TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
ARIKAN'DAN KRİTİK AÇIKLAMALAR
Arıkan, Türkiye'nin ekonomi, adalet, dış politika ve toplumsal yozlaşma gibi temel meselelerine dair iktidara yönelik eleştirilerini dile getirdi ve partinin çözüm odaklı duruşunu vurguladı:
1. Yönetim ve Liyakat Krizi
-
Kurumsal Çöküş: Türkiye'nin adalet, ekonomi, eğitim ve dış politika dâhil hiçbir alanda yönetilemediği; kurumların liyakatsiz kadrolara teslim edildiği vurgulanmıştır.
-
Halkın Mağduriyeti: Emeklinin açlığa, gençlerin umutsuzluğa, çiftçinin borç sarmalına terk edildiği belirtilerek bu düzenin değişmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
2. Çözüm Süreci Tartışmaları ve Hukuksuzluk
-
Muğlak Siyasete İtiraz: MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin "yaraları sarma ve birlik olma" söylemlerinin altındaki muğlaklık eleştirilmiş; kapalı kapılar ardındaki pazarlıklara ve çifte standartlara karşı çıkılmıştır.
-
Adalet Talebi: Hıdırellez benzetmesi yapılarak; baharın KHK'lılar, kayyum atanan belediyeler ve Anayasa Mahkemesi/AİHM kararlarına rağmen hapiste tutulan siyasi tutuklular (Can Atalay, Tayfun Kahraman, Selahattin Demirtaş vb.) ile gazeteciler için de gelmesi gerektiği belirtilmiştir.
3. Kayyum Politikaları ve Seçmen İradesi
-
Demokrasi Vurgusu: Nüfusun büyük bir kısmının kendi seçtiği belediye başkanları tarafından yönetilmediği, kayyum uygulamasının ülkenin yeni yönetim biçimi hâline getirildiği ve bunun seçmen iradesinin (statüsünün) yok sayılması anlamına geldiği ifade edilmiştir.
-
Gerçek Gündem: İktidarın muhalefet için "Mutlak Butlan" (yok hükmünde) tartışmaları yürütmesine karşılık, Türkiye'nin asıl gerçeğinin yoksulluk, adaletsizlik ve enflasyon ("Mutlak Mutfak") olduğu kaydedilmiştir.
4. Ekonomi, Aile Kurumu ve Kadın Politikaları
-
Ekonomik Krizin Aileye Etkisi: Düşen doğum oranlarının ve aile kurumunun zedelenmesinin temel sebebinin kültürel değil; enflasyon, yüksek kiralar ve geçim sıkıntısı olduğu belirtilmiştir.
-
Kadın Vizyonu Eleştirisi: İktidarın kadınları "tır şoförü" yapma vizyonu, bozuk ekonomik düzenin bir iflas belgesi olarak nitelendirilmiş; kadının fıtratına uygun, çocuklarını ihmal etmeden çalışabileceği insani bir çalışma düzeni talep edilmiştir.
5. Dış Politika ve Doğu Akdeniz
-
İsrail'e Tepki: İsrail'in uluslararası sularda Gazze'ye giden "Küresel Sumud Filosu'na" yönelik askeri müdahalesi kınanmıştır.
-
İktidara Pasiflik Eleştirisi: Türkiye'nin ve Dışişleri Bakanlığı'nın bu saldırı karşısında sadece kınama mesajı yayınlaması eleştirilmiş; Mavi Vatan politikasında ve Doğu Akdeniz'deki Türkiye karşıtı ittifaklara karşı somut ve cesur adımlar atılmadığı vurgulanmıştır.
6. Sistem Eleştirisi ve Umut Vizyonu
-
Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Mevcut sistemin ülkeyi yolsuzluk, yoksulluk ve belirsizlik sarmalına sürüklediği, iktidarın sorunları çözmek yerine muhalefet gibi dert yanarak sorumluluktan kaçtığı ifade edilmiştir.
