Bismillâhirrahmanirrahîm!
SAĞLAM öngörüleri ve temel meselelerdeki açıklamaları ile hep haklı çıkan Erbakan Hocamız, Suriye konusunda şöyle demişti: “Bir gün mesele Suriye olursa; bilin ki, asıl hedef Türkiye’dir.” Irkçı emperyalizmin sinsi planını şöyle açıklamıştı: “Dış mihraklar, bir taraftan Arz-ı Mev’ud’u adım adım İsrail’e katmak için çalışırken; öbür yandan da Türkiye’mizi güçsüzleştirmek, yumuşak lokma haline getirip bölmek, 2. Sevr’i uygulamak için ellerinden gelen her türlü gayreti göstermektedir.”
Erbakan Hoca, her fırsatta emperyalist odaklara karşı dikkatli olmayı, onları İslâm topraklarından uzak tutmayı, tuzaklarına düşmemeyi öğretti. 27 Kasım 2024 günü Suriye’de, “Heyet, Tahrir eş-Şam (HTŞ)” isimli bir silâhlı grup Suriye Hükûmeti’ne karşı ülkenin kuzeybatısında silâhlı eylem ve saldırılara girişti. Halep’e girdi. İdlip ve köylerinde eylemler yaptı. Halep Havaalanı’nı ele geçirdi. Suriye’de yeni bir kaos dönemini başlattı.
HTŞ’nin Suriye Hükûmeti’ne karşı muhalif tutumu önceden de biliniyordu. Fakat son saldırıları, Halep’i ele geçirmesi, Hama içlerine kadar gelmesi HTŞ’nin dünya gündemine oturmasını sağladı. Suriye’de ÖSO, HTŞ ve PKK/YPG gibi terör unsurları ile birlikte, etkili üç ayrı muhalif grup oluştu. Bu grupların Esad yönetimine karşı birlikte hareket etmesi ihtimal dışı değil.
Beşşar Esad’ın zor durumda olduğu konuşuluyor. Gidişat, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir görünüm oluşturuyor. Taraflardan kim kazanırsa kazansın, Suriye kaybedecek. Böyle bir istikrarsızlık emperyalist odakları sevindiriyor.
İPLER KİMİN ELİNDE?
GEÇMİŞTE kulağımıza hoş gelen pek çok şey duyduk. “Arap Baharı” ve IŞİD (Irak-Şam İslâm Devleti) bunlar arasında! İslâm dünyası bu söylemlere sıcak bakarken, Arap Baharı tuzağıyla Irak, Suriye, Libya parçalandı. Birçoğu da sıkıntı yaşadı. Siyonizm, işbirlikçilerini kullanarak, bazı İslâm ülkelerini “İsrail’le normalleşme” tuzağına düşürdü. Müslüman kanı sel olup aktı. ABD, IŞİD’i dilediği gibi kullandı. İslâm dünyası perişan oldu.
Kamuoyuna yeni yansıyan, “Heyet, Tahrir eş-Şam (HTŞ)” örgütüne de, kulağımıza hoş geliyor, diye aldanmayalım. Geçmişte yaşadığımız tecrübelerimiz, bildiklerimiz var. Bazı sığ düşünceliler, “Halep’i yeniden kazandık” türünden sözler ederek sevindiler. Yeni gündeme giren HTŞ hakkında net bilgiye sahip değiliz; ama dünyadaki terör örgütlerinin hepsini ABD’nin himaye edip kontrolünde tuttuğunu biliyoruz.
Olayı, kim sevk ve idare ediyorsa, o kazanır. Muhalif güçler Suriye’nin “toprak bütünlüğü”nü tehdit ediyorlar. Hepsinde, ipin ucu ABD’nin elindedir. “Gâvurun ekmeğini yiyen, onun kılıcını sallar.” Terör örgütlerinin kullandığı silâhların hepsi ABD yapımıdır. Düşmanın silâhını kullanarak Suriye’nin özgürlük ve bağımsızlığını sağlayamazsınız!
Emperyalist odakları endişelendiren en büyük olay, Esat’ın Batı’da eğitim alıp da ABD’nin karşısında konuşlanmış olmasıdır. Durum değerlendirmesi olarak söylüyorum: Beşşar Esad, babası Hafız Esad’dan daha ılımlıdır. Babasından farkı, İslâm âlimlerini de dikkate almasıdır. Bir patlamada şehit olan Suriye’nin önde gelen âlimlerinden Ramazan el-Bûtî bunlar arasındaydı.
ÇÖZÜM, “BİRLİK”TE
SURİYE’NİN ciddi bir badireye sürüklendiği açık! Bu ateş Suriye ile sınırlı kalmaz. Ciddi tedbir alınmazsa, Türkiye ve bölge ülkelerine de yayılır. Bekâ sorunu yaşanır. Türkiye, tarihî görevini yapmak zorundadır. Hükûmet’in Suriye politikası, Numan Kurtulmuş’un başbakan yardımcısı sıfatıyla bir gazeteye verdiği şu mülâkatta ifadesini bulur: “Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım.” (Hürriyet, 5 Ocak 2017)
Hükûmet’in bundan sonraki politikalarında da bir iyileşme görmüyoruz. AKP Genel Başkanı, Esad’ın uzattığı eli dikkate almadı; elindeki kuşu kaçırdı. Bir senedir görüşme talebinde bulunsa da, bu sefer de Esad, Erdoğan’ı kapısında bekletiyor. Buna rağmen sorunun “konuşarak” çözüleceğine inanıyorum.
Suriye meselesi Türkiye’nin de meselesidir. Aramızda 911 kilometrelik sınırımız var. Türkiye’nin güvenliği, Suriye’nin güvenliği ile yakından ilgilidir. Türkiye ve bölgeyi düşünen herkes Suriye’de barışın ve “toprak bütünlüğü”nün sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Barış sağlanmazsa, Suriye ve bölgede çok kan döküleceği açıktır. Hiçbirimiz buna razı olamayız.
İç çatışmanın kazananı olmaz. Kaostan ancak emperyalist odaklar yararlanır. “İçte kılıç çekilmez” sözünü unutmayalım. Suriye’deki bütün unsurlar “barış”a, “anlaşma”ya odaklanmalıdır. İslâm dünyası, kendi problemini kendisi çözmeyi öğrenmelidir. ABD’nin tuzağına düşenin âkıbeti perişan olmaktır. “Es-sulhü hayr / Barışta hayır vardır” (Nisâ, 128) ayetini de dikkate alarak “barış”ı sağlamak için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
