Sömürü sermayesine karşı!..-1

Zonguldak, ülkemizin tabiat harikası güzel şehirlerinden biri. Cumhuriyet döneminde kara elmas kömür sayesinde, büyük şehirlerimizden sonra en fazla gelişen ve nüfus yoğunluğu barındıran şehrimiz. Ana çalışma alanı kömür madenleri. Ancak, son yıllarda sömürü sermayesi lehine uygulanagelen politikalar sebebiyle, bir zamanlar madenlerde "elli binleri" aşan çalışan sayısı, şimdilerde "on bine" düşürülmüş!.. AKP iktidarı "bin kişi" almaya söz vermiş ama üç yıldır hâlâ almamış, oyalamaya devam ediyor!.. Çözüm olarak hep yazdığım üzere, "özerkleştirme" yani halka arz ve yönetimlerin çalışanlara devri yerine; "özelleştirme" musibeti, yani halkın varlıklarını sömürü sermayesine peşkeş çekme eylemi, maalesef buralara kadar uzanmış; Zonguldak ta da özelleştirme milletin malını kemirmeye başlamış, devam ediyor

Millî Gazete Genel Müdürü Yılmaz Bayat, müdürlerimiz Hasan Durmuş ve Selami Çalışkan ile önceki hafta sonu, Saadet Partisi teşkilâtının organize ettiği "Medya ve Siyaset" konulu konferans vesilesiyle Zonguldaklı kardeşlerimizi ziyaret ettik; görüştük, konuştuk, dertleştik, başta maden ocakları olmak üzere görülmesi gereken yerleri gezdik, ilgilileri ve çalışanları dinledik Çare ve çözümleri kısaca hatırlattık

Zonguldak ziyaretinin bir gün öncesinde, İstanbul Ümraniye de, "Saadet Partisi Kazım Karabekir Mahallesi Divanı"na katıldım. Mahalle deyip geçmeyin, nüfusu yüz bin civarında, birçok Anadolu ilinden daha büyük. SP Mahalle Temsilciliği, mahalle çarşısının ortasında geniş, büyük, ferah ve çok kullanışlı bir mekan. Konuşmamı yaparken ve sorunları dinlerken, çare ve çözüm olarak temsilciliğin ön tarafının "Semt Bakkalı" hâline getirilmesini önerdim. Hizmetimize bakan Kayserili kardeşimiz, önerimi tebrik ve teşekkürle karşıladı... Müteahhit olan mahalle temsilcisi ciddi olarak o andan itibaren düşünmeye başladı... SP Ümraniye ilçe icradan gelen iki yönetici arkadaşım ise meseleye konsantre olmaya başlamışlardı bile

Zonguldaklı kardeşlerime bazı çare, çözüm ve önerilerimizin tamamını anlatacak vaktimiz olmadı. Ancak, konferanstaki konuşmam sonunda, hem merkez hem de ilçelerden gelen yönetici arkadaşlarımız, köşemdeki yazılarımı dikkatle okuduklarını ısrarla vurgulama ihtiyacı hissetiler. Madem ki yazılarım okunuyor, mesele yok. Selami Çalışkan kardeşim, Zonguldak ziyaretimizi yazdı Konferans öncesi ve sonrasında konuşamadığımız bazı detayları, -diğer bütün yazılarımda olduğu gibi- bu haftaki yazılarımda da sunuyorum...

Bu haftaki kahramanımız "Bakkal Amcamız"dır. Pek çok sorunumuzu çözüme kavuşturmak üzere, hep birlikte kurmamız gereken işletmemiz de "Semt Bakkalı" olacaktır

Okunması, anlaşılması, anlatılması, uygulanması duâ ve dileklerimle

*

"Kahraman Bakkal Süper Market e karşı"

Aslında bu konu üzerinde uzun zamandır durmak istiyordum. Nasip bu haftaymış. Elimde, konu ile ilgili olarak beklettiğim, Yazarımız Afet Ilgaz Hanımefendinin "Kahraman Bakkal ve Süper Market" başlıklı, 7 Kasım 2005 tarihli yazısı var. Bugün, bu yazının bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Türkiye, ["özelleştirme" adı altında] kapılarını ardına kadar, yabancı [ve de sömürücü] sermayeye açtığında üstüne ilk atladıkları sektörlerden biri, "hizmet" sektörü"ydü. Çünkü aileleriyle birlikte esnafın ve zanaatkârın, Türkiye nüfusunun dörtte birini teşkil ettiğini biliyorlardı.

Bakkal dükkanlarımız da o zamandan beri, gittikçe kan kaybediyor. "Kahraman Bakkal Süper Market e karşı" oyununun, belki de [en çok] dikkat çektiği yıllar! O zamandan beri 32.000 bakkal, kapısına kilit vurmuş.

Bakkallar Türk toplumsal hayatında sadece bir alış veriş yeri değildir. Bakkal her şeyden önce "Bakkal Amca"dır. Ayrıca küçük çapta bir muhtardır, bir emniyet görevlisidir, bir aile dostudur. Yukarıdan sallanan sepetlere, ihtiyar kadınlar için ekmek ve gazete koyan, bakkaldır. Süper markete böyle bir şeyin teklif edilmesi düşüncesi bile ne kadar aykırı geliyor! Süper markete anahtar bırakamazsınız komşuya giderken, başınıza gelen bir hastalıktan, bir ayrılıktan, bir yoksulluktan dolayı onunla dertleşirsiniz de süper marketle dertleşemezsiniz. Paranız yoksa "veresiye defteri"ne yazdırırsınız ama süper marketin veresiye defteri yoktur. Bakkal sizden faiz almaz; sizi sıkıştırmaz, çok hamiyetlileri yoksul düşmüş komşusunun çocuklarına parasız şeker, lokum verir, hatta ekmek verir, peynir, zeytin verir, katık edip yesinler diye. Bakkal sözün kısası, geleneğin bir kurumudur. Bilmem hâlâ devam ediyor mu, tanıdığım bakkalları düşünerek söylüyorum bunu, onlar hâlâ "besmele" ile dükkan açar, "bereket" temennisiyle kapatırlar kepenklerini

Yabancı sermayenin yapmakta olduğu şey "tekelleşmedir". Rekabeti önlemedir. Onlarsa aslında devlet tekelleşmesini önlediklerini iddia ederler ama hedefleri tekelleşmedir. Rekabeti canlandırdıklarını iddia ederler ama rekabeti öldürürler

Bir de şu süper market gerçeğinin "ruhu" var; bizim ruhumuzla taban tabana zıt bir anlayışın ruhudur o. Dostluğa, komşuluğa, iyiliğe, yardımlaşmaya uzak olduğu gibi bizi berbat bir tüketim toplumu olmaya iten hilelerle ayakta durur. Müslüman ruhunun temel taşlarından biri olan "israfın haramlığı"na dair şimdiye kadar öğrendiklerimizin ve uyguladıklarımızın hepsini unutacak bir israf toplumu haline gelmemize sebebiyet verir "