-
Gelecek Vaadi: Tüm bu karanlık tabloya rağmen liyakatli kadrolarla umudun yeniden yeşertileceği; mülakatın, haksız vergilerin kaldırılacağı ve toplumun her kesiminin (işçi, çiftçi, genç, emekli) rahat bir nefes alıp "Ohh bee" diyeceği adil bir Türkiye'nin inşa edileceği sözü verilmiştir.
ARIKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ
1. TÜRKİYE YÖNETİLEMİYOR
Değerli arkadaşlar;
Adaletten, ekonomiye; eğitimden, dış politikaya
Nereye bakarsak bakalım
-maalesef-
TÜRKİYE YÖNETİLEMİYOR.
Her bir mesele, ayrı bir krize teslim edilmiş vaziyette.
· Yargı, siyasete
Bütçe, faize
Dış politika Trump’a teslim edildi.
· Enflasyon TÜİK’e
· Aile RTÜK’e teslim edildi.
Bitmedi!
-ne yazık ki-
· Emekli açlığa,
· Gençlerimiz umutsuzluğa,
· Üretici bankaya
· Çiftçi borç sarmalına teslim!
Ve en önemlisi
Bunları çözmesi gereken kadrolar,
LİYAKATSİZLİĞE TESLİM!
Bu böyle gitmez!
Bu düzen değişmek zorunda.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın,
eninde sonunda bu ülkeyi, yeniden adaletin, emeğin ve umudun adresi yapacağız.
Bugün bunun için buradayız,
Bunun mücadelesini veriyoruz.
2. TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Değerli Arkadaşlar,
Sayın Bahçeli;
partisinin dünkü grup toplantısında
· yaraları sarmaya,
· birlik olmaya,
· ilişkileri onarmaya
dair bir konuşma yaptı.
Milletimizi bağrına saplanan hançerlerden,
devletimizi de, kesesine geçirilen prangalardan kurtarmak arzusunda olduklarını
beyan etti.
Ayrıca vatanın her karışında
kardeşliği hakim kılmaya dair bir beyanda bulundular.
Sayın Bahçeli,
bu olumlu cümlelerin ardından
-ilginç bir şekilde-
tüm bu istek ve arzuların
· devleti zayıflatmayacağı,
· bir teslimiyet,
· ya da pazarlık olmadığını,
· milli iradeyi zayıf düşürmeyeceğini,
· güvenlik ilkelerini sulandırmayacağını
· ve milletimizin hassasiyetlerini kurcalamak
olmadığını belirttiler.
Tabii bu açıklamaları dinleyince
sormadan edemiyoruz:
· Yaraları sarmak,
birlik olmak,
ilişkileri onarmak
niçin devleti zayıflatsın?
· Milleti bağrına saplanan hançerlerden kurtarmak,
devleti,
kesesine geçirilen prangalardan kurtarmak
niçin milli iradeyi zayıf düşürmek olsun?
· Ayrıca vatanın her karışında
kardeşliği hakim kılmak
niçin güvenlik problemi olarak algılansın?
Gerçekten güzel bir iş yapıyorsanız,
samimiyseniz,
kendinizden eminseniz
yaraları sarma,
birlik olma, ilişkileri onarma beyanının ardından
niçin tüm bunların
teslimiyet ya da
taviz olmadığını açıklama ihtiyacı hissediyorsunuz?
Yoksa;
Muğlak bir iş yapıp
müphem bir süreç mi yürütüyorsunuz?
İktidarın ve iktidar ortaklarının
sürece dair yaptıkları konuşmalar,
maalesef sürecin muğlaklık ve müphemliğini gidermiyor.
TAM TERSİNE KAYGILARIMIZI ARTIRIYOR.
Değerli Arkadaşlar,
Türk, Kürt, Arap, Farisi ve bölgenin diğer tüm halkları arasında
· yaraların sarılması,
· ilişkilerin onarılması,
· hak ve adalet ekseninde güçlü bir birlikteliğin tesisi
bizim varlık sebebimizdir.
3. KİMSE BEKLEMESİN
Milletimizin bağrına saplanan
· ırkçılık ve mezhepçilik hançerlerini sökmek,
· devletimizi kasasına vurulan dış borç ve faiz prangasından kurtarmak,
· bu vatanın her karışını insanca yaşanabilir bir hale getirmek
bizim varlık sebebimizdir.
