TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

DEPREM BÖLGESİ

Deprem bölgesini ziyaret ettiklerini belirten Arıkan, sosyal devlet olma ilkesinin gereği ve mecburiyeti olarak mücbir sebep uygulamasının sahadaki gerçekliğe göre en az 2030 yılına kadar uzatılması ve bu sürede; taksitlendirme, faiz indirimi ve yeniden yapılandırma gibi desteklerle güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İRAN

Arıkan, ABD'nin İran'a karşı baskı dozunu arttırmasının sebebinin 12 günlük savaşta İsrail'e karşı kullanılan balistik füzelerin başarısında saklı olduğunu belirtti. Arıkan, bölgede tek derdin İsrail'e karşı koyacak bir gücün olmaması çabası olduğunu söyledi.

Hakan Fidan'a karşı haddi aşan Lindsey Graham'a cevap veren Arıkan, Nazileşenin İsrail olduğunu Hitler'in Netanyahu olduğunu bildirdi.

GAZZE VE SİYONİST PROJE

Arıkan, "Gazze'de ateşkesin yürürlükte olduğu 4 ayda 1620 kez anlaşma ihlal edildi. Saldırılarda en az 573 Filistinli hayatını kaybetti 1553 kişinin yaralandı. Bu şartlarda bir düzenden ve ateşkesten bahsetmek mümkün değil" dedi.

Bölgede düzen kurulmasından ziyade Büyük İsrail Projesi'nin kurulmasının hedeflendiğini belirten Arıkan, İran'a yapılan dayatmaların yarın Türkiye'ye yapılacağını söyledi.

Arıkan, "Siyonizm istiyor ki bizim elimizde sapan; onların elinde füzeler olsun. Emperyalizm istiyor ki bölgedeki aktörler, ABD valisi gibi olsun. İsrail istiyor ki Arz-ı mev'ud gerçekleşsin; bölge halkı köle olsun." dedi.

TÜRKİYE'DE ASKERİ SANAYİ

Bağımsız ve onurlu bir dış politikanın ancak yerli ve milli bir savunma anlayışıyla mümkün olacağını Milli Görüş'ün sürekli dile getirdiğini hatırlatan Arıkan, bugün Türkiye'de askeri sanayinin geldiği göz kamaştırıcı başarının bu alanda geç de olsa Milli Görüş anlayışına uygun hareket edilmesiyle başarıldığını söyledi.

Arıkan, "Savunma sanayiinde yerlileşme hamleleri, dışa bağımlılığın azaltılması, stratejik karar alma iradesinin güçlenmesi, Milli Görüş’ün “hakkı üstü tutmak için kuvvetli olma” anlayışıyla birebir örtüşüyor." dedi.

Arıkan, Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan hattında gelişen temasların İslam dünyasının kendi güvenlik ve dayanışma mekanizmalarını kurabileceğinin açık göstergesi olduğunu söyledi.

YENİ BAKANLAR VE EPSTEİN

Türkiye'de organ kaçakçılığı trafiğinde isimleri geçen Boris Wolfman ve Sarah Ferguson'u zikreden Arıkan, TÜİK'in 2016'dan beri kaybolan çocuklar verisi paylaşmadığını hatırlattı.

Epstein'in Türkiye ayağının ucu kime dokunursa dokunsun ortaya çıkarılmasının yeni Bakanlar Akın ve Gürlek'in önündeki birinci dosya olduğunu belirten Arıkan, kararlı mücadeleye ülkenin ihtiyacı olduğunu vurguladı.

İKTİDARIN HİZMET ALERJİLERİ VE ÖZELLEŞTİRMELER

Arıkan, iktidarın "emekfobik" olduğunu, emekliye-esnafa-işçiye-gazeteciye karşı fobisinin olduğunu söyledi.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün, bazı otoyolların işletme haklarının, özelleştirmek amacıyla; İngiliz Firması Ernst end Yang (Ernst & Young) şirketine yetki verilmesine değinen Arıkan özelleştirmelerle 23 yılda elde edilen paranın 1 yıllık faiz ödemesine denk olduğu acı gerçeğini hatırlattı.

SİYASİ AHLAK, DİL AHLAKI VE YENİ KADRO İHTİYACI

Arıkan, kazanmayı değil doğru kalmayı ilke edinen bir siyasi ahlaka ihtiyaca vurgu yaparak iktidar cephesinde normalleşenin öfke dili, sertlik, ve dışlayıcılık olduğunu söyledi.

