Bayramlar bir lütuftur. Lütuf denilince akla ilk gelen karşılıksız ikramdır. Birinden talebiniz olduğunda ya da size hakkının geçtiğini düşündüğünüzde muhatabınıza “lütfen” dersiniz. Yani, “ bu benim hakkım değil, dilerseniz yapın” demiş olursunuz.
En büyük lütuf Allah’a aittir. ‘El Latif’ olanın lütfu tecelli ettiğinde hayatınız değişir. Bu sebeple ondan dilemeli, lütuf kapısında beklemeli. “Hakkım olanı istemekten imtina ederim- ki sen latif olansın, dilediğin kişiye karşılıksız verirsin.” demeli.
Hak ettiğimizi düşündüğünüz şey, aslında ‘kul’ dairesinde yerine getirilmesi gereken davranışlardır. Mesela aldığınız nefes karşılıksızdır. Sizin için en hayati değer taşıyan nefes bedelsiz bir ikramdır.
Oksijen kadar bir başka hayati öneme sahip olan su için bedel ödersiniz. Şehir hayatının kaçınılmaz gereği, her şey bir bedel karşılığında sunulur. Hayatta kalmak için bedel ödersiniz, daha iyi şartlara erişmek için çok bedel kazanmanız gerekir.
‘Avrupai’ denilen bir kavram vardı önceleri. Modern yaşam dediğimiz bu tarzın getirdiği bir şey var. Kendin için kazan ve kendine harca. Avrupalıların icat ettiği bu tarz-ı hayat, ikram etmeyi ve bedel almadan vermeyi ortadan kaldırdı.
Anlam boşluğu yaşayan bir toplumun insani özelliklerden uzaklaşması normal. Dünya denilen sistem ego ile bir bütündür. Ego, yani nefsin hoşnutluğu için doyum gerekli. Doyum sağlamak için sektörlerin ürettiği sınırsız haz nesnesi var. Bunları elde etmek ve mutlu olmak için çalışıp kazanmanız gerekir. Para size nefsinizle mutlu olacağınız imkânlar sunar. Bu sebeple, ancak çok kazanarak bu düzende adam gibi yaşayabilirsiniz! Modernizmin amentüsü böyle.
Medya, size ait olmayan bu hayatı özendirerek sunuyor. Hayatınızı idame ettirirken oksijenin bir lütuf olduğunu unutuyorsunuz. Latif olan Allah’ın üzerinizdeki öteki lütufları aklınıza gelmiyor. Hayatın, rızkın, izzetin, itibarın ve kalbin onun elinde olduğunu unutuyorsunuz.
Her şeyin ölçülebilir, bir pahaya karşılık olduğu bilincinize kodlanıyor. İkram, lütuf, bağışlama, karz-ı hasen dediğimiz, hibe etmek, artık hikâyeler de geçen bir erdem sanki.
Su kadar aziz bir nimete bedel ödediğiniz gibi her şeyi bedelle anmaya başlıyorsunuz. Bu yüzden “Ya Latif” demek yerine cüzdanınıza kredi kartlarını dolduruyorsunuz. Ödeyeceğiniz fatura sayısı arttıkça letafetten uzaklaşıyorsunuz.
Lütfü anlamaya nasıl bir yol bulabiliriz. El Latif olanın mevsimi gibi geçti Ramazan. Oruçla bir bedel ödedik, itikâfla paradan ve bedelden uzaklaşanlar oldu.
İtikâfa girdiğinizde harcama alışkanlığını rafa kalkıyor. Bedelle var olmanın ötesine geçerek bedelsiz yaşamanın keyfine varıyorsunuz. Kirası olmayan bir mekânda, nefesle, zikirle ve tefekkürle, latif iklim sizi sarıyor.
Modern hayatınızın konforunu bozan oruca eklenen bir başka dokunuş, itikâftır. Alışageldiğiniz bağlardan, bağımlılıklardan sizi kurtarır. Bayram ise zorunlu olarak ödediğiniz bedellere karşılık bir lütuf ve ihsandır.
Ramazan kalbinize dokundu. Orada kökleşen marazi duygulardan arındınız. Rahmet eli kalbinize genişlik verdi, bağışlandınız. Manevi derecenizde yükselme oldu.