Ancak kimse bizden
bir elde tutulan gazlı bezle, yara sarıyormuş gibi yapılırken
diğer elde tutulan falçata ile faça atılan bir sürece ortak olmamızı
BEKLEMESİN.
Kimse bizden
bir mesele çözüme kavuşturuluyormuş gibi yapılırken
diğer tüm sıkıntıları
· görmezden gelmemizi,
· konuşmamamızı,
· yok saymamızı
BEKLEMESİN.
Kimse bizden
çifte standart içeren uygulamalara “hak ve adalet budur!” dememizi
BEKLEMESİN.
Kimse bizden
keyfilik içeren özgürlükleri ve kısıtlamaları,
keyfilik içeren salıvermeleri ve tutuklamaları
hukuk kapsamında görmemizi
BEKLEMESİN.
4. HIDIRELLEZ DOKUNSUN
Sayın Bahçeli dün Hıdırellez gününden bahsetti.
“Hıdırellez;
baharın muştusu,
tabiatın uyanışı,
darlığın bitişi,
duanın arşa yükselişi,
umudun yeniden yeşerişidir” dedi.
Devamında da
“Bahar yalnızca dağların doruklarına,
ovaların yeşiline,
bahçelerde açan çiçeklere değil;
milletimizin gönlüne,
Edirne’den Kars’a,
Sinop’tan Hatay’a,
İzmir’den Ardahan’a, yurdumuzun tamamına dokunsun” dileğinde bulundu.
Biz de buradan iktidara, iktidarın tüm ortaklarına sesleniyoruz.
Hıdırellez sabahında dileğimiz nettir:
· Bahar yalnızca dağların doruklarına,
· ovaların yeşiline,
· bahçelerde açan çiçeklere değil;
· mağduriyetlerinin giderilmesini bekleyen KHK’lılara
· Barış Akademisyenlerine,
· Kayyım atanan belediyelere,
· Anayasa Mahkemesi kararına rağmen cezaevinde tutulan Hatay Milletvekili Can Atalay’a,
· Yine Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hâlâ cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a
· Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’a
· İşçi haklarını savunduğu için tutuklanan Mehmet Türkmen’e
· Haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmamasına rağmen
· tutuklu bulunan gazetecilere,
· Ve belediye başkanlarına da
DOKUNSUN.
5. İTİRAZIMIZ VAR
Şimdi size tekrar söylüyoruz:
· Biz çözüme değil;
çözümün kapalı kapılar ardında
pazarlık konusu yapılmasına
İTİRAZ EDİYORUZ.
· Biz yaraların sarılmasına,
ilişkilerin onarılmasına değil;
sürecin muğlaklığına ve müphemliğine
İTİRAZ EDİYORUZ.
· Biz hukukun işletilmesine değil;
kişiye özel formüllerle hiçe sayılmasına
İTİRAZ EDİYORUZ.
Sizin
hak ve özgürlükleri tesis etmeniz için
kişilere özel statüler ihdas etmeniz değil,
gerçek anlamda hukuka riayet etmeniz gerekir.
Bu tavrınızla,
Bu yaklaşımınızla,
NE TERÖRSÜZ BİR TÜRKİYE’Yİ KURABİLİR
NE DE YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDEBİLİRSİNİZ.
6. TÜRKİYE’NİN KAYYUM KARNESİ
Değerli arkadaşlar,
Türkiye’de bugün antidemokratik günler yaşıyoruz.
Bugün
kişilere özel statü arayanlar,
MİLLETİN OYUYLA SEÇİLMİŞ İNSANLARIN “statüsünü” yok saymaya devam ediyor.
Bir rakam vereceğim:
Tutuklanan, görevden alınan, kayyum atanan belediye başkanlarının seçim bölgelerinde
Yaklaşık 40 milyon seçmen var.
Yani Türkiye’nin neredeyse %60’ı
· Seçtiği, oy verdiği, belediye başkanı tarafından yönetilmiyor.