Arıkan, siyasette yeni bir yola ve yeni kadrolara ihtiyaç olduğunu ve buna talip olduklarını bildirdi.

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI SN. MAHMUT ARIKAN’IN 11 ŞUBAT 2026 TARİHLİ GRUP TOPLANTISI KONUŞMA NOTLARI

"Muhterem Genel Başkanlarım, Kıymetli Milletvekillerimiz, Partilerimizin değerli yöneticileri,

Değerli misafirler, ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız;

Yeni Yol Meclis Grubumuzun grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

1. GİRİŞ VE MALATYA

Değerli arkadaşlar,

Bugün 11 Şubat 2026.

6 Şubat depremlerinin 3. yılında Malatya'daydık.

Sizlere oradan bolca selam ve muhabbet getirdim.

Malatya’da;

· Konteyner çarşıları ziyaret ettik,

· Esnafımızın, Malatyalı hemşerilerimizin dertleri ile hemhal olduk,

· depremin hâlâ devam eden etkilerini gördük

· ve depremzede vatandaşlarımızın taleplerini not aldık.

Gördük ki;

· Altyapı çalışmaları hâlâ gereken seviyeden çok uzak.

· Barınma sorunları devam ediyor.

· Esnafımızın sorunları devam ediyor.

2. MÜCBİR SEBEP UZATILMALIDIR

Bugün depremzede vatandaşlarımızın, sesini bu kürsüye getirdim.

Depremzedelerimiz ve esnafımız

-özellikle- MÜCBİR SEBEBİN UZATILMASINI TALEP EDİYOR.

Çok açık ve net!

· Eğitim ve sağlık hizmetlerinin geçici yapılarda yürütüldüğü,

· Ekonomik faaliyetlerin son derece sınırlı olduğu,

· Esnafın adeta can çekiştiği bir dönemde

MÜCBİR SEBEP KALDIRILAMAZ.

Ayrıca;

mücbir sebep uygulamasının bitirilmesi

· sahadaki gerçeklerle de

· Anayasa’nın sosyal devlet anlayışıyla da

BAĞDAŞMAZ.

Depremzedelerimiz ve esnafımız,

Bugün de, yakın zaman içerisinde de;

ertelenmiş vergi ve prim borçlarını mevcut yükümlülüklerle birlikte ödeme gücüne

sahip değildir.

Mücbir sebebin kaldırılması demek

depremzedelerimizin doğrudan haciz ve icralarla karşı karşıya kalması demektir!

Biz,

· milletimizin talebini buradan dile getiriyoruz,

· gerekli teklifi sunuyoruz,

· takipçisi olacağımızı bir kez daha söylüyoruz!

Mücbir sebep uygulaması,

· sahadaki gerçekliğe göre en az 2030 yılına kadar uzatılmalı,

· bu sürede; taksitlendirme, faiz indirimi ve yeniden yapılandırma gibi desteklerle güçlendirilmelidir.

Bunlar, depremzede vatandaşlarımıza bir lütuf değil;

Bunlar, sosyal devlet olma ilkesinin gereği ve mecburiyetidir.

3. EMPERYALİZMİN GÜDÜMÜNDE BİR “İRAN”

Değerli arkadaşlar;

Bölgemizde yaşanan gelişmeler, ABD ve İsrail tehlikesine karşı uyanık olmayı adeta bir mücbir sebep hâline getirmiştir.

Bölgemizde aylardır İran üzerinden planlanan kaosta;

tansiyon daha da yükseltiliyor.

İşte!

· Yine Trump’ın bitmeyen tehditleri,

· Ve İran'la ticaret yapan bütün ülkelere getirdiği %25 gümrük vergisi!

İran antlaşmaya hazır olduğunu söyledikçe;

ABD, her gün el yükseltiyor,

Emperyalizmin güdümünde bir “İran” istiyor.

Nitekim,

· Eskiden nükleer çalışmalar durdurulsun deniyordu;

· Şimdi, balistik füze çalışmaları da durdurulsun şartı öne sürülüyor.

Neden peki? ABD bu konuda neden bu kadar ısrarcı?

Çünkü değerli arkadaşlar,

Siyonist İsrail, 12 gün savaşında bu füzelere karşı koyamadı!

Tek bir dertleri var:

bu bölgede terörist İsrail'i RAHATSIZ EDECEK HİÇBİR GÜÇ OLMASIN.

