SİYASİLER arasındaki tartışmanın dozajının giderek

artması, adeta birbirlerini mars etme yarışı haline getirilmesi ülkeyi geriyor.

Bununla kalmıyor terör örgütü meydanı boş bulmuş olmanın rahatlığı içinde

hareket ediyor. Ne var ki, siyasi kadrolar terör örgütünün siyasi partilerin

bir koalisyon hükümeti kuramamış olmasından cesaret aldığını görmezden

geliyorlar. Çünkü birbirlerine laf yetiştirmekten ülkenin gerçek sorunları ve

gündemi ile ilgilenmeye fırsat bulamıyorlar. Siyasiler arasındaki laf yarışına

bakıldığında tek sorun Cumhurbaşkanlığı Sarayı sanırsınız. Sarayın yapılışı,

Cumhurbaşkanı nın üslup ve sözleri elbette eleştirilebilir. Ama olayın

karşılıklı hakaret ve aşağılamaya dönüştürülmesinin izahı yoktur. Çünkü siyasi

partiler ve liderleri birbirlerine laf yetiştirmekle değil, ülkenin yönetimine

talip olmak, sorunlara çözüm üretmek ve bunu millete sunmakla görevlidirler.

Bunu yapmayan/yapamayanlar mesuldürler.

Çeşitli kereler ifadeye çalıştığım gibi seçmenin yüzde

52 sinin oyunu alarak seçilmiş bir Cumhurbaşkanı nın meşruiyetini tartışmaya

açmanın izahı yoktur. Özellikle de eleştirilerde aile fertlerinin üzerinden

saldırı düzenlemek de doğru değildir. Cumhurbaşkanı na yönelik meşruiyet

tartışmaları ve Bilal i ver iktidarı al yaklaşımı ne kadar doğru değilse

Sayın Erdoğan ın, cevap verirken, Çocuğu olmayanların böyle bir saygısızlığı

yapmasından daha doğal bir şey olamaz. Çünkü bunlar aile nedir evlat nedir

bilmez sözleri de aynı ölçüde yanlış olmuştur.

Siyaset meydanında herkes muhataplarının sesini daha

yüksek perdeden konuşarak bastırmaya kalkışırsa, ortada gürültüden başka bir

şey kalmaz. Hâlbuki ülkenin içinde bulunduğu şartlarda ortalığı gürültüye

teslim etmeye değil, sorunlara çözüm bulmaya ihtiyaç vardır. Kısacası, siyasilerin

gidişatı doğru değildir. Bu tür üslup ve her şeye karşı çıkılarak koalisyon

hükümetinin kurulması mümkün olmadığı gibi ülkenin sorunlarına çözüm bulmak da

mümkün olmaz/olmuyor. Bundan da terör örgütü ve söz konusu örgütün arkasındaki

uluslararası güçler yararlanıyorlar.

Bu bakımdan tüm siyasi partiler ve yöneticiler

birbirlerini mat etme yarışını bir kenara bırakarak ülke için gerekli olan

uzlaşmayı sağlamak zorundadırlar. Tüm bunlar bana rahmetli Erbakan Hocamı ve

onun varlığına duyulan ihtiyacı hatırlatıyor. Çünkü rahmetli Hocam siyaseti

çıkmaza sokmak için değil, düze çıkarmak için gayret gösterir, bu yolda

gerektiğinde fedakârlık yapabilirdi. Sonuç olarak Meclis te temsil edilen

partilerin aralarındaki uzlaşmaz tutumu sürdürmelerini engellemenin yolu

seçmenin oyundan geçiyor. Seçmen, Ben oy veriyorum ama siz benim oylarımın

önemli bir kısmını geçersiz saymak anlamına gelebilecek bir tavır

sergiliyorsunuz diyerek ayağa kalktığı takdirde ortaya yeni alternatif

partiler çıkacaktır. Söz gelimi 7 Haziran seçimlerinden Saadet Partisi 80-100

milletvekili ile çıkmış olsaydı böylesine bir hükümet bunalımı ve kriz yaşanır

mıydı Bu soruya insaf ile cevap verildiği takdirde Meclis in Milli Görüş ü

temsil eden Saadet Partisi ne ihtiyaç olduğunu kabul edeceklerdir.

Derdim bir partinin propagandasını yapmak değil. Ancak,

Meclis te temsil edilen partilerin dördünün de bir koalisyon hükümeti

kurulamayışından sorumlu olduklarına dikkat çekmeye çalışıyorum. Eğer mevcut

dört parti ile bir hükmet oluşturulamamış ve bu terör ortamından yeni bir seçim

gündeme gelmiş ise bunda 4 partinin de sorumluluğu vardır.