Elbette,
ahlaksızlığa, yolsuzluğa göz yumulmamalı.
Bunda hem fikiriz.
Ancak;
Bu kayyum uygulamasını öyle sevdiler ki, işlerine gelmeyen
her kuruma,
her kuruluşa kayyum atıyorlar.
TMSF tarafından kayyumla yönetilen şirket sayısı 1314’e ulaşmış durumda.
Sadece istisnai durumlarda başvurulması gereken kayyum uygulaması
Türkiye’nin yeni yönetim biçimi haline geldi.
O yüzden soruyorum:
BU KAYYUM UYGULAMASI, DEMOKRASİNİN HANGİ STATÜSÜ!
7. MUTLAK BUTLAN
Gerçekten ilginç bir ülkede yaşıyoruz!
İMRALI’YA STATÜYÜ,
ANA MUHALEFET’E MUTLAK BUTLANI
aynı anda konuşan bir iktidar ülkeyi yönetiyor.
Adalet ve Demokrasi
sizin siyasal hesaplarınıza göre şekillenecek bir aparat değildir
İktidar medyası tarafından sürekli “Mutlak Butlan” konusu işleniyor, farkındayız!
Değerli arkadaşlar;
Türkiye’nin gündemi MUTLAK BUTLAN DEĞİL; MUTLAK MUTFAKTIR!
· Mutlak yoksulluktur,
· Mutlak adaletsizlik,
· Mutlak enflasyondur!
Siz;
· Süreci, STATÜYLE
· Enflasyonu, TÜİKLE,
· Aileyi RTÜKLE,
· Siyaseti YARGIYLA dizayn etmeye çalışırsanız
bu millete en büyük kötülüğü yaparsanız.
YAPMAYIN!
8. ÜÇ ÇOCUK YAPIN DEMEKLE OLMUYOR
Değerli arkadaşlar,
Gerçek bir beka sorunu olarak;
“doğum hızı” meselesi gündemimizdeki yerini koruyor.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı,
Aile ve Nüfus meselesine dair bir konuşma yaptı.
Aileyi anlattı.
Doğum oranlarını söyledi.
Şikayetlerini beyan etti.
Söylem düzeyinde KAYGI ÇOK YÜKSEK
Ama iş politikaya gelince SAMİMİYET SIFIR.
Bu meselede samimiyet,
“üç çocuk yapın” demekle değil;
· gençlerin evlenebileceği,
· ailelerin çocuk büyütebileceği,
· kadınların annelik ile çalışma hayatı arasında ezilmediği,
BİR DÜZEN KURMAKLA ÖLÇÜLÜR.
İki de bir!
Ekonomik sıkıntıları, kültürel sebeplerin arkasına saklamaktan vazgeçin!
· Dijital tekno kültürün,
· küresel cinsiyetsizleştirme akımlarının,
· nüfus kontrol politikalarının,
Farkındayız, ne olduğunu biliyoruz.
Ancaak
o kadar uzağa gitmeye gerek yok!
Bugün Türkiye’de aileyi tehdit eden şey,
sadece dijital çağ değildir.
· Kiradır,
· faturadır,
· Çarşı-pazardır.
Aileyi tehdit eden şey;
· okul masrafıdır,
· güvencesiz iştir,
· borçla başlayan hayattır.
Aileyi tehdit en büyük şey;
Sürekli uyaran ama çözüm üretmeyen
vizyonsuz iktidardır!
9. KADINI “TIR ŞOFÖRÜ” YAPMAK
Değerli arkadaşlar,
İktidar sorunu doğru görüyor,
Fakat çözümü yanlış yerde arıyor.
Mesela!
Ulaştırma bakanımız
Kadınlarımıza “Tır şoförlüğünü” bir vizyon,
Bir müjde gibi sunuyor.
Allah aşkına:
· Sizin kadına verdiğiniz değer bu mu?
· Sizin "Güçlü Kadın-Güçlü Türkiye" tasavvurunuz bu mu?
Şimdi!