Daha iki gün önce

Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan bir televizyon yayınında

“Bölgede savaş istemiyoruz.” dedi diye;

ABD'li Senatör Lindsey Graham;

· Türkiye’yi “hayal dünyasında yaşamakla” suçladı.

· İran'ı da “Nazileşmekle” suçladı…

Soykırım suçlusu Katil Netanyahu'nun emrinden çıkmayanlar bu suçlamaları yapıyor!

Hiç kusura bakma Senatör!

Bu bölgede;

· “Hayal kuran”, sizlersiniz;

· Nazileşen, sizin desteklediğiniz İsrail'dir,

· Bugünün Hitler’i de katil Netanyahu'dur.

4. GAZZE’DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Biz değil rakamlar bunu söylüyor!

Bakınız

İsrail;

Gazze'de ateşkesin yürürlükte olduğu 4 ayda

Tam 1620 kez anlaşmayı ihlal etti!

Saldırılarda en az 573 Filistinli hayatını kaybetti

1553 kişinin yaralandığı bildirildi.

Bu şartlar altında

· bir ateşkesten

· bir düzenden

bahsetmek mümkün değildir.

5. HEDEF TÜM BÖLGEDİR

Bir kez daha yinelemek zorundayız:

· Hedef “bölgede bir düzen” kurmak falan değildir,

Hedef “Büyük İsrail” Projesi'dir.

Bir kez daha söylüyoruz;

· Bugün;

İran'a nükleer çalışmaları durdurun diyenler;

Yarın Türkiye'ye SİHA projesini durdurun diyecekler!

· Bugün;

İran'a Balistik füze çalışmalarını iptal edin diyenler

Yarın Türkiye'ye Kaan'ı, Hürjet'i, Kızılelma’yı iptal edin diyecekler.

Siyonizm istiyor ki

bizim elimizde sapan; onların elinde füzeler olsun.

Emperyalizm istiyor ki

bölgedeki aktörler, ABD valisi gibi olsun.

İsrail istiyor ki

Arz-ı mev'ud gerçekleşsin; bölge halkı köle olsun.

Arkadaşlar bütün yüreğimle söylüyorum;

Bu topraklar sapanla da SİHA’yla da direnir,

Ama asla siyonizme teslim olmaz.

6. TÜRKİYE’NİN SAVUNMA SANAYİİNDE GELDİĞİ NOKTA

Şunu özellikle ifade etmek isterim;

Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği nokta,

iktidarın,

-geç de olsa- Milli Görüş’ün yıllardır ısrarla savunduğu tezlerin doğruluğunu, anlamaya başladığını göstermektedir.

Biz,

bağımsız ve onurlu bir dış politikanın

ancak yerli ve milli bir savunma anlayışıyla mümkün olacağını

hep ifade ettik.

Savunma sanayiinde

· yerlileşme hamleleri,

· dışa bağımlılığın azaltılması

· stratejik karar alma iradesinin güçlenmesi,

Milli Görüş’ün “hakkı üstü tutmak için kuvvetli olma” anlayışıyla birebir örtüşüyor.

Bugün dış politikada

artık Batı merkezli tek yönlü ilişkiler yerine,

çok boyutlu ve bölgesel iş birliklerini konuşmalıyız.

Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan hattında gelişen temaslar,

İslam dünyasının kendi güvenlik ve dayanışma mekanizmalarını kurabileceğinin

açık göstergesidir.

Kamuoyunda “İslam NATO’su” olarak ifade edilen bu arayış,

Bizleri memnun etmektedir.

Bu yaklaşım;

çatışmayı değil, caydırıcılığı ve adil barışı esas almalıdır.

Dış politikada bu kadar yanlıştan sonra iktidarın,

Emperyalizmin;

Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi kapsayan kanlı hedeflerini

daha net okumasını ümit ediyoruz.

Böl-parçala-yönet stratejisinin

bu coğrafyayı kalıcı istikrarsızlığa sürüklediği

artık inkâr edilemez bir gerçektir;

Saadet Partisi olarak biz,

bu sürecin sloganlarla değil;

adalet, şeffaflık ve hakkaniyet ilkeleriyle kurumsallaşması gerektiğini vurguluyoruz.

Türkiye’nin gücü,

yalnızca askeri kapasitesinde değil;

ahlaki tutarlılığında ve mazlum coğrafyalara umut olabilme iradesindedir.

