Malum, yerel seçimler adım adım yaklaşıyor. Siyasi partiler, öncelikle adaylarını belirlemek için, yoğun tempolu, hararetli, hareketli bir çalışma içine girdiler. Küçük ölçekli beldeler, vilayetler için ayrı bir tarama çalışması yapılıyor, büyükşehirler için ise daha farklı metotlarla, ince eleyip sık dokunarak, kılı kırk yararak araştırmalar yapılıyor. Bu arada, gazetelerin sayfalarına, internet haber sitelerine ve televizyonların ana haber bültenlerine, siyasi partilerin adaylarının oy oranlarıyla ilgili, değişik araştırma şirketlerinin yaptırdığı türlü türlü anketler yansıtılıyor. Şu aday şu kadar önde, şu adayın oy oranı şu… Karadeniz illerinde durum bu… Akdeniz bölgesinde oy oranları ve tablolar…

Oldum olası, araştırma şirketlerinin 3 bin denekle, 5 bin denekle yaptıkları araştırma tablolarından haz etmemişimdir. Çünkü bu tür araştırma sonuçları, toplumun nabzını tutmaktan, toplumun fikirlerini ölçmekten daha ziyade, insanları manipüle etmek, değiştirmek, dönüştürmek, zihinlerini biçimlemek için kurgulanır. Ortaya gelen sonuçlar, araştırmayı ısmarlayan şirketin veya siyasi partinin nabzına göre şerbet vermek için ince ince analiz edilir, minareye kılıf uydurulur. Geçmiş dönemlerde de bu tür manipülasyon sanatıyla, türlü entrikalar çevrilerek, insanlarımızın nasıl dönüştürüldüğünü, nasıl yönlendirildiğini ve “güce itaat” etme formasyonunun nasıl gerçekleştirildiğini defalarca gördük, şahit olduk. Anket kurgusu, “güçlünün” ortaya konularak, diğerlerinin bu rakamlara göre pozisyon almasını sağlamaya çalışan, insanların da siyasi partilerin “güdümüne” girmesi için özel olarak tasarlanan kurgulardır.

Adı üzerinde yerel seçim… Bir bölgenin imar edilebilmesi, marka şehir haline getirilmesi için “aday”ın ön planda olduğu, hizmetin öncelendiği bir yarış. Kabul etmeliyiz ki, Türkiye’de belediyecilik tarihinin yazıldığı milat noktası, Milli Görüş belediyeciliğinin iş başına geldiği dönem olmuştur. O tarihlere kadar insanların körü körüne siyasi partiler etrafında kümelenerek yerel anlamda isimleri belirledikleri seçimler, bir hizmet yarışının ve hizmet felsefesinin öne alındığı bir sürece doğru dönüştü. Belediyecilik tarihinde, sadece çöp alan, kaldırım yapan, yol yapan belediye başkanlarının yerini, bölgelerinin marka şehir olması için çabalayan, bir değer üreten “Hizmet ehli başkanlar” almış oldu.

Çok iyi hatırlarım, 1989–1994 döneminde İstanbul’da iş başında CHP’li Nurettin Sözen vardı. Musluklarımızdan tıs sesinden başka bir şey gelmezdi… Mahallemizde çöp dağları oluşmuş, belediye hizmetleri iflas etmişti. Üstüne üstlük Sözen’in İSKİ skandalı da patlak verince, CHP zihniyetinin sandığa gömülmesi de elzem olmuştu. Elbette bu dönemi hatırlamayanlar, İstanbul’da uzun süre iş başında kalarak, meseleleri çözen Milli Görüş belediyeciliğinin içine doğdukları için birçok şeyin de farkında olmayacaklardır.

Herkes, kendi bölgesinin yerel hizmetleriyle ilgili projeler üretilmesini bekler… Biz de, İstanbul’da artık içinden çıkılmaz hale gelen metropol trafiğinin çözümüyle ilgili çalışmalar bekliyoruz. Bu şehir, bizi sıkıyor… Boğuyor… Hiçbir problemi tam olarak çözmeyen projelerle, yarım yamalak çalışmalarla İstanbul’u ferahlatmak mümkün değil…

Çok merak ediyoruz, bu şehrin yerel yöneticileri, sabahları ve akşamları hiç trafiğin içine çıkmıyorlar mı Bırakın çıkmayı, internetten bağlanıp yol haritalarına bakıp, bu şehrin artık yürümediğini izlemiyorlar mı