Kadınlarımızın eline
ağır vasıta direksiyonu tutuşturmayı
bir “Modernleşme” hamlesi olarak pazarlayanlara sesleniyorum:
Eğer bir anne,
Evladından, ailesinden mahrum kalarak,
Günlerce;
uzun yollarda,
Uykusuz gecelerde
tır sürerek rızkını aramak zorunda kalıyorsa;
bu bir BAŞARI ÖYKÜSÜ DEĞİL,
bu BOZUK BİR EKONOMİK DÜZENİN İFLAS BELGESİDİR!
Biz kadının çalışmasına karşı değiliz;
Biz kadının mecburiyetten dolayı
fıtratına aykırı yükler altında ezilmesine karşıyız.
Kadın haklarını savunmak;
Onu en ağır şartlara sürmek değil;
ona fıtratına uygun bir zarafetle,
Ailesini ve çocuklarını ihmal etmeden yaşayabileceği insanca bir düzen sunmaktır.
Siz onu fıtratından koparıp ağır sanayinin,
lojistiğin en sert çarkları arasına atamazsınız.
Kadın, toplumun;
· Nezaketidir,
· Şefkatidir,
· Estetiğidir.
Biz kadını modern dünyanın ağır işçisi değil,
YENİ BİR DÜNYANIN MİMARI OLARAK GÖRÜYORUZ.
10. AİLE KAMPANYAYLA GÜÇLENMEZ!
Ulaştırma Bakanlığımız, kadınları tır şoförü yapmaya çalışadursun,
Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlığımız da aileyi korumak için 15 maddelik bir vizyon belgesi yayınladı.
Bu 15 maddeyi dikkatle inceledik.
Her birinin elbette önemi var.
Uygulanması halinde büyük faydalar sağlayacaktır.
Ancak bu 15 maddenin en başına,
İlk olarak icra edilecek 3 madde eklenmelidir.
1) Enflasyonla Etkin Mücadele
2) Üretim Ekonomisi
3) Refahın Adil Paylaşımı
Eğer, bu 3 maddeyi en başa koymazsanız,
Aileyi kurtaramazsınız!
11. ENFLASYONLA ETKİN MÜCADELE
Niçin bunu söylüyorum:
İşte, Nisan ayı enflasyon rakamları önceki gün açıklandı.
Son 22 yılda kaydedilen en yüksek Nisan enflasyonlarından birini yaşıyoruz.
Bu ne demek biliyor musunuz?
· Bir babanın
Ocak ayında aldığı bebek bezi ile
Nisan ayında aldığı bebek bezi
aynı fiyat değil, demektir.
· Bir annenin
Ocak ayında aldığı mama ile
Nisan ayında aldığı mama
aynı fiyat değil, demektir.
· Bir öğrencinin geçen yılki masrafıyla
bu yılki masrafı aynı değil demektir!
İşte bu yüzden,
Aileyi korumak için, “enflasyonla etkin” mücadele etmek zorundasınız.
Bir rakam daha vereceğim:
BDDK’ya göre
· Takipteki kredi miktarı, sadece son bir yılda %98 artmış.
· Bankacılık sektöründe alacaklar, sadece son bir yılda %83 artmış.
· Son bir yılda Tüketici kredileri %79, KOBİ kredileri %118 artmış.
Bu ne demek biliyor musunuz?
· İnsanımız ya borçla yaşıyor
ya da borcunu ödeyemiyor demek.
Milyonların, milyonlarca borçlu olduğu bir düzende,
İnsanlar geleceğini göremiyor demektir?
İşte biz tam da bu yüzden diyoruz ki:
· Aile meselesi,
sadece Aile Bakanlığı’nın meselesi değildir.
Aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanlığının meselesidir.
· Aile meselesi;
yıl ilan etmekle çözülecek bir mesele değildir.
TEK YOL ADALET!
Aile için ADALET,
Ekonomi için ADALET,
Herkes için ADALET!
12. KÜRESEL SUMUD FİLOSU
Değerli arkadaşlar,
Geçtiğimiz hafta Doğu Akdeniz yine hareketliydi.