Biz bu iradenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

7. KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ VE İCRAAT BEKLENTİLERİ

Değerli Milletvekilleri,

Sizlerin de malumu;

Bu gece kabinenin iki kritik bakanlığında görev değişimi gerçekleşti.

Öncelikle, Türkiye’de

en ağır sorunların biriktiği bu iki kritik alanda yapılan değişikliklerin,

ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Türkiye’nin, bu alanlarda

· Siyasi şovlara değil;

· etkin, kararlı ve sonuç odaklı bir yönetime ihtiyacı var.

Muhakkak;

Her iki bakanlığın da önünde,

ertelenemez nitelikte, son derece önemli ve hassas dosyalar bulunuyor.

Ancak ben burada;

ilk etapta ele alınması gereken

ve tarafımızdan yakın takip edilecek başlıkları, özellikle ifade edeceğim.

8. BORİS WOLFMAN KİM?

Biliyorsunuz,

ABD'de bir “Epstein Davası” patladı.

Dosyalar detaylı incelendiğinde,

Türkiye'yi ilgilendiren birçok konu olduğunu görüyoruz.

Mesela,

İsmi organ ticareti ile geçen

Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan

Ve Türkiye’de yaşadığı tespit edilen bir isim var:

Boris Wolfman.

Bu şahıs 4 Aralık 2025'te İstanbul'da yakalandı.

Peki suçlama neydi?

“Kosova, Azerbaycan, Suriye, Sri Lanka ve Türkiye'de

uluslararası organ kaçakçılığı yapmak

ve yaşa dışı organ nakli ağı oluşturmak”

İsrail, kendi vatandaşı olan bu şahıs için iade talep etti,

Adalet bakanlığımız bu talebi önce reddetti, ancak daha sonra Boris Wolfman’ı serbest bıraktı.

Arkadaşlar -buraya dikkat-;

Aynı ismin,

6 Şubat Depremlerinde Sahra Hastanesini kuran firmayla bağlantısı olduğu ortaya çıktı.

Yine aynı isim;

2024 yılında patlak veren

ve hepimizin tüylerini diken diken eden

“Yenidoğan Çetesi” ile gündeme geldi.

9. KAYBOLAN ÇOCUKLAR VE ORGAN KAÇAKÇILIĞI

Bir başka isim.

Kraliyet ailesine mensup Sarah Ferguson.

Onun da adı Epstein dosyalarında her türlü kötülükle anılıyor.

Kendisinin, Türkiye'de çocuk yurtlarında ismini değiştirerek

gizlice kamera kaydı yaptığını ve yakalandığını biliyoruz.

Ayrıca bu coğrafyada,

· İsrail'in organ kaçakçılığı konusunda, dünyada rekor üstüne rekor kırdığını da biliyoruz.

· Avrupa/Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü;

Gazze'de İsrail'in katledip gömdüğü bedenlerden

kornea, karaciğer, böbrek ve kalp gibi organların çalındığını kanıtladı.

· Aynı Siyonist İsrail’in organ kaçakçılığıyla mücadeleyi amaçlayan

“2008 İstanbul Bildirgesi'ne” imza atmayı reddettiğini de biliyoruz.

Bu arada;

Tüm bunlar olurken,

Türkiye’de, TÜİK;

2016’dan itibaren “Kaybolan Çocuklar” ile ilgili verileri paylaşmayı durdurdu.

Şimdi iktidara soruyorum;

· Bütün bu bilgiler ve belgeler ışığında;

Türkiye'nin Epsteinlerinin üzerine gidebilecek misiniz?

· Türkiye'de depremde kaybolan çocukların akıbeti ile ilgili soruları

Cevaplayabilecek misiniz?

· Boris Wolfman denen caninin,

Türkiye'de kimlerle temas kurduğunu araştırabilecek misiniz?

Altını çizerek söylüyorum:

Türkiye bu davaya müdahil olmalı,

Ucu nereye giderse gitsin

Kime dokunursa dokunsun

Bu karanlık yapının Türkiye ayağı açığa çıkarılmalıdır.

10. MAKAM VE MEVKİ BEKLEYENLERİ HEYECANLANDIRMAK

İşte Yeni Adalet Bakanımız Sayın Gürleğin,

Yeni İçişleri Bakanımız Sayın Çiftçinin önünde bekleyen en önemli dosyalar

bunlardır.

