Hz. Peygamber (S.A.V.)’in dünyaya teşrifi münasebetiyle onun
örnekliği etrafında konuşmaya ve zihnimizde oluşan/oluşturulan peygamber
tasavvuruna dair birkaç hususu paylaşmaya ihtiyaç bulunduğu kanaatindeyiz.
Müslümanlar yukarıda andığımız vesile ile O’nu (S.A.V.)
hürmet ve muhabbetle zikrettiler. Kuşkusuz Müslümanlar için Peygamberin
tartışılmaz önderlik ve kıymeti, bir itikadi gereklilik anlamı taşır.
Ne var ki içinde yaşadığımız zaman ve mekânda bu önderlik ve
örneklik meselesi doğrudan değil ama dolaylı polemiklere, yorum farklarına konu
olabiliyor. Hemen her meseleyi iman ve ilim bağlamından kopuk, cüretkâr bir
tavır ve yaklaşımla tartışılabilir kılmaya heveskâr modern çağın insanları,
Peygamber (S.A.V.)’in örnekliği etrafında bulanık ve arızalı bakış veya
yorumları çoğaltmaya yönelmiş görünüyor. Bu itibarla birkaç başlık altında
Müslümanların, son Peygamber (S.A.V.) üzerinden nasıl bir kafa karışıklığına
uğratılmaya çalışıldığına işaret etmeye çalışalım.
1- Hz. Peygamberin ashab-ı kiram, tabiin ve sonraki Müslüman
nesiller eliyle intikal ettirilen, söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden
haberlerin (hadis) umumi önem ve kıymetine dair kuşku ve tartışmaların son
devrede ilginç bir biçimde çoğalması, yaygınlaşması. Bu tespitimiz, tarihi arka
planı da bulunan bir ilmi araştırma ve münazara konusu teşkil eden hadis/sünnet
meselesi üzerindeki tabii seyirle ilgili değil. Bilakis bu son devrede öne
çıkan/çıkarılan ve Peygamberi (S.A.V.) Kur’an’dan bağımsız ve ayrık bir düzeyde
konumlandırmaya yönelik yorum ve yaklaşımlarla öne çıkan sun’i bir seyirden
bahsediyoruz.
2- Müslümanlar ilk nesillerden itibaren Peygamberden söz,
fiil ve takrir olarak nakledilen rivayetlerin güvenilirliği ile ilgili
sağlamını zayıfından, doğrusunu uydurmasından ayırt edebilme yolunda muazzam
bir gayret ve ilim ortaya koymuşlardır ki burada uzun uzadıya bu bahse yer
verecek değiliz. Bu beşeri birikimin batılı manada bir bilimsel disiplin
faaliyeti olmadığı, Peygamberden olabileceği hassasiyetiyle tüm bu birikimi
(sahihiyle zayıfıyla hatta uydurulanlarıyla) bizlere taşıma titizliği
modernitenin kirlettiği kimi akılların kemaliyle kavrayabileceği bir husus
değil.
Ancak bu gayret ve birikimleri anlama, öğrenme konusundaki
yoksulluğuna bakmadan, tek tek her bir hadis rivayeti konusunda “bu hadis
değildir”, “böyle de hadis olur mu canım” ucuzluğu içinde bir hadis
münekkitliği salgını müşahede ediyoruz. Bu kadar âlimin nasıl olup da hangi
ciddi (yeterli) tedristen geçtiği ciddi bir merak konusu.
3- Bu yaklaşımların genellikle hadisin sıhhat ve
geçerliliğini test etmek üzere onu, “Kur’an’a vurmak” diye ifade ettiği bir çözüm var ki bu çözümün
nasıl bir usule ait olduğu tam bir muamma. Hangi aklı, ne çeşit bir aklı
Kur’an’a vuracağız .. Soru budur. Peygamber (S.A.V.)’in Hz. Aişe (R.A.)
validemizden nakille “yürüyen Kur’an” olduğu, onun ahlâkının Kur’an olduğu deliline
başvuranlar, onun “Kur’an metni dışında” kelam etmediğini, bir beyan ve yorumda
bulunmadığını mı ileri sürüyorlar Hayır. Tam olarak bu değil. Söylenen şu olsa
gerek; Kur’an metninde şaibe yok ama hadis külliyatı bu kadar güvenilir değil.
İşte Müslümanlara servis edilen yeni dolma! İşte tartışmanın esası da burada
saklı.
4- Bir süredir Kur’an
ayetleri etrafında medyaya kadar düşmüş(!) çağdaş ve kullanışlı tefsir ve
tevillerin Müslümanlığımızın anlam haritasını yeterince tahrip ve tahrif
edemediğini düşünen kimi çevreler, bu defa rivayet yoluyla intikal eden hayli
cesametli hadis külliyatımızı (geleneğimizi) daha elverişli bir alan olarak
seçmiş görünüyorlar. Tekrar vurgulayalım ki bu bir ilim sahasıdır ve elbette
her bir harfi vahiy kesinliği içermez. Şu var ki bu cehdi sürdürecek olanlar
“akıl sahipleri” olmak gerek! Modern, kapital merkezli, rant, şöhret, statü,
kariyer odaklı “akıl”la ilgili değil bu akıl. Önce bu nevi kirlerden arınmaya
niyetlenen, iman, ilim, cehd ile ahreti dünyaya yeğleyen bir akıl. Medya
polemiklerinde farklı ve yeni bir şey icat ettiği zannıyla kuluçkasında
hormonlu yumurtalar üretmeye ya da akademik patinajlara heves edenlerin aklı
değil bu akıl. Hele bir yerlere yaranma iştahıyla Tefsir-i Pavlus’a yol
arayanların aklı hiç değil.
Ödünç akıllar, sorular, cevaplardan devşirilmiş bir
peygamber ve sünnet idraki bu meseleyle sahih bir irtibata kadir değildir.
5- Konuştuğumuz konunun bir teknik mesele olduğunu ve
ayrıntı olduğunu düşünenler olabilir… Kurulan bu son tezgâhın muhtemel küresel
boyutuna henüz giremedik. Kimileri bu tezgâhın nasıl işleyebileceği konusunda
fikir sahibi değil. Sözde iyi niyetle Müslüman cemiyetimizde çarpık ve
kifayetsiz din kavrayışlarını ıslah çabasında. Elhak bu çeşit bir derdimiz de
var. Amma kanaatimizce mesele bundan öte ve yaygınlaştırılmaya çalışılan
arızalı peygamber algısı ve tasavvuru. Bu girişim “yaşayan bir örneklik olan
peygamberin” sünnetinin diriliğine kastediyor. Kur’an’ı anlamca (kimi
tevillerle) tahrif etmekten daha uygun bir alan hadis-i şerifler. Onlarla canlı
ilgisi koparılan Müslüman tasavvur, son tahlilde Kur’an’la da bağlarını
gevşetmiş olacak.
Haftaya inşallah devam edelim. Selam ile…