Öncelikle,
Gazze’deki ablukayı delmek üzere yola çıkan,
İsrail tarafından alıkonulan,
Küresel Sumud Filosu katılımcıları tüm kardeşlerimi buradan saygıyla selamlıyorum.
Hala denizde olan,
Hala Gazze’ye yelken açan,
Hala İsrail tarafından tehdit edilen
Tüm kardeşlerime de yol açıklığı diliyorum.
Dualarımız da desteğimiz de sizinle!
Değerli arkadaşlar,
Hepimiz biliyoruz ki;
soykırımcı İsrail’in
hukuku hiçe saymadaki cesareti;
Daha önceki haydutluklarının
yanına kâr kalmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu haydutluğu,
Dışişleri Bakanlığımızın;
Sosyal medya hesaplarından “korsanlık eylemi” olarak nitelendirmesi,
“uluslararası toplumu ortak bir tutum takınmaya” davet etmesi
sadece bir geçiştirmedir.
13. İŞİN CİDDİYETİNE VARIN!
Bugün burada, bu son haydutluğun ciddiyetini ifade etmemiz gerekiyor.
Öncelikle,
İsrail’in Sumud Filosuna saldırısı
1.000 kilometre uzaklıkta,
Telaviv’e 1 saat 40 dk uçuş mesafesinde gerçekleştirildi.
Ve uluslararası sularda yapılan bu müdahalede
ilk kez ASKERİ FİLO kullandı.
Bakınız değerli arkadaşlar,
balıkçı teknesinden, mavi tur yatından bahsetmiyoruz.
7 askeri fırkateyn, 1 askeri denizaltı ve 10’larca SİHA’dan, silahlı hava aracından bahsediyoruz.
Öyle bir korku ki;
Umut ve Kararlılık taşıyan yelkenli gemilere karşı,
Tam teşekkülü bir donanma kullanılıyor!
14. GAZZE BARIŞ KURULUNUZA NE OLDU?
Tüm bunlar olurken,
Saldırıyı -neredeyse- İsrail’inden önce
İktidarın da ortak olduğu “Gazze Barış Kurulu” sahiplendi.
En başından beri bu kürsüden defalarca uyardık!
· “Bu kurul;
Gayrimenkulcüler Kurulu'dur,
“The Trump Organizaton’ın” Ortadoğu şubesidir”; dedik.
· “Bu kurul
Gazze’de Barış değil
Akdeniz’de İşgal kuruludur”; dedik.
Bu çağrılarımız karşısında iktidar ne yaptı?
Trump ile aynı kareye girmek adına,
Bizi duymamayı tercih etti.
15. CİRMİNİZ KADAR YER YAKARSINIZ
Şimdi iktidara soruyoruz;
· Girit açıklarında Sumud Filosuna müdahale edilirken;
· Koskoca bir donanma bölgede operasyon yaparken;
· Gazze Barış Kurulu alçakça açıklamalarda bulunurken;
SİZ NE YAPIYORDUNUZ?
Dışişlerimiz ne yapıyordu?
İsrail’e veri aktaran Kürecik’ten size tek bir uyarı gelmedi mi?
Hani “Mavi Vatan”?
Hani denizlerdeki iddiamız, hani caydırıcılığımız?
Biz daha önce defalarca uyardık;
Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir ittifak oluşuyor.
Neredeyse adım başına bir askeri mühimmat konuluyor.
Yunanistan, İsrail, Fransa, Güney Kıbrıs ve ABD aynı eksende buluşurken
siz ne yapıyordunuz?
Biz sizden “eyy” diye başlayan nutuklar değil;
“Bu oyunu bozarız” diyerek atılacak cesur adımlar bekliyoruz.
Buradan Yunanistan’a da seslenmek istiyorum;
En son İngiltere’ye, Fransa’ya güvenerek kurduğunuz hayaller Dumlupınar'da kabusunuz olmuş, Ege’nin soğuk sularında son bulmuştu.
Sakın ha!
Aynı hayale kanmayın,
aynı hataya düşmeyin.
Yoksa sonuç sizin için daha hüsran olur.
Daha açık ve daha net konuşuyorum:
CİRMİNİZ KADAR YER YAKARSINIZ.
16. AĞIR BİR KELİME: ÇÖKÜŞ
Değerli arkadaşlar,
Sözlerimin başında
Bu güzel ülkenin “yönetilemediğini” söyledim.
Bunu sadece bir muhalefet partisi genel başkanı olarak söylemiyorum!
· Çocuklarının geleceğinden endişe duyan,
BİR BABA olarak söylüyorum…
· Milletinin geleceğinden endişe eden
BİR VATANDAŞ olarak söylüyorum…
Çok ağır bir kelime biliyorum…
Ancak tam anlamıyla bir ÇÖKÜŞ yaşıyoruz.
17. CUMHURBAŞKANLIĞI KAOS SİSTEMİ
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dedikleri şey
· yolsuzluk,
· yoksulluk,
· hukuksuzluk,
· güvensizlik,
· kayırmacılık
· ve en önemlisi de belirsizlik altıgenine dönüştü.
Bu altıgen
artık istisna olmaktan çıktı, Sistemin kendisi haline geldi.
Değerli arkadaşlar,
Siyaset “ben daha az kirliyim” yarışı değildir.
Siyaset, temizlik iddiasıdır; temiz kalabilme becerisidir.
Temizlik önce kendi kapınızın önünden başlar.
Kendi içindeki çürüğü ayıklayamayan,
topluma temiz bir gelecek vaat edemez.
Yakınına dokunamayan millete adalet dağıtamaz.
Biz bunlardan dert yandığımız zaman,
Bir de bakıyoruz
sayın Cumhurbaşkanı da bizimle beraber dert yanıyor.
Hep birlikte oturup
· toplumdaki şiddete,
· yozlaşmaya,
· bağımlılığa,
· ailedeki çözülmeye,
· eğitim ve kültürdeki gerilemeye ağıtlar yakıyoruz.
Sorundan dert yakınan ile sorunu çözmesi gereken partiler aynı yerde duruyor.
Bu işte bir gariplik yok mu?
Bu tabloyu değiştirecek olan kim?
Yetki kimin elinde?
Ülkeyi 25 yıldır kim yönetiyor?
Bilinçli bir şekilde, İktidarda sürekli özeleştiri var ama değişim yok!
Aynı hatalar tekrar tekrar yapılıyor,
Ne politika değişiyor ne de uygulama değişiyor,
İktidar sadece
sorunun farkındayız algısı üretmek için “özeleştiriyi” bilinçli olarak kullanıyor.
Bu yöntem sorun çözmez,
sadece çaktırmadan sorunları halının altına süpürür!
18. SAĞ KURTULMA UMUDUMUZ HİÇ YOK MU?
Pekiii,
Bu kötü gidişattan sağ sağlim kurtulma umudu hiç mi yok?
“ELBETTE VAR!”
Umudun bittiği yerde, hayat biter zaten…
Hiç kimsenin şüphesi olmasın,
Bu ülkede
· Refahı,
· Huzuru,
· Emniyeti,
· İstihdamı ve istikrarı
· Ve en önemlisi de umudu geri getireceğiz.
Tüm bu anlattıklarımızı başarmak için
· Kadrolarımız da hazır,
· Projelerimiz de hazır...
Ve bir kez daha söylüyoruz;
86 milyon insanımızın
Huzurla, derinden "oh bee" diyeceği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.
· Mülakatı kaldıracağız,
gençlerimiz “Ohh bee” diyecek!
· Haksız vergileri kaldıracağız,
esnafımız “Ohh bee” diyecek!
· Çiftçimiz emeğinin karşılığını alırken,
“Ohh bee” diyecek!
· Emeklimiz torununa harçlık verirken,
“Ohh bee” diyecek!
· Asgarî ücretlimiz birikim yaparken,
Gençlerimiz umutla çalışırken,
Kadınlarımız güvenle yaşarken,
Çocuklarımız okul bahçelerinde hayallerini konuşurken;
“Ohh bee” diyecek!
İşte biz bunun için,
Bütün gücümüzle hep beraber çalışmaya devam ediyoruz.
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.




