Türkiye ’de hâkim olan medya paradigması şudur: Çağdaşlık ve laiklik gibi kavramların etrafında şekillenen bir algı yumağı oluşturmak, insanların zihinlerini “düşünmeyen, sorgulamayan, analiz etmeyen, eleştiri yapmayan, hesap sormayan” bir biçimde dönüştürmek, devletlülerin dayattığı, bürokrasinin vazettiği her şeye eyvallah çeken bir insan prototipi oluşturmak. Bu paradigmanın etrafında şekillenen medya anlayışı, müstehcenliğin dibini bulan yapımlarla, dizilerle, sabah, öğle ve akşam kuşaklarıyla günün 24 saati, ahlakımızı dejenere etmek, maneviyatımızı bozmak, ahlâk iklimimizi belirleyen kültür formlarımızı ortadan kaldırmak için sürekli evimizin içine “zehirlerini” enjekte eder.

İşte bu zehir, TRT ’nin tek tabanca olduğu dönemde “Dallas” kültürüyle evimizin içine sokulmaya çalışılan Hollywood kültürünün, hiçbir ahlâk kaygısı olmayan Amerikanvari yaşantı tarzının Türk insanının zihinlerine sokulma girişiminden başka bir şey değildir. Gayr-i meşru yaşantı tarzlarının, “Bu bir senaryodur, böyle bir şey olması gerçek hayatta olması mümkün değildir ama biz yapıyoruz oluyor” mantığıyla bizlere yutturulmasının en acı ve en vahim tablosudur.

Kuşkusuz televizyonların program koordinatörlerinin bir yapımı, bir diziyi ekranlara getirmeden önce düşündükleri tek şey vardır: Reyting… Çok seyredilmek ve bu programların arasına alacakları reklâmlarla programlarını dönüştürmek. Onlar için ahlakmış, maneviyatmış, din ve vicdan hürriyetiymiş, kültürel formlarmış, aile yapısıymış hiç önemli değildir.
Bu sebeple dizilerin birinci veya ikinci bölümlerinden itibaren, iffeti değil şehveti başrole koyan anlayışla kaleme alınan senaryolar baş tacı edilir. Bu senaryolar etrafından şekillenen ahlaksızlık iklimi, televizyon ekranlarından maneviyat iklimimize doğru zehirli bir ahtapot gibi süzülür.

Şunu açıkça söyleyelim: Toplumları bitiren, çürüten ne ekonomik, ne siyasi mülahazalardır. Toplumları çürüten, bitiren ahlâk yoksunluğudur, ahlâk yolsuzluklarıdır… Dinler tarihine bakıldığında Allah’ın (C.C.) birçok toplumu, ahlaksızlıkları dolayısıyla kahr ve perişan ettiği görülecektir.

Nitekim Allah (C.C.) yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.) hitaben, “Muhakkak ki sen ne güzel bir ahlâk üzerinesin” buyuruyor.

İki cihan serveri Resulullah (S.A.V.) da bir hadis-i şeriflerinde, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmaktadır. Mevcut iktidar RTÜK eliyle izdivaç programlarını televizyonların ekranlarından kaldırdı. Peki, bu programların yerine ne getirildi? Tamamen malayini önceleyen, “O bunu dedi, bu şunu dedi, öyle olmasaydı şöyle olurdu, böyle olmasaydı şöyle olurdu” diye saatlerce ekranlardan kafa ütüleyen yapımlar.

ATV ekranlarında geçen senenin en çok seyredilen izdivaç programlarında evlendirilen Caner ile Berke, evliliklerinin tamamen kurgu olduğunu, birbirlerini sevmediklerini, sadece program formatı dolayısıyla evlendiklerini itiraf etmişler. Kurcalandığında diğer izdivaç programlarında yaşananların altından neler çıkacaktır acaba?

Şunu soruyoruz: Her şeyi güllük gülistanlık yaptığını iddia eden iktidar, son 15 yıllık iktidarı boyunca, genç nesle bu televizyon ekranlarından nasıl bir ahlâk algısını sunma ve sundurma noktasında çalışma yapmıştır?
Gençliğimizin geleceğini, gençliğimizin imanını, ahlakını, maneviyatını ve ahlaki kültürel iklimini düzeltecek ne gibi çalışmalar yapılması noktasında elini kımıldatmış mıdır?