduğu her seçim sonucu tekrar tekrar ortaya çıkıyor. Bu dayatmaya artık bir son vermek gerekiyor. Bu ülkede herkesin haklarını teminat altına alacak, kişisel tercihlere göre iptal edilemeyecek ya da sınırlandırılamayacak düzenleme gerekiyor. Azınlığın ideolojisinin çoğunluğa dayatılması anlamına gelen uygulamaların önünün kesilmesi demokrasi açısından şarttır. Farklılıklara rağmen birlikte yaşama kültürünün ön şartı herkesin özgürlükleri aynı oranda yaşayabilmesidir. Bu sağlanamazsa azınlığın çoğunluğa tahakkümü anlamına gelebilecek uygulamalar toplumu daha da gerecektir. İnsanlar kendi ülkelerinde kendilerini yabancı gibi hissetmeye, hatta ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kaldıklarını düşünmeye başlarlarsa birlikte yaşamak zorlaşır.