Bizler bu dosyaların takipçisiyiz.

Unutulmasın!

Ülke olarak tarihi bir dönemeçteyiz.

Türkiye’nin artık

karşı karşıya bulunduğu tehlike ve tehditleri idrak edip

bunları savuşturacak

· yeni bir programa

· yeni bir vizyona ihtiyacı vardır.

Aksi takdirde,

· AK Parti yönetimine kimin gelip gittiğinin,

· AK Partiye kimlerin transfer edilip edilmediğinin,

· Kabineye kimin yeni bakan olup olmayacağının hiçbir anlamı yoktur.

Bu değişiklikler sadece AK Partide makam ve mevki bekleyenleri biraz daha heyecanlandırır.

11. İKTİDARIN MİLLETE “HİZMETE” ALERJİSİ VAR

Değerli arkadaşlar;

Meydanlarda, televizyonlarda, sosyal medyada hamasi nutuklarla millete hizmet etme aşkından bahseden bir iktidarımız var.

Fakat iş sözden çıkıp öze, yani icraata gelince;

İKTİDARDA ALERJİK REAKSİYONLAR görülmeye başlıyor.

12. EMEKLİYE ALERJİ

Örneğin;

İktidarda açık bir EMEKLİ ALERJİSİ,

bir EMEKLİ FOBİSİ var.

Biz teşhisi koyduk; bunun adı olsa olsa EMEKFOBİ’dir.

Yani “emekliden, emekçiden çekinme; emekliye, emekçiye zam korkusu”

Evet! Bu iktidar “emekfobiktir.”

Çünkü bu iktidar;

· emekliyi görünce eli titriyor

· Gözü kararıyor,

· Dili dolaşıyor, zam kelimesini telaffuz edemiyor.

Bununla da yetinmiyor!

Fitreye muhtaç hale getirdiği emekliyi hedef tahtasına koyuyor.

· İktidarın bürokratı, emeklinin uzun yaşamasından rahatsızlık duyduğunu söylüyor.

· Bir başkası; emekliyi “bütçeye yük” ilan ediyor.

Görüyoruz ki;

· Emeklinin emanet ettiği paraları mirasyedi gibi harcayanlar

Suçu emekliye kesiyor.

· Seçimden seçime emeklinin oyuna talip olanlar;

emekliyi bir maliyet kalemi, bir risk unsuru olarak görüyor.

13. ESNAFA ALERJİ

İktidarın sadece emekliye değil,

ESNAFA DA alerjisi var…

Yıllardır zarar eden küçük esnafımızın enflasyon derdi, kira derdi yetmiyormuş gibi;

iktidar şimdi de

yazarkasa ve pos cihazlarının bulunmasını ve ayrıca defter tasdik ettirmesini şart koşuyor.

Neden?

Cevabını Sayın Şimşek yıllardır veriyor;

“Vergiyi tabana yaymak.” İçin

Vergiyi tabana yayıp esnaftan daha çok vergi alacaklar ki

· yandaştan, zenginden daha az vergi alsınlar,

· daha çok vergi affı çıkarsınlar.

Elbette; vergi düzeni, vergi adaleti sağlanmalıdır. Bizim buna itirazımız yok.

Ama bu düzen, bu adalet sadece küçükleri değil,

Büyükleri de kapsamalıdır.

14. İŞÇİYE ALERJİ

Değerli arkadaşlar bu iktidarın sadece emekliye, esnafa değil, İŞÇİYE DE alerjisi var.

Bakınız, bir örnek vermek istiyorum;

Kamu İktisadi Teşebbüslerinde yıllardır aynı işi yaptığı halde

hâlâ taşeron statüsünde çalıştırılan ve mağdur edilen on binlerce emekçi kardeşimiz var.

Onlar da iktidarın bu alerjik reaksiyonlarından dolayı, mağdurlar.

Kamu iktisadi teşebbüslerindeki taşeron işçilerimiz;

· geçici çözümler değil, kalıcı kadro istiyor,

· Enflasyon karşısında erimeyen ücret istiyor,

· Sendikal haklarına tam erişim istiyor,

· Ve en önemlisi yarın kaygısı olmadan çalışma hakkı istiyor.

Bütün bu talepler, lütuf değildir.

Sosyal devlet olma ilkesinin gereğidir, mecburiyetidir.

15. GAZETECİYE ALERJİ

Değerli arkadaşlar,

Bu iktidarın bir diğer alerjisi de özgür basınadır.

