Serinin bu son yazısında muhtemel bir itiraza kısaca

değineyim:

Denebilir ki: Kur an da Efendimizin (S.A.V.), kendisine

vahiy gelmeden önce, Kitap nedir, iman nedir bilmediği , yolunu şaşırmış bir

halde olduğu   haber verilmektedir. Bu ve

benzeri nasslar, Efendimizin (S.A.V.) peygamberlik vasfını ancak 40 yaşında

haiz olabildiğini açık biçimde göstermektedir. Eğer Efendimiz (S.A.V.), Hz.

Âdem e (A.S.) henüz ruh üfürülmeden önce peygamber olmuş olsaydı, Kur an

tarafından bu şekilde zikredilmesi söz konusu olmazdı. Bu durumda O nun Hz.

Âdem (A.S.) yaratılış sürecini tamamlamadan önce peygamber olduğunu söylemek

mümkün değildir.

Bu itiraza şöyle mukabele ederiz: Nur-u Muhammedî

meselesini kabul edenler, Efendimizin (S.A.V.) kâinat yaratılmadan önce

bildiğimiz anlamda peygamberliğin bütün vasıflarını üzerinde taşıyacak şekilde

peygamber olduğunu ileri sürmüyor. O aşamada Efendimizin (S.A.V.) hakikati nin

var olduğunu söylüyor. Esasen yaratılışın o aşamasında henüz kendisine

peygamber gönderilecek muhatap mevcut olmadığı için bildiğimiz anlamda

peygamberlik de söz konusu olmayacaktır tabii olarak.

Bu itibarla o aşamada vahiy alan ve bu vahyi

muhataplarına tebliğ eden Muhammed b. Abdillah dan (S.A.V.) değil, O nun

hakikatinden söz edilmektedir. Efendimizin (S.A.V.) ruh ve beden olarak,

Muhammed b. Abdillah olarak peygamberlik misyonu ancak dünyayı teşrifinin

üzerinden 40 yıl geçtikten sonra söz konusu olacaktır.

Meseleyi bir başka açıdan şöyle izah edebiliriz: Hiç

birimiz Elestü bi Rabbikum sorusuna muhatap olduğumuzu ve bu soruya

belâ/evet cevabı verdiğimizi hatırlamıyoruz. Oysa Kur an da bu meselenin

zikrediliş tarzı son derece enteresandır: Hani Rabbin: Âdemoğullarının

bellerinden zürriyyetlerini almış, onları nefislerine karşı şahit tutarak, Ben

sizin Rabbiniz değil miyim diye işhad etmiş, onlar da evet demişlerdi,

şâhidiz . Kıyamet günü, Bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz!

Burada soy-sop sahibi her insandan alınan misak tan söz

edilmektedir. Bu misak, biz, ruh ve bedenden müteşekkil insan lar olduğumuz

halde mi bizden alındı Buna evet demek mümkün değil. Zira her birimiz bu

dünyaya birer ana-baba vesilesiyle geldik. Dünyaya ilk geldiğimizde mükellef

bile değildik. Bebeklik ve çocukluk çağlarından geçerek mükellef olduğumuz

yaşlara geldik. O halde soralım: Elest bezmi nde Ben sizin Rabbiniz değil

miyim sorusunun muhataplarının ontolojik varlıkları hakkında ne

söyleyebiliriz Üstelik orada verdiğimiz ve dahi hiç birimizin hatırlamadığı o

ahit, bu dünyada inkâr üzere yaşayanlar için kıyamet günü aleyhde bir hüccet

olacak. Hakikat-ı Muhammediye meselesini peşinen reddedenler öncelikle Elest

bezminde, Ben sizin Rabbiniz değil miyim sorusuna, Belâ/evet cevabını

verenler kimlerdi sorusunun tatminkâr bir cevabını vermek durumundadırlar.

Özellikle de ruhların bedenlerden sonra yaratıldığını söyleyen İbnu l-Kayyım ı

ve hocası İbn Teymiyye yi takliden Hakikat-ı Muhammediyye meselesinde peşinci

red tavrı takınanlar için bu ilmî bir mecburiyettir.

Sonuç olarak deriz ki: Meseleye önyargıyla reddetmek

üzere değil, anlamak için bakıldığında Levlâke rivayetinin de Nur-u

Muhammedî meselesinin de makul izahı mümkündür; hatta böyle izah etmek

nassların gereği olarak görülmelidir.

Vallahu a lem.

42/eş-Şûrâ, 52, 93/ed-Duhâ, 7, 7/el-A râf, 172.