Ramazan’da sağlığınız hiçbir sağlık imkânı ile elde edemeyeceğiniz bir iyileşme ve afiyete ulaştı. Bir haz değirmenine dönüşen vücudunuz dinlenmeye ve kendine gelmeye başladı.
Kişiliğiniz ve psikolojiniz, tutulduğu haz-doyum bağından kurtuldu. Soluklandı. Kendini bilme yolunda önemli aşamalar kazandı. Bir bakıma açlıkla terbiye olan egonuz, kendine geldi.
Ramazan’da ödediğiniz oruç bedeline karşı bu karşılıları elde ettiniz. Şimdi bayram; bu alış verişte bir de ikram olmalı. Bayramda yaşadığınızı sonra kendi imkânlarınızla tekrara kalkışanız bir şey eksik kalır. Kalbinizdeki itminan ve neşe taklit edilemez bir haldedir bayramlarda.
Bugününüzü kutlu kılan zatın kalbinize verdiği bir hediye olacaktır. Oruç tutanlara özel bir duygu. Hayata olumlu bakmak, dargınlıklara daha olgun yaklaşmak, sorunlarınıza bilgece bakmayı sağlayan bir kalbe sahip olacaksınız.
Bayramlarda kalbe lütfedene karşı hamdinizi artırarak, şükretmelisiniz. Nimete şükür olmalı. Bir imtihanla yaşadığınız sorunlar için dua ile sabretmeli, beklemeli. “Ben hak sahibi değilim ama sen lütuf sahibisin” demeli. Lütuf dilemeli.
Duası olmayan kişi yeryüzünde bir hayalet gibi yaşar. İnsan dileyendir. Dua bir dilekçedir. Her dilekçenin bir karşılığı vardır.
TEKNOLOJİYE BAYRAM ARASI
Çocukların ve gençlerin teknoloji bağımlılığını konuştuğumuz bugünlerde, bayram bir duyarlık geliştirilebilir. Bir arada otururken gençleri yine suskun bulacaksınız. Genellikle başları önlerinde ekrana bakacaklar. Sizin konuşma isteğine karşı kaçamak cevaplar verecekler. Bir süre sonra direnemeyip yetişkinlerle konuşmayı tercih edeceksiniz.
Bayramlarda dijital takıntılı gençlerle oturmak bir fırsattır. Ziyaretlerde bir yolunu bulup bir diyalog kurmalı. Onlar konuşmaya isteksiz olsalar da diyalog için isteksiz değiller. Kültür aktarımının bu yol dışında etkili olabileceği alanlar sınırlıdır. Bu nedenle bir sorumluluk addetmeli.
Gençlerin suskunluğuna dokunmalı. Bu konuda duyarlı olan yetişkinler, tutumlarında kararlı oldukları halde gençlerin nasıl yakınlaştıklarını göreceklerdir.
Kimi ebeveyn tutumları koruyucu bir yaklaşımla çocuğunu kırmamak için onu dijital ortama terk ediyor. Evine gelen misafir çocuğunuzu görmeden evden ayrılıyor. Okulda misafir karşılama adabı öğretilmez. Bu sorumluluk sizde; çocuğun adabı ve edebinden siz mesulsünüz. Dijital takıntılar varoluşunuzu yükselten değerleri yaşamanız için geçerli bir sebep değildir.
Koruyucu ebeveynlerden çocuğunu misafir yanına getirmeyi başaranlarda da bir başka handikap var. Yetişkinlerin konuştuğu, bazen önemli bir konu esnasında çocuk araya girip, arzı endam ediyor. Bakıyorsunuz, ev sahibiniz sözünüzü bitirmeden ve konuya dönmeyi düşünmeden çocukla ilgilenmeye başlıyor. “Adap, herkes için” deyip, kesret içinde vahdet diyerek ortama uyum sağlıyorsunuz. Bayramların hoşgörü günleri olmasının, her anlamda kattığı bir şey var.
Bayramlar, mutluluk kadar acıların anlamı üzerinde düşünerek niçin var edildiğimizi anlamak için tefekkür kapısı aralar. Her birimizin bu lütuftan alacağı nasihatler var.
Ramazan Bayramı kalbimize genişlik, ümmete selamete vesile olsun…