Kuvveti hak sebebi sayan anlayışın borusunun öttüğü bir
dünyada adaletin ve barışın tesis edilmesini beklemenin yanlış olduğu açıkça
görülüyor. Aslında maddeyi esas alan bir medeniyetin ürünü anlayış ile zaten
yeryüzünde barış ve adaletin sağlanamayacağını bizim medeniyetimiz bize açıkça
gösteriyor. Bir de, dünya üzerinde esmekte olan zulüm rüzgârları bunu her an
adeta ispat ediyor. Böyle olunca da materyalist anlayışın yerine hakkı ve
adaleti esas alan mana medeniyetinin yeryüzünde yeniden hüküm sürmesi
gerekiyor. Bir diğer ifade ile zalimlerin hükmünün sona ermesi için mazlumların
ayağa kalkmaları, kendi değer yargılarına sarılarak yeryüzünde belirleyici hale
getirmeleri gerekiyor. Bu görev dünya Müslümanlarına düşüyor. Dünya
Müslümanlarının birlik oluşturması, hâkim kültürler karşısındaki ezilmişlik ve
sinmişlikten kurtulmaları gerekiyor. Yüzyıllar boyu dünyaya adalet ile hükmeden
bir medeniyetin mensupları olarak bugün içinde bulunduğumuz durum onur kırıcı.
Gelinen noktada yaşananları normal kabul ediyor yeryüzündeki akan kan ve
sömürüden rahatsız olmuyorsak o zaman zaten söyleyecek bir söz kalmaz. Ama bu
da bizi sorumluktan kurtarmaz.
2012’nin son gününde de kan ve gözyaşı vardı. Kanı
dökülenler ve ölenler Müslümanlardı. Dünyanın pek çok köşesinde ne yazık ki
birbirlerini boğazlayanlar da Müslümanlardı. Bir diğer ifade ile bu tip olaylar
insanın içini daha çok acıtıyor. Diyebiliriz ki sömürgeci güçler ellerini ateşe
sokmadan Müslüman kimlikli bir takım maşalar buluyor onların eliyle İslam
dünyasını karıştırıyorlar.
Dünkü gazetelerde, “En kanlı gün: 397 ölü” başlığı altında
yer alan haberler karşısında insanın isyan etmemesi mümkün değildi. Bir günde
397 kişinin hayatını kaybettiği yer Suriye, ölenlerin ve öldürenlerin kimliğinde
ise İslam yazıyor. Daha önce benzer olaylar Libya’da ve Mısır’da yaşandığı gibi
daha başka ülkelerde de yaşanmaya devam ediliyor… Irak’ı, Afganistan’ı unutmak
mümkün değil. Kaldı ki, emperyalist güçlerin Irak üzerindeki oyunları sona
ermemiş olacak ki bu ülkede işler her geçen gün biraz daha karışıyor. Bir iç
savaşın ayak sesleri hızla yaklaşıyor. Bu arada ülkemiz de komşularımızdaki
çatışmaların içine çekilmeye çalışılıyor.
Bu arada Suriye’deki savaşı sona erdirmek için kapı kapı
dolaşanlar çatışmalar sona erdirilmediği takdirde 100 bin kişinin ölebileceğini
söylüyorlar. Bu rakamı bir felakete dikkat çekmek için telaffuz etseler de,
zaten şimdiye kadar 50 bine yakın insan hayatını kaybetmiş, yüz binlerce
Suriyeli ülkesini terk ederek çeşitli ülkelerde göçmen hayatı yaşıyor.
Bu yazı 2012’nin son yazısı, 2013’ün ilk günü yayınlanacak.
Bizim kültürümüze ait olmasa da yeni bir yıla girerken bir muhasebe yapalım
istedim. Elbette dünyanın neresinde olursa olsun mazlumların, darda olanların
yardımına koşmaya devam edeceğiz. Bu bizim görevimiz. Ancak, bunun sürüp
gitmemesini sağlamak için Batı taklitçiliğinden kurtularak kendi medeniyet
değerlerimizi yeniden yeryüzünde etkin ve belirleyici konuma getirmemiz
gerekiyor: Batı’nın medeniyet değerlerine teslim olduğumuz sürece yeryüzünde
kan ve gözyaşının son bulması, hakkın ve adaletin hâkim olması, zalimlerin
insaf ve merhametine sığınarak onurlu bir hayat sürmek mümkün değil. Bu
duygularla yeni yılın İslam dünyası için bir diriliş ve ayağa kalkış, birlik ve
beraberliğin temellerinin atıldığı yıl olmasını diliyorum.