Bir fazilet güneşi ve hidâyet meş alesi olan sevgili
Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönderilişi, ALLAH Teâlâ nın bütün insanlara
bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur an-ı Kerîm de şöyle
buyrulmuştur: Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH Teâlâ nın ayetlerini
okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve
hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, Mü minlere büyük bir lütufta
bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.
ALLAH Teâlâ nın insanlık tarihi boyunca onların içinden
peygamber seçip göndermesi, insanlara lütfetmiş olduğu en büyük nimetlerinden
biridir. Çünkü peygamberler insanlığa daima yol gösterici olmuşlar, onların
maddî ve daha ziyade mânevi alanlarda kalkınmalarını ve ilerlemelerini sağlamışlardır.
Her pey¬gamber insanlığa yeni ufuklar açmış, yenilikler getirmiş ve kendisine
inananların insanca yaşamaları için onlara doğru yolu göstermiştir. Bunların
sonuncusu, bütün insanlık için bir müjdeci, bir uyarıcı ve âlemlere rahmet
olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizdir. O nu pey¬gamber,
resul olarak göndermesi, ALLAH Teâlâ nın tarihî olarak ilk Müslümanlara,
evrensel olarak da bütün insanlara verdiği nimetlerin en büyüğüdür. İslâm dan önce araplar Câhiliye dönemi
denilen karanlık bir dönem yaşadılar. Bu dönemde insanlar maddî bakımdan geri
kaldıktan gibi bilgi ve ah¬lâk bakımından da geri idiler; Câhiliye
geleneklerine uyarak ALLAH Teâlâ ya ortak koşuyor, putlara tapıyorlar,
birbirlerini öldürüyorlardı. Ümmî idiler yani okuma yazma bilmiyorlardı. Âyet-i
kerimenin: Halbuki daha önce onlar, apaçık bir dalalet içinde bulunuyorlardı.
bölümü onların İslâm dan önceki durumlarını tasvir etmektedir. Onları bu
gerilikten kurtaran hiç şüphesiz Hz.Pey¬gamber (S.A.V.) Efendimiz olmuştur.
Zira O, insanlara bir yandan kitabı yani Kur an-ı Kerîm i, diğer yandan da
hikmet i yani dinî konularla ilgili en doğru bilgileri ve genellikle sünnet
diye ifade edilen en güzel davranış biçimlerini öğretti. ALLAH Teâlâ nın gerek
kendisine vahyettiği gerekse evrende yerleştirdiği âyetlerini okuyup
açıklayarak insanları bilmedikleri konularda aydınlattı ve aydınlanmanın
yollarını açtı. Böylece Müslümanları, bilgi ve erdemlerle donatarak onların
başarıdan başarıya koşmalarını sağladı; Müslümanlar Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimizin açtığı bu aydın¬lık yolda ilerleyerek sonraki yüzyıllarda dinî ve
dünyevî ilimlerde ve bunların uy¬gulamaya geçirilmesinde insanlığa örnek ve
önder olacak bir konuma yükseldiler. Kısaca Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz,
getirdiği kitap ve hikmet sayesinde geri kalmış bir top¬lumu eğiterek kısa bir
sürede lider ve örnek durumuna getirdi. Müslümanların bugünkü geri
kalmışlıktarı hiç şüphesiz kitap ve hikmeti ihmalleri yüzündendir. Âyet-i
kerîmede ifade buyurulduğu üzere, gerçekten insanlar sevgili Peygamber (S.A.V.)
Efendimizden önce her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı.
Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, ALLAH Teâlâ ya giden yoldan
uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamıştı. Sosyal hayat bozulmuş,
ahlâk bağları tamamen çözülmüştü. Hak, kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat
kalplerden silinmişti. Kadın esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp
satılmıştı. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülmüştü. Evet,
bunları kim söylüyor Bunları, bu toplumun içinde yaşayan insanlar söylüyor,
nitekim Mekke-i Mükerreme de gördükleri zulüm ve işkence yüzünden Habeşistan a
göç etmek zorunda kalan ilk Müslümanlar Habeş kralına hicrete mecbur
olduklarının sebeplerini anlatırken bakınız neler söylüyorlar: Ey hükümdar! Biz
cehalet içinde yaşayan bir millet idik, putlara tapıyor, lâşe yiyor, fuhuş
yapıyorduk. Akraba ile münasebeti kesiyor, komşularımıza kötülük yapıyorduk.
Kuvvetli olanımız zayıf olanı eziyordu. Biz toplum olarak bu halde yaşarken ALLAH
Teâlâ bize acıdı, lütfederek içimizden birini Peygamber gönderdi. Soyu, iffeti
ve dürüstlüğü hepimizce bilinen birisi. O, bizi yalnız ALLAH Teâlâ ya ibadet
etmeye çağırdı. Atalarımızın tapınageldikleri ağaç ve taş parçalarını terk
etmemizi söyledi. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağlarına riayet
etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, kan dökmekten ve haram olan şeylerden
sakınmayı öğütledi. Bizi fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu
kadınlara iffetsizlik iftirasında bulunmaktan uzak durmayı emretti. ALLAH
Teâlâ ya ibadet edip O na hiçbir sûretle ortak koşmamayı emretti. Namaz
kılmaya, sadaka vermeye ve iyilik yapmaya bizi çağırdı. Biz de O na inandık,
getirdiği dini kabul ettik. O nun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini
helâl tanıdık. Bundan dolayı içinde yaşadığımız her yönü ile kokuşmuş toplum
bize düşman kesildi, eziyet ve işkence yapmaya başladı. Bu sebeple biz de
hicret ederek ülkenize geldik.
İbn-i Hişam,
es-Sîretün-Nebeviyye, l/336
MEHMET TALU