İktidara yakın olmayan ulusal medyaya baskıyı

“sağır sultan” bile duydu.

Ben bugün sizlere,

ilk bakışta yerel bir mesele gibi görünen;

ama aslında Anadolu basınının, yerel basının tamamını ilgilendiren,

bir örnekten bahsetmek istiyorum.

Her fırsatta,

Ulusal ve yerel medya mensuplarımızla bir araya geliyoruz.

Afyonkarahisar’da yayın yapan Afyon Postası adlı yerel basın kuruluşu var.

Çok zor şartlarda ayakta kalmaya çalışan Afyon Postasına;

Sosyal medya hesabında paylaşılan üç haber gerekçe gösterilerek

Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından

Tam 863 bin lira idari para cezası kesildi.

Bu üç haberden biri, migren hastalığı ile ilgili bir hekim röportajı,

Diğerleri ise, iki yerel esnafın açılış haberi.

Vahim olan şudur;

Aynı Reklam Kurulu, çok daha ağır ihlallere para cezası bile vermezken,

Afyon Postası’na en üst sınırdan ceza kesmiştir.

Değerli arkadaşlar,

Eğer bu adaletsizlik yaygınlaşırsa;

Zaten bin bir dertle boğuşan, yerel basın

· ya oto-sansüre zorlanacak,

· ya da kepenk kapatacaktır.

Basın özgürlüğü,

sadece iktidara yakın, “büyük” medya kuruluşları için değil;

Anadolu’nun sesi olan, yerel medya için de vardır.

Biz bu kürsüden, yerel medya mensuplarımızın sesi olmaya devam edeceğiz.

16. ÖZELLEŞTİRİLEN KÖPRÜLER

İktidar,

halkın omuzlarına asgari ücreti aşan bir yaşam yükü bindirirken;

diğer yandan devletin sırtındaki yükleri hafifletme bahanesiyle

milletin malını mülkünü elden çıkarıyor.

Bugün;

· 15 Temmuz Şehitler Köprüsü,

· Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün,

· bazı otoyolların işletme haklarının,

özelleştirmek amacıyla;

İngiliz Firması Ernst end Yang (Ernst & Young) şirketine yetki verildiğini öğreniyoruz.

Şimdi sorma gerekiyor:

· 2025 yılında iki köprüden elde edilen net kazanç

111 Milyon 940 bin dolarken bu özelleştirmeler neden yapılıyor?

· Stratejik öneme haiz bu köprüler milletimizin,

ama anahtarları İngilizlerin mi olacak?

Bu özelleştirmeyi Sülün Osman görseydi,

Köprüyü İngilizlere satmak niye benim aklıma gelmedi diye üzülürdü.

Değerli arkadaşlar

Bu özelleştirme konusuna bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

(((Görsel 1))) Bu iktidar,

2003’ten bugüne özelleştirmelerden

66 milyar dolarlık kazanç elde etti.

Buna karşın sadece bu yıl milletimizin bütçesinden

Faiz lobilerine

63 milyar dolar ödeme yapılacak.

Düşünebiliyor musunuz?

23 yılda, 100 yılı aşkın bir miras satıldı

Bir yıllık faize teslim edildi!

17. AK DEMEKLE PAK OLUNMUYOR

Tüm bu anlattıklarımız,

23 yılda yaşadıklarımız,

Adı “Adalet ve Kalkınma” olan,

Kısaltması “AK” olan parti iktidarında oluyor…

Ancak!

Nasıl BAL demekle ağız tatlanmıyorsa

AK demekle de PAK olunmuyor.

Bunca yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılıkla AK olunmaz!

Yolsuzluğu, en büyük icraat haline getirerek AK'lanılmaz!

Emeklilerin ahını alarak AK'lanılmaz!

Asgari ücretlinin sofrası küçülürken AK'lanamazsınız!

Tarifeli yargı sistemiyle adaleti karartıp kendinizi AK'layamazsınız!

Açlığı ve yoksulluğu TÜİK'le gizlerseniz yüzünüz AK değil, maskeniz AK olur!

Liyakati tasfiye edip sadakati ödüllendirerek AK’lanılmaz!

Eleştireni hain, sorgulayanı düşman ilan ederek AK’lanılmaz!

Yargıyı güven değil korku üreten bir alana çevirerek AK olunmaz!

Kamu kaynaklarını denetimden kaçırarak AK’lanılmaz!

