Ne lâhûtî geceymişsin ki teksin sermediyyette;

Meşîmenden doğan ferdâya hayrânım, ne ferdâdır!

Işık nâmıyle vicdanlarda ondan başka bir şey yok;

O bir sönsün, hayât artık müebbed leyl-i yeldâdır. 

Perîşan sözlerimden bıkma, hoş gör, yâ ResûlALLAH,

Kulun şeydâdır amma, açtığın, vâdîde şeydâdır! (Bak. Safahat, sayfa: 458,)

Bu güzel şiirin, daha güzel anlaşılabilmesi için kısaca, sadeleştirerek nesre çevirelim:

PEYGAMBERİN DOĞUMU

Ne ilâhî geceymişsin ki sonsuzlukta eşin yoktur. Senin rahminden doğan yarınlar ne müthiş yarınlardır, hayranım ona! İç dünyamızı ondan başkası aydınlatamıyor. O bir sönecek olsa, hayat uzun bir geceden ibaret kalır. Ey ALLAH ın Resûlü, perişan sözlerimden bıkma, hoş gör beni. Senin açtığın nurlu yola olan sevgisi, bu köleni deli divane edip kendini bilmez hale getirdi!

Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)in dünyaya teşrif ettikleri zamanın halini, büyük bir vecd ve heyecan içinde bize tasvir eden imanlı büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy un "Bir gece" adlı emsalsiz şiirini buraya aynen alıyoruz:

BİR GECE

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler Göremezlerdi tabiî:

Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kerre de, ma mûre-i dünya, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin,

Salgındı, bugün Şark ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma sum,

Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

Alemlere, rahmetti, evet, Şer -i mübini,

Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;

Medyun ona cem iyyeti, medyun ona ferdi.

Medyundur o ma suma bütün bir beşerriyet...

Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret. (Safahat, sayfa: 461)

Kısaca, sadeleştirilmiş nesir hâli:

BİR GECE

On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi. (Rebîülevvel Ayı nın on ikinci gecesi) Çölde, Mekke şehrinde dolunayın kumdan çıkışı gibi, bir öksüz doğuverdi! Fakat, o ne acı bir hüsrandı ki: Kaç bin yıldır bekleşmede olan gözler, onun doğuşunu hissedemediler!

Elbette ki göremeyeceklerdi. Nasıl görebilsinler Bir kere: Bu yüce insanın (Hz. Muhammed (S.A.V.) teşrif ettiği çöl, dünyanın en ücra yeriydi. Ayrıca: O zamanlar uygar sayılan ülkeler bile bunalımlar içindeydi. Durum, bugünkünden de beterdi.