Reklamı Kapat

On yıl önce-on yıl sonra; yine tohumun hikâyesi-8

1980 yılında tarım ihracatı 25 milyar dolar ithalatı ise sadece 50 milyon dolar iken, bugün tarım ithalatımız yaklaşık 15 milyar dolar. GDO’lu soya cenneti ülkelerden yılda 2.3 milyon ton soya ithal ediyoruz. Dünya tarım devi Hollanda’nın yüzölçümü kadar tarımsal alanı ekmeyerek nadasa bırakıyoruz. Birçok tarımsal üretim alanı arazi birleştirmelerle yabancılara ait ülkemizde. Önce ekmeğimizi bozdular; bozanlar ise Rockefeller gibi ‘ölüm imparatorları’.

Ekmeğe konan katkı maddeleri: -Unu beyazlatmak için kullanılan E928-E924. -Küflenmeyi önlemek için kullanılan E282. -Suni tatlandırıcı kıvam artırıcı E420. -Başta domuz kılı, tavuk tüyü ve insan saçından yapılan E920 (L-Sistein).

2010 yılında genetiği değiştirilmiş maya ve bakterinin de ithalatına izin verildi. 2017 yılında Adana’daki fırınların %80’ine ürün veren firmanın ekmek katkı maddesinden GDO’lu soya çıktı. Sonrasında fırıncılara soruşturma açıldı, oysaki GDO’yu üreten ve dışarıdan ithal eden fırıncılar değildi. Sonuçta hiçbir katkı içermeyen Anadolu’nun ekmeği bunlara yenildi.

Ülkemizde siyasal iktidarların boyun eğmesi ile türlü aldatmacalarla tercih edilen hibrit ve GDO’lu tohumların piyasaya girmesi ile yerel tohumların kaderi değişti. 1948 yılından itibaren ülkemize Marshall yardımları başladı. Bu yardımlar kapsamında genetiğine müdahale edilmiş buğdaylar Anadolu’ya yayıldı ve atadan kalma buğdaylarımız yok edilmeye başlandı. Öncesinde Anadolu ‘tahıl ambarı’ idi, 23 yabani ve 400’den fazla kültüre alınmış buğday çeşidine sahipti. Güneydoğu Anadolu tarihte buğdayın ilk evcilleştirildiği yerdi, buradan dünyaya yayıldı. Tarımsal araştırma enstitülerimiz neden kapatıldı? 2001 yılında 49 milyon dolar olan buğday ithali bugün 2 milyar dolara ulaşmış durumda.

Üretim maliyetlerindeki artış ile zarar eden buğday üreticisi gümrük vergilerindeki devasa düşüş ile ithal edilen ürüne yenik düşürülüyor. Öyle ki, Bakanlar Kurulu kararı ile buğday ve çavdarın gümrük vergisi %130’dan %8’e, mısırda %130 olan vergi %35’e ve yulafta ise sıfıra düşürülüyor. Neden? Köylü üretmesin diye!

Savaş ve felaket dönemleri için Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından depolanan buğday IMF’nin ‘stok politikasını terk et’ emri ile çok ucuza elden çıkarılmış durumda. Bu olayın sonrasındaki yıl Türkiye’de kuraklık nedeni ile üretim düşünce gümrük vergisi derhal düşürülerek 2006 yılında 240 bin ton olan buğday ithalatı, 2007 yılında 2.1 milyon ton, 2008’de 3.7 milyon ton, 2011’de ise 4.7 milyon tona çıkmış, çıkarılmış! Bizans’tan Osmanlı’ya ülkenin tarım ihtiyacının karşılanması devletin güvenliği açısından en önemli kriter idi.

Bu teslimiyetin çok vahim sonuçları olacaktır. Ülkedeki un fabrikaları gitgide azalmakta ve büyük kuruluşlar da yabancılar tarafından satın alınmakta...

Türkiye’deki sertifikalı tohum 2002 yılında 145 bin ton iken, 2016 yılında 957 bin tona ulaşmış! 1980 yılında üç tohum firması varken, bu gün önde gelenleri yabancı olmak üzere 660 şirket mevcut! 2018 yılı itibarı ile 5 dönüm üzerinde üretim yapan çiftçi ancak sertifikalı tohum kullanırsa tarım desteği alabilecek.

Küresel tohum imparatorlukları ABD ve AB’nin elinde şu an, şirketleri ise: -ABD Monsanto, -ABD Dupont, -ABD Dow Agrosciences, -İsveç Syngenta. Dünya tohum pazarı 50 milyar dolar civarında. Sebze ve meyve de dâhil olmak üzere dünya tarımının %90’ı bu firmaların kontrolünde. Hatta tohum kimyasal ilaçlarının üreticisi ve satıcısı da bu firmalar.

Ayrıca her gün açlık oranı yükselirken 1.3 milyar ton gıda çöpe gidiyor. Her gün 5 yaş altı 20 bin çocuk yetersiz beslenmeden ölüyor. ‘Yeni Dünya Düzeni’ dedikleri bu düzendir.

Dünya tarım piyasasına hâkim altı küresel şirketin hepsinde Rockefeller’in hissesi mevcut. Bu şirketler GDO’lu tohum pazarının %100’üne, ticari hibrit tohum pazarının %63’üne, GDO araştırmalarının %75’ine ve zararlı organizmaları yok etmek için satılan kimyasal maddelerin %76’sına hükmediyor. Yıllık gelirleri 65 milyar dolar. Amaçları: 1) Tohum satmak. 2) Tohumlarını ekenlere gübre-ilaç satmak. 3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satmak. 4) Parası olmayanlara kredi vermek, borçlandırmak. 5) Bu tarımın yol açtığı hastalıklar için ilaç satmak. Hastalık saçan ‘ölüm tohumlarının hikâyesi’ işte böyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?