18. SİYASİ AHLAK AYNI ZAMANDA DİL AHLAKIDIR

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’de siyasetin en derin krizi artık ideolojik değil,

DİL VE AHLAK KRİZİDİR.

Uzun süredir iktidar cephesinde normalleşen

öfke dili, sertlik, ve dışlayıcılık;

siyaseti adeta işgal etmiştir.

Bu dil, değerli arkadaşlar;

rakibi ikna etmeyi değil, bastırmayı;

eleştirmeyi değil, itibarsızlaştırmayı hedefleyen

bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.

Maalesef öfke, siyaset yapmanın ana yöntemi haline gelmiştir.

Ülkemizde siyaset ne yazık ki

İLKE YARIŞI olmaktan çıkıp

bir SİNİR SAVAŞINA dönmüştür.

Oysa siyasi ahlak,

sadece yolsuzlukla veya dürüstlükle sınırlı değildir.

SİYASİ AHLAK aynı zamanda DİL AHLAKIDIR.

Kamuoyuna konuşan herkes,

söylediği sözün toplumu nasıl şekillendirdiğini hesaba katmak zorundadır.

Kirli dille güç gösterisi olmaz;

hakaretle haklılık kurulmaz.

Sertlik, siyaseti güçlü kılmaz;

aksine siyaseti sığlaştırır.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey;

DAHA YÜKSEK SESLE BAĞIRANLAR DEĞİL,

DAHA ÖLÇÜLÜ KONUŞABİLEN LİDERLERDİR.

· Öfkeyi çoğaltan değil, sorumluluk üstlenen bir siyaset anlayışı;

· kazanmayı değil doğru kalmayı önceleyen bir siyasi ahlak zemini,

artık ertelenemez hale gelmiştir.

19. YENİ KADROLARA İHTİYAÇ

Türkiye'nin sadece yeni bir siyaset tarzına ihtiyacı yok!

Yeni bir siyaset ve devlet insanı kadrolarına ihtiyacı var.

Biz bu ihtiyacı “Yeni Yol” olarak tanımlıyoruz.

Siyasetin bu açmazları, pansuman tedbirler evresini çoktan geçmiştir,

tıp diliyle konuşacak olursak

Siyasetin yaşaması için artık organ nakli gerekmektedir.

Tam da bunun için

· Yeni bir heyecan,

· Yeni bir umut,

· Yeni bir hikâye için çalışıyoruz.

20. BİZ ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR TÜRKİYE VADEDİYORUZ.

Biz;

öngörülebilir bir Türkiye vadediyoruz.

“Yarın başıma bir iş gelir mi?” sorusunu,

“Yarın daha iyisi mümkün mü?” sorusuna dönüştüren bir Türkiye hayal ediyoruz.

Biz,

Yarının korku değil umut olduğu,

Hukukun sürpriz değil güvence sunduğu,

Devletin kapısının belirsizlikle değil adaletle açıldığı bir Türkiye diyoruz.

“Hakkım yenir mi?” endişesini,

“Emeğim korunur” güvenine çeviren bir Türkiye vaat ediyoruz.

Biz,

Hak arayanın fişlenmediği,

İtiraz edenin susturulmadığı,

Farklı düşünenin düşmanlaştırılmadığı

Bir ülkeyi mümkün görüyoruz.

Bu topraklarda artık kader;

Keyfiyetin, belirsizliğin ve korkunun adı olmayacak.

Devlet, vatandaşına ne zaman ve nasıl davranacağını bilen;

Vatandaş da devletinden ne bekleyeceğini bilen bir düzene kavuşacak.

· Öngörülebilir bir ekonomi,

· Öngörülebilir bir hukuk,

· Öngörülebilir bir kamu düzeni!

Kısacası:

· Biz, korku diliyle yönetilen eski Türkiye’yi geleceğini planlayabilen gençlerin,

· Yatırım yaparken tedirgin olmayan girişimcilerin,

· Hakkını ararken başını eğmeyen insanların Türkiye’sini vaat ediyoruz.

· Adaletiyle güçlü,

· Hukukuyla saygın,

· Geleceğiyle cesaret veren

Yeni bir Türkiye inşasının mümkün olduğunu söylüyoruz.

Ve söz veriyoruz;

Göreceksiniz, bunu hep birlikte başaracağız.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son veriyor;

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum."

Kaynak: